Rejim mühendisliği değil, düpedüz din savaşı!..
- GİRİŞ04.03.2026 09:19
- GÜNCELLEME04.03.2026 10:11
NBC sunucusu, İran Dışişleri Bakanı Arakçi’ye “Amerikan üslerine neden saldırıyorsunuz?” diye soruyor. Bakanın cevabı şöyle: “Çünkü siz bizi bombalıyorsunuz!”
Mesele bu kadar basitken…
Başta iki terör devleti, ABD ve İsrail’in, İran’ın başına bomba yağdırmasını tersine algıya çevirerek, terörist Donald Trump ve haydut Binyamin Netanyahu’ya gıkını çıkaramayanları da yazacaktır tarih.
***
Tek tek gidelim:
ABD ve İsrail’in koordineli saldırılarla İran’ı vurması klasik bir “askerî müdahale” değil, açık bir rejim mühendisliği girişimidir. İlk gün, “İstediğimizi aldık. İran’da yeni lideri ben seçerim” gibi absürt, saçma ve kibirli açıklamalar yapan terörist Trump’ın, Tahran’ın büyük bir kararlılıkla devam ettirdiği ve sürpriz hamlelerle hem İsrail hem de bölgedeki ABD kuklası ‘cücük’ devletlere kan kusturması karşısındaki çaresizlikle söylemini değiştirip, “Bir hafta vuracaktık ama bir ay olabilir. Olmayabilir de… Benimle görüşmek istiyorlar, bakalım..” gibi deli saçması sözlerle ‘R’ yapması her şeyi açık açık ortaya koymaktadır: Evet, İran büyük zarar görmüştür, görecektir fakat bu süreç orta ve uzun vadede İran’dan fazla terörist ABD ve haydut İsrail’in meşruiyetinin tartışılmasına neden olacaktır.
***
İran’la, İrancılıkla alakası yok…
ABD, Tahran yönetimini masaya çağırdı. Onlar da geldiler. Bir anlaşma sağlandı fakat bunu kabul etmeyen Netanyahu’nun diplomasi devam ederken böyle alçakça, adice, ahlaksızca başlattığı saldırı uluslararası sistemin fiilen çöktüğünün ilanıdır.
Egemen bir devlete yönelik bu saldırı, birçok ülke tarafından açıkça uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirilse de terörize edilmiş dünyada bir anlam ifade etmiyor.
İsrail, tıpkı Gazze’de yaptığı gibi, Tahran’da da okul vuruyor, 100 öğrenci hayatını kaybediyor ama dünya kamuoyu İsrail’de İran bombardımanında ölen üç kişinin adaletinin peşinde.
Hiç kimse bu saçmalığa, bu alçaklığa karşı “ama hukuk”, “ama güç” palavraları ile kalkan olmaya çalışmasın!
***
ABD ve İsrail, afili bir kavram geliştirmiş; “önleyici saldırı doktrini”… Önleyici saldırı diyerek istedikleri ülkeyi vurabileceklerini sanıyorlar. Hangi saldırının önünü alıyorlar? Cevap yok.
Canları istediğinde güvenlik politikası dedikleri bu masal aslında, küresel ölçekte normalleştirilmiş güç kullanımının dayatılmasıdır. Küresel gücün pervasızca sergilenmesidir.
İran bahane edilerek çevrilen filmi daha önce de izlemiştik:
Irak’ta “kitle imha silahları” yalanıyla işgal,
Libya’da “insanî müdahale” ile devletin çökertilmesi,
Suriye’de vekalet savaşları,
Gazze’de sistematik yıkım,
Venezuela’da “narkoterör” bahanesiyle seçilmiş bir liderin kaçırılarak ülkenin yer altı zenginliklerine çökülmesi…
Bu –kesinlikle- bir tesadüf değil. Onlarca yılın birikimi olan bir stratejinin devamı. Her seferinde farklı gerekçeler sunulsa da sonuç aynı: Devletsizleştirme, parçalama, kontrol.
***
İsrail, İran’ı “varoluşsal tehdit” olarak görüyor. Dünyanın en büyük ikiyüzlülüklerinden biri burada yatıyor: İsrail nükleer kapasiteye sahip olabilir ama İran olamaz. Neden? Çünkü güç dengesi böyle istiyor. Böyle bir hukukî ilke olabilir mi?
İşte bu yaklaşımın kendisi, bölgeyi sürekli savaş haline sokuyor. İran’ın nükleer programı bir tehdit olabilir. Ama çözüm, bir ülkenin lider kadrosunu ve masum halkını hedef alarak savaş başlatmak mı olmalıdır?
Bu tür operasyonlar kısa vadede “başarı” gibi görünür ama uzun vadede şunu üretir: Daha radikal aktörler, daha derin kaos ve kontrol edilemez bir coğrafya.
Trump’ın açıklamaları bu zihniyetin kristalize halidir. “İstediğimizi alırız” yaklaşımı, artık diplomatik bir dil değil, doğrudan bir hegemonya beyanıdır. Bu yaklaşımın en tehlikeli tarafı, dünya düzeninin kurallarla değil, kişisel irade ve güç üzerinden tanımlanmasıdır.
Çünkü Trump artık sadece tartışmalı bir siyasetçi değil, uluslararası düzeni açıkça küçümseyen bir figürdür. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan, Golan Tepeleri’ni İsrail toprağı ilan eden bir anlayışın sözcüsüdür (Meseleyi Epstein’e bağlamak isteyenler bu iki anekdotu hatırlasın). Trump’ın, “İran’a başkan atarız” noktasına gelen dili, dünün “biz karar veririz” zihniyetinin doğal sonucudur. Bu, bir devlet aklı değil, kontrolsüz güç sarhoşluğudur.
Bu noktada sorun sadece ABD’nin ne yaptığı değil akıl sahibi hiç kimsenin buna engel olmamasıdır.
***
İran’ı seversiniz ya da sevmezsiniz. Rejimini desteklersiniz ya da eleştirirsiniz. Ama asıl mesele bu değil. Bugün İran’a yapılan, yarın herhangi bir ülkeye yapılabilir. Eğer bir ülkenin lideri, başka bir ülke tarafından hedef alınabiliyorsa, eğer savaş kararı uluslararası mutabakat olmadan alınabiliyorsa, eğer sivillerin öldüğü saldırılar “stratejik başarı” diye sunulabiliyorsa… O zaman konuştuğumuz şey bir kriz değil, çökmüş bir dünya düzenidir.

Yani görüyoruz…
İsrail, ABD ve ekürileri büyük bir Haçlı savaşı başlatırken İran da boş durmuyor. Aslında tepki göstermemesi, aptal gibi davranması isteniyor, “Bize saldırmayı bırakın, üsleri vurmayın, boynunuzu kılıcın altına koyun, liderlerinizi teslim edin, sokaklara çıkıp isyan başlatın” tezviratları ile zaman kazanmaya çalışıyorlar.
ABD üslerinin hedef alınması, bölge ülkelerinin gerilimin içine çekilmesi evdeki hesabı bozdu; daha da bozsun elbette...
Bu artık iki ülke arasındaki gerilimden çok zincirleme bir kırılmanın başlangıcı olabilir. Bugün İran üzerinden yürüyen bu çatışma, aslında bir ülkenin değil, insanlığın hangi kurallarla yaşayacağı meselesini de yeniden tartışmaya açacaktır, açmalıdır da...
Eğer güç, hukukun yerini almaya devam ederse yarın hiçbir ülke güvende olmayacak.
O yüzden mesele sadece İran değil; Ortaçağ karanlığından bile daha karanlık zihinlere sahip yeni düzencilerin firavunlaşmasıdır.
***
İsrail’in, ülkesi pislik içinde yüzen ilkel çağ kabilesi Hindistan’ın başbakanı Modi ile yakınlaşması da bu denklemde dikkat çekici unsurlardan biridir. Hindistan-İsrail flörtü, Tel Aviv-Kıbrıs Rus Kesimi ve Yunanistan ilişkisi… Bunların hiçbiri sadece diplomatik bir ilişki değil, yeni bir jeopolitik hattın oluştuğunun işareti. Ortadoğu’daki gerilim artık sadece bölgesel değil, küresel bloklaşmaların bir parçası.

Şunu –yeniden- net olarak söylemek gerekiyor: Mesele İran değil, mezhep değil, ideoloji değil, nükleer silahlar değil; yeni küresel düzende etkin rol alma, teopolitik hazzı ütopyadan gerçeğe dönüştürme kavgasıdır.
Bu gidişatın sürdürülebilir olmadığını hep birlikte göreceğiz. Çünkü bu düzen, gücü olanın istediğini yaptığı, diğerlerinin ise sadece izlediği ya da izlemek zorunda bırakıldığı bir düzene dönüşüyor.
Tarih bize şunu öğretti: Böyle sistemler uzun sürmez ama çökerken de herkesi yakar.
Ama Allah var…
İyi ki O’nun adaleti var!
…………………………………………………………..
Hâmiş: ABD Savaş Bakanı demiş ki: “İslamcı peygamberlik yanılgılarına inanan rejimler nükleer sahibi olamazlar!” Gerizekalı ahmak adama göre, Musa’ya ve İsa’ya inananlar nükleer sahibi olabilir, çocukları katledebilir, pedofili suçu işleyebilir, başka ülkelere çökebilir, tam Epstein davasının görüldüğü günlerde bir yerini kurtarmak için tek taraflı keyfî savaş çıkarabilir, kukla zengin uydularını devreye sokup iki günde silahlarını çöp ettirip bir asır boyunca kendilerine mecbur bırakıp sömürebilir… Ahlaksız adam, komik bile görünmeyen pislik içindeki lüle saçlı, korkak Siyonistleri ya da çocuk tacizcisi, edepsiz, bunak başkanını hangi ‘imanî’ gözle görüyor acaba!...
Özcan Ünlü / Haber7
Yorumlar22
-
fatih
20 dakika önce
Şikayet Et
eyvallah
Beğen
Cevapla
-
selim
28 dakika önce
Şikayet Et
Ellerinize sağlık. Mükemmel tespitler.
Beğen
Cevapla
-
hüseyin çakmak
42 dakika önce
Şikayet Et
Ağzına yüreğine sağlık. Allah senden razı olsun. Umarım mezhepçi kafalar sizin yazınızı okumuşlardır.
Beğen
Cevapla
-
bulent Dunan
1 saat önce
Şikayet Et
Allah razi olsun
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
OfliAhmet
1 saat önce
Şikayet Et
Zalimler için yaşasın cehennem.
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle