Siyonist emperyalizm ve iki manyak…
- GİRİŞ11.03.2026 09:55
- GÜNCELLEME11.03.2026 10:42
Yahudi kutsal metinlerinde geçen “vaat edilmiş topraklar” kavramı tahrif edilmiş Tevrat’ın “Tekvin / Yaratılış Kitabı”na dayandırılır. Burada Tanrı’nın, Hz. İbrahim’e “Mısır nehri ile büyük nehir Fırat arasındaki topraklar”ı vaat ettiği iddia edilir –ki bu sınır Nil veya Sina’daki bir nehir ile Fırat nehri arasına tekabül eder. Dolayısıyla Filistin, Ürdün, Lübnan, Suriye’nin büyük bir kısmı, Irak’ın batısı, Sina ve Türkiye’nin güneybatısı bu sınırların içindedir.
Bazı siyasi yorumcular, özellikle de Siyonist akıl(sızlık) buradan yola çıkarak “Büyük İsrail İdeolojisi”ne sarılır. Bugünkü işgalci ve soykırımcı İsrail Terör Örgütü (İTÖ)’nün resmi politikası haline gelen bu ütopyanın dini referansları böyle…
Bu sebeple bazı hakikatlere daha derinden bakmamız gerekiyor. Güncel popüler siyaset düzleminde, hamaset diliyle oluşan hiçbir düşünce meseleleri anlamamıza yardımcı olmuyor. Ekranlara ve gazete sütunlarına yansıyan bilgilerin çoğu ne yazık ki eksik, sakat, arızalı; o yüzden, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de kafa karışıklıklarını giderecek, doğrudan ağrıya müdahale edecek acil reçetelere ihtiyacımız var.
***
Yapay zekânın hayatı kuşattığı, Mars’a koloni kurma planlarının yapıldığı bir çağda yaşıyoruz. İnsanlık teknoloji bakımından belki tarihinin en ileri seviyesinde… Böyle bir dönemde savaşların dilinin giderek ‘yeniden’ kutsal metinlere ve dini referanslara dönmüş olması akıl almaz bir hakikat olarak önümüzde duruyor.
Ulus devletler neden hâlâ bu kadar hareketli?
Sınırlar belirlenmiş, uluslararası kurumlar iş başında, hukuk sistemleri inşa edilmiş olmasına rağmen dünya neden sürekli yeni krizlerin eşiğinde?
Bunun cevabı büyük ölçüde uluslararası sistemin doğasında gizli. Devletlerarası düzen hâlâ güç dengeleri üzerine kurulu… Görece de olsa bir hukuk sistemi olmasına rağmen nihai belirleyici çoğu zaman gücün kendisi…
Bu yüzden güçlü olan devletler kendi güvenliklerini ve çıkarlarını korumak adına askeri müdahaleleri meşrulaştıracak yeni söylemler üretiyor.
Bu söylemler bazen “demokrasi”, bazen “güvenlik”, bazen de “din” oluyor.
***
Coğrafyamızda bizi de çok yakından ilgilendiren gerilimlerde -hatta bugün daha belirgin biçimde- artık batıl dinlerin argümanları üzerinden cerrahi operasyonlar yapılıyor. İsrail ve bazı Amerikan siyasetçileri İran’a yönelik söylemlerinde sık sık dini referanslara başvuruyor. “Amalek”, “kutsal mücadele”, “tarihi görev” gibi ifadeler siyasi tartışmaların içine giriyor. Yapay zekâ çağında modern dünyanın daha seküler bir siyaset dili üretmesi beklenirken Ortaçağ gerici aklının siyasetin merkezine yerleşmiş olması şaşırtıcı…
Özellikle İsrail’in binbir türlü şantaj ve lobicilik faaliyeti ile ABD haydutluğunu da arkasına alarak yıllardır Filistin topraklarında sürdürdüğü, şimdilerde ise İran ve daha geniş bir coğrafyada yürüttüğü Siyonist emperyalizm, “vaat edilmiş topraklar” tartışmasının çok ötesine geçmiş durumda…
Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, kutsal metinlere dayanarak sınır iddiasında bulunmak, hele hele incir çekirdeğini doldurmayacak gerekçelerle komşu ülkelere tek taraflı savaş ilan etmek hiçbir aklın kabul edeceği bir durum olamaz.
***
ABD’deki bazı Evanjelik grupların, “Christian Zionism” (Hristiyan Siyonizmi) inancına hizmet etmesini bu çerçevede ele alabiliriz. Onlar, İncil’deki bazı yorumlara dayanarak İsrail’in kurulmasını ve güçlenmesini kutsal bir planın parçası olarak görür. Yani; Yahudilerin İsrail’de toplanması, Kudüs’ün Yahudi kontrolüne geçmesi ve bölgede büyük bir savaşın yaşanması beklenen kıyamet sürecinin en önemli aşamalarıdır. Bu büyük savaş İncil yorumlarında genellikle Armageddon (Kıyamet Savaşı) olarak adlandırılır.
Bugünkü ABD siyasetini terörize eden motor güç işte bu düşüncedir. Özellikle Donald Trump döneminde devasa bir terör örgütü refleksiyle hareket eden ABD’deki bazı güçlü Evanjelik liderlerin ve dini organizasyonların İsrail’e güçlü destek vermesinin altında yatan en önemli neden de budur. Örnek olarak Amerikalı Evanjelik vaiz John Hagee’nin, İsrail yanlısı açıklamalarına bakılabilir. Onun kurduğu ve liderliğini yaptığı “İsrail İçin Birleşmiş Hıristiyanlar” adlı hareket milyonlarca destekçiye sahip ve Washington’da aktif lobi faaliyetleri yürütmektedir. Bu hareket, İsrail’in güçlenmesini kutsal tarihin bir parçası olarak yorumluyor. Yahudilerin İsrail’de toplanması ve bölgede yaşanacak büyük bir savaş, İncil’de anlatılan kıyamet sürecinin de bir aşamasıdır ve bu yüzden İsrail’e verilen destek sadece jeopolitik değil, aynı zamanda teolojik bir anlam da taşıyor.
***
Beyaz Saray’da rahiplerin katıldığı dua törenlerinde Amerikan başkanlarının etrafında toplanıp ellerini uzatarak dua etmeleri, siyasetin dini ritüellerle ne kadar iç içe geçebildiğini gösteren sembolik sahneler olarak hafızalara kazındı. (Bizde olsa hemen ve derhal irtica sıtmasını körükleyecek bir hareket değil mi?)

“Özgürlük” bahanesiyle Irak’ın içinden geçen George Bush’un “Tanrı beni görevlendirdi” gibi saçma sözleri hâlâ hafızalardadır. Evanjelik çevrelerde Trump’a “kutsal bir misyonun lideri” gibi bakılması da aynı süreğin devamıdır.
Tarihin ironisi şu: Yüzyıllar boyunca Avrupa’da Katolikler ve Protestanlar birbirleriyle kanlı savaşlar yaşamıştı. Bugün ise özellikle İslam coğrafyası söz konusu olduğunda bu iki Hristiyan geleneğin önemli bölümleri aynı siyasi hedeflerde buluşabiliyor. Bir zamanların mezhep çatışmaları, yerini ortak jeopolitik, ideolojik ve teolojik ittifaklara bırakmış durumda.
***
Peki, neden çatışmaların çoğu İslam coğrafyasında yaşanıyor?
Bunun tek bir cevabı yok.
İran ve diğer bazı körfez ülkelerinin dünyanın en kritik enerji kaynaklarına sahip olması, bölgenin küresel ticaret yollarının kesiştiği bir alanda bulunması, büyük güçlerin rekabetinin bu bölgede yoğunlaşması sebeplerden bazıları…
Dolayısıyla dini söylemler, bu jeopolitik mücadeleyi meşrulaştıran bir araç olarak kullanılıyor.
Dünya iki “maniac” (manyak) yüzünden diken üstünde: Trump ve Netanyahu, akıl sağlığını ve insanlık duygusunu yitirmiş iki kontrolsüz ve tehlikeli manyak olarak tarihe geçecek.
Bütün bu hakikatler ışığında tekrar başa dönersek…
Gazze’de yıkılan evler ve insanlık tarihinin yaşadığı en büyük katliam, İran’ı bombalayan uçaklar ve okullarında ders başında iken hayatınları çalınan günahsız çocuklar, Ortadoğu’nun yanmış -yok edilmiş- mahzun şehirleri bize tek bir şeyi hatırlatıyor:
İnsanlık, teknolojide ilerledi ama vicdanda aynı yerde kaldı.
O yüzden…
Ne yazık ki, modern çağın en büyük ironisi şudur:
En gelişmiş silahlar, -maalesef- en eski nefretlerin hizmetindedir.
Özcan Ünlü / Haber7
Yorumlar9
-
Tezcan
38 dakika önce
Şikayet Et
Tamda yaşadığımız bu. Rabbim tez vakitte karu perişan eylesin inşallah. Zafer inananlarındır, islam'ındır
Beğen
Cevapla
-
Bülent duman
1 saat önce
Şikayet Et
Kork Allah'tan korkmayandan
Beğen
Cevapla
-
B.Ali
43 dakika önce
Şikayet Et
Allah'tan korkmayan korksun gerçek anlamda Allah'tan korkanlardan çünkü onların kalbinde sadece Allah korkusu olur. Bu nedenle Allah'tan korkmayanlardan korkacak bir şey yok sadece kim olduğumuzu ve neye inandığımızı hatırlayıp gereğini yapmak gerekir.
Beğen
Toplam 1 beğeni
-
Polis Ali
1 saat önce
Şikayet Et
Abd,Venazulla"yı yedekte tutuyor.Dünyayı petrol krizine sokup kendini garanti altına alıyor.Abd'nin en büyük korkusu, Müslüman ülkelerin her ihtimale karşı birleşmesidir.Israil ve Abd olmasa dünya Sulh içinde olur
Beğen
Cevapla
Toplam 3 beğeni
-
Tual
2 saat önce
Şikayet Et
Sömürgeci Trump bariş dedi savaş başlatti katil netanyahu Gazze'de kan içti doymadı İran'a saldirdı bu iki katili gebertecek yokmu dünyada bir babayiğit
Beğen
Cevapla
Toplam 5 beğeni
-
Misafir
2 saat önce
Şikayet Et
Başlık Çok Güzel
İki Manyak... Dünyayı Ateşe vermek istiyor
Beğen
Cevapla
Toplam 10 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle