‘Saç örgüsü’ değil ‘ideolojik teşhir’

  • GİRİŞ28.01.2026 08:56
  • GÜNCELLEME28.01.2026 08:56

Türkiye’de bir süredir tuhaf bir tiyatro oynanıyor. Sahne dekoru “sanat”, kostüm “özgürlük”, replikler ise aynı ezberler: Barış, mağduriyet, kimlik... Fakat perde arkasında değişmeyen bir şey var; Türkiye’ye mesafe koymadan alkış toplayamayan bir popülizm!

Bazı isimler var; ne yaptıklarıyla değil, neye karşı durduklarını ima ettikleriyle görünür oluyorlar. Sanat dünyasında da bu böyle…

Uzun zamandır sanatın kendisi değil, simgesi konuşuyor. Kendilerine oyunculuk payesi verilen veya kendiliğinden bu unvanı alan bazı isimler oyunculukları ile değil, pozları ile dolaşıma giriyorlar. Özellikle varlık sebeplerinin alt metnine siyaseti yerleştirenler için estetik, mesele olmaktan çıkıyor, ideolojik teşhire dönüşüyor.

Söylenenler net değil, ima güçlü…

Kınamalar seçici, acılar hiyerarşik, hassasiyetler tek yönlü. PKK/PYD söz konusu olduğunda ses alçak, cümleler buğulu, fiiller edilgen…

***

Bu bağlamda anılabilecek oyuncular Belçim Bilgin ve/ya Füsun Demirel örneği, popüler kültür ile politik sembolizmin nasıl iç içe geçebildiğini göstermesi bakımından öğretici. Popüler kültürle politik sembolizmin nasıl birbirine dolandığını, yeteneğin nasıl imajın gölgesinde bırakıldığını gösterir.

Hafızası olanlar bilir: Füsun Demirel gibi isimler yıllar önce benzer cümlelerle, benzer parantezlerle alkışlandı. “Yanlış anlaşıldım” diyerek hafızaları sıfırlamaya çalıştılar. Sonra geriye ne kaldı? Ne evrensel bir sanat mirası ne de tutarlı bir ahlakî çizgi. Geriye sadece bu cümleler kaldı. Yani toplumun belleğine çarpan kırıklar…

Ünlü tiyatrocu, yönetmen ve yazar Yılmaz Erdoğan’ın eski eşi olarak kayıtlara geçen ve sonrasında sönmüş bir kratere dönüşen Belçim Bilgin’in yıllar içinde yaptığı açıklamalar ve tercih ettiği kamusal duruş, kimi çevrelerce PKK/PYD çizgisine yakın bir söylem olarak okundu.

***

Bunu söylerken bir mahkeme kararı veya hukukî bir tespitten yola çıkmıyoruz. Kamuoyunda oluşan algı hadisenin böyle olduğunu gösteriyor. Algıyı doğuran da çoğu zaman açık destekten ziyade, ‘seçici sessizlik’, tek taraflı hassasiyet ve ‘simgesel jestler’ oluyor. Çünkü sanatçı -eğer gerçek anlamda sanatçı ise- kamusal bir figürdür. Söz kadar suskunluk, içerik kadar sembol de mesaj verir. Bu semboller -özellikle Türkiye gibi hafızası diri bir ülkede- boşlukta kalmaz.

***

Son dönemde gündeme taşınan saç örgüsü tartışması bu açıdan önemlidir. Elbette saç örgüsü suç değil, estetik bir tercihtir. Ancak siyasallaşmış sembollerle birlikte kullanıldığında, masumiyet iddiası zayıflar veya tamamen ortadan kalkar. Yani sembolün yükü ağırlaşır. Bu yük, ülkemizde kanla, terörle ve travmayla yüklüdür.

Bugün popüler kültürde kimi semboller, mağduriyet romantizmi ile militan estetik arasında gidip geliyor. Sanatçı, bu estetiği bilinçli olarak sahiplendiğinde ya da eleştirel bir mesafe koymadığında, “ben sadece sanat yapıyorum” savunması ikna ediciliğini yitirir, saçma bir hal alır.

Bilgin’in oyunculuk kariyeri, kimi dönemlerde parlatılmış bir imajın gerisinde kaldı. Uluslararası vitrinler, festival fotoğrafları ve röportajlar, derinlikli ve süreklilik arz eden bir oyunculuk çizgisi üretmeye yetmedi. Popülizm tam da burada devreye giriyor: Başarıdan çok duruş, yetenekten çok konum konuşuluyor. Yani imaj, eserin önüne geçiyor.

***

Asıl mesele tek bir isim değil. Farklı ülkelerden, farklı ideolojik kamplardan “meşhur” ve “yarı-meşhur” figürlerin, konu Türkiye olunca aynı cümlede buluşabilmesi…

Bu buluşmanın merkezinde ne demokrasi, ne de özgürlük var. Merkezde iktidar eleştirisi kılığına sokulmuş Türkiye karşıtlığı var.

Dolayısıyla mesele Recep Tayyip Erdoğan da değildir çünkü iktidarlar gelir gider. Mesele kelimenin tam anlamıyla memleket ve bekâ meselesidir. Mesele, Türkiye’nin terörle mücadelesinin simgelerle aşındırılması, acılarının estetikle flulaştırılmasıdır.

***

Sanatçı eleştirilebilir, eleştirebilir de...

İktidarlar da eleştirilebilir.

Ama terörle arasına net mesafe koymayan bir estetik, kesinlikle masum sayılamaz.

Popülizmin alkışladığı bu duruş, kısa vadede görünürlük sağlasa da uzun vadede tarihin sadece dipnotu olur.

Unutulmamalıdır:

Popülizm alkışı sever, sadakati sevmez. İş bitince sahneyi boşaltır

 

Yorumlar6

  • MESELE 19 dakika önce Şikayet Et
    150 yıllık tarihimizde İlk defa Devlet Devletin temel sorunlarına Köklü çözüm üretme sürecine girdi, Kamu gücüyle güçlü irade gösterdi, önceden sorunu ima dahi eden suikaste uğrayıp imha ediliyordu, Aktörlerin rollerini iyi takip etmek lazım yakında Kar eriyecek tezek gözükecek, gelecek nesillere kimin nasıl kalleşlikler yaptığını tarihe not düşelim, Çözüm lazım olursa faydalansınlar
    Cevapla
  • Hüseyin Çelik 1 saat önce Şikayet Et
    "Merkezde iktidar eleştirisi kılığına sokulmuş Türkiye karşıtlığı var." Çok doğru bir tespit. Teşekkürler.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • osman 1 saat önce Şikayet Et
    Teşekkür ederiz.Bir yazarın Akıl ile gönlü birleşince böyle okunası yazılar önümüze geliyor.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Misafir 2 saat önce Şikayet Et
    Kadın öğesini kullanarak batılı efendilerinden yardım dileniyorlar.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • Hakem 2 saat önce Şikayet Et
    Çok güzel bir yazı olmuş bizlerin tercümanı oluyorsunuz.Allah razı olsun,yalnız olmadığınızı bilin bu düşünceleri savunan milyonlar var onlar azınlık bir gurup ama şimdiye kadar hep onları pohpohladılar maddi ve siyasi olarak ama biz de eskisi kadar zayıf değiliz .Bu hak batıl kavgası biraz daha devam edecek.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat