Chomsky’i silelim de Trump’ı ne yapalım?

  • GİRİŞ25.02.2026 08:51
  • GÜNCELLEME25.02.2026 08:51

Yüzyılın ahlaksızlığı Epstein lağımından pis kokular çıkmaya devam ediyor. Siyasetçisinden sanatçısına, kralından ultra zenginine kadar dünyanın hemen her yerinden pek çok isim bu çukurun içinde…

Ülkemiz de dâhil dünyada fikirlerine ve eserlerine en çok atıf yapılan isimlerden Noam Chomsky’nin adı da bu kez dilbilim ya da Amerikan dış politikası eleştirileriyle değil, Jeffrey Epstein dosyası ile gündemde ve soru şu: Büyük düşünürlerin ahlakî zaafları, onların fikirlerini de geçersiz kılar mı?

Aslında bu soru yeni değil: Batıda Martin Heidegger, 20. yüzyıl felsefesinin kurucu isimlerinden biri olarak kabul edilirken Nazi Partisi ile kurduğu ilişki nedeniyle hâlâ tartışılıyor. Jean-Paul Sartre ve Simone de Beauvoir, özgürlük ve etik üzerine yazdıkları kadar çarpık özel hayatlarındaki tartışmalı ilişkileriyle de eleştiriliyor. Louis-Ferdinand Céline edebiyatın zirvelerine çıkarken ‘antisemitik’ metinleriyle karanlık bir miras bıraktı. Pablo Picasso da sanat tarihinin en büyük isimlerinden biri olmasına rağmen özel hayatındaki davranışları nedeniyle hâlâ lânetli isimlerden biri…

***

Şimdi bu isimlerle Chomsky’i yan yana koyduğumuzda nasıl bir refleks göstermeliyiz? Hepsini tarihin çöplüğüne atıp ders kitaplarından çıkarmalı veya yok mu saymalıyız? İlk anda, “ahlakî temizlik” adına “silmeliyiz” cevabı gelebilir. Doğrudur da… Ancak bu yaklaşım, düşünce tarihini bir tür steril müzeye dönüştürme riskini taşır. Çünkü insanlık tarihinin büyük kısmı, kusurlu insanların eseridir. Eğer ölçüt mutlak ahlakî tutarlılık olursa, geriye neredeyse kimse kalmaz.

Diğer uç ise “eser eserdir” diyerek tüm bağlamı yok saymaktır. Bu da en az ilki kadar sorunlu. Çünkü düşünürlerin fikirleri, çoğu zaman onların siyasî ve ahlakî konumlarından bağımsız değildir. Heidegger’i Nazizm’den tamamen ayırarak okumak nasıl eksik kalırsa, Chomsky’i de güncel tartışmalardan yalıtarak ele almak eksik olabilir.

Dolayısıyla asıl mesele, silmek ya da kutsamak değil; bağlamlandırmak. Chomsky’nin dilbilime katkıları –özellikle “evrensel dilbilgisi” teorisi– modern bilim için hâlâ kurucu önemdedir. Aynı şekilde medya ve güç ilişkilerine dair analizleri, eleştirel düşüncenin temel taşları arasında yer alır. Ancak bu, onun kişisel ilişkilerinin –asla- sorgulanamayacağı anlamına gelmez. Tam tersine, bu tür durumlar bir imkân bile sunabilir: Düşünürleri putlaştırmadan, onları bütünlüklü biçimde değerlendirme fırsatı. Bu yaklaşım, hem eleştirel düşünceyi canlı tutar hem de ahlakî duyarlılığı köreltmez. Chomsky’i ders kitaplarından kazımak yerine, belki de ders kitaplarını yeniden yazmalıyız. Onu yalnızca “büyük düşünür” olarak değil, aynı zamanda tartışmalı bir figür olarak anlatmalıyız. Çünkü gerçek eğitim, yalnızca doğru cevapları değil, zor soruları da öğretir.

***

Ya da, diyelim ki Noam Chomsky’yi ders kitaplarından sildik. Vicdanlarımızı rahatlattık. En ağır hükmü verdik. Peki sonra?

Asıl soru tam da burada başlıyor: Aynı ahlakî hassasiyeti, Epstein çevresinde adı geçen diğer güç sahiplerine de gösterecek miyiz?

Mesela Donald Trump, Bill Gates, Bill Clinton, Ehud Barak ve diğerlerine…

Bu isimler, yalnızca bu skandalın “kenar figürleri” değil aynı zamanda küresel güç ağlarının merkezinde yer alan aktörler. Siyaseti, ekonomiyi, hatta savaşları şekillendiren insanlar. Peki, neden tartışma onların etrafında aynı yoğunlukla dönmüyor?

Çünkü mesele çoğu zaman ahlak değil, güçtür. Chomsky gibi bir figür, semboliktir. Fikir üretir, eleştirir, rahatsız eder. Ama sistemin doğrudan sahibi değildir. O yüzden ona yöneltilen öfke, aynı zamanda risksizdir. Onu “silmek”, mevcut güç dengelerine dokunmaz. Hatta çoğu zaman dikkatleri başka yerlere dağıtıp onları görünmez bile kılar. Oysa diğer isimler için aynı şey söylenemez.

Onları gerçekten sorgulamak, yalnızca bir kişiyi değil; bir sistemi sorgulamak anlamına gelir. Finansal ağları, siyasî ilişkileri, küresel nüfuz mekanizmalarını… İşte bu yüzden sessizlik devreye girer. Çünkü bu alan, sloganlarla değil, cesaretle konuşulabilecek bir alandır.

***

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu çifte standart vardır: Bir düşünürün özel hayatı üzerinden yürütülen ahlak tartışmaları, kolayca bir linç kültürüne dönüşebilirken –elbette tartışılmalıdır-, gerçek güç odaklarına yönelik eleştiri ya yüzeysel kalır ya da tamamen suskunlukla geçiştirilir. Bu, yalnızca bir tercih değil aynı zamanda bir alışkanlıktır. Güce karşı temkinli, fikre karşı acımasız bir refleks…

Oysa ahlak, seçici olduğunda anlamını yitirir.

Eğer mesele gerçekten etikse, o zaman bu hassasiyetin herkes için geçerli olması gerekir. Sadece “eleştirilmesi kolay” olanlara değil; “dokunulması zor” olanlara da…

Burada bir ince çizgiyi de unutmamak gerekir: Bu isimlerin her biri farklı bağlamlarda, farklı düzeylerde ilişkilendirilmiştir. Hepsini tek bir torbaya atmak, meseleyi basitleştirmek olabilir. Ancak bu gerçek, şu soruyu ortadan kaldırmamalı: Neden bazı isimler büyütülürken bazıları hızla gündemden düşürülür?

Belki de cevap rahatsız edici derecede basit: Çünkü bazıları eleştirilebilir, bazıları ise dokunulamaz kabul edilir.

***

Bu yüzden Chomsky tartışması aslında bir turnusol kâğıdıdır. (Burada Epstein skandalını küçültmeye, hafifletmeye, yok saymaya yönelik bir tavır geliştirmediğimizin kesinlikle bilinmesi gerekiyor; bu rezil, iğrenç, aşağılık, insanlık dışı güruh hem hukuken hem de dünya kamuoyunda hak ettikleri cezayı mutlaka ama mutlaka almalıdır.) Gerçekten ahlakî bir pozisyon mu alıyoruz, yoksa sadece güvenli hedeflere mi yöneliyoruz?

Dünya, Chomsky’i silmek istiyorsa, önce kendine bakmalı. Aynı ölçüyü mesela Trump veya Clinton için de uygulamaya hazır mı? Yoksa bu sadece seçici bir vicdan rahatlatma yöntemi mi?

Çünkü adalet, yalnızca zayıflara uygulandığında adalet değildir ve eğer güçlüler her zaman sessizlikle korunuyorsa, ortada sadece bir etik tartışma değil; bir güç düzeni vardır. O yüzden bir isim güçlü ise kusurları görmezden gelinir; zayıf veya savunma aygıtları yetersizse en küçük hatası bile tüm düşüncesini çöpe atmak için yeterli sayılır. Bu refleks, yalnızca kişilere değil, fikirlere de zarar verir. Oysa insanlığın temel sınavı, bu gri alanları tartışılabilir hale getirmektir. Ancak böyle yapılırsa yani seçkici davranmayıp adalet herkese eşit dağıtılırsa Epstein ve benzeri ahlaksızlıklara karşı daha güçlü bir direnç geliştirilebilir.

Yorumlar1

  • miso 1 saat önce Şikayet Et
    tamam öyle de ama ahlaklılık taslamasınlar.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat