CHP’nin bitmeyen ‘eski’ muayyen halleri
- GİRİŞ13.05.2026 09:13
- GÜNCELLEME13.05.2026 09:13
Dünya, kuantum bilgisayarların, yapay zekâlı yerel yönetimlerin ve dijital egemenliğin sınırlarını zorlarken; bizim ana muhalefet partisi, adliye koridorlarında “mutlak butlan” peşinde, sırt çantalarındaki Euro desteleriyle “yeni Türkiye” masalları, “erken seçim” efelenmeleri ile kendini anlatmaya çalışıyor.
Trajikomik mi?
Hayır, artık sadece trajik…
İstanbul Adliyesi’nde devam eden “casusluk” davasında Ekrem İmamoğlu’nun “Savunma yapmayacağım!” çıkışı, aslında bir siyasî vizyonsuzluğun son sığınağıdır.
İddianamedeki suçlamalar öyle yenilir yutulur cinsten değil: Siyasal casusluk (devlet sırlarını ifşa), organize suç ağı (yolsuzluk havuzu ve siyasî finansman usulsüzlüğü), devlet verilerinin kopyalanması, devlet sırlarını ifşa…
Karşımızda modern bir belediyecilik anlayışı yerine adeta 90’ların karanlık labirentlerinden fırlamış bir “operasyon merkezi” profili var.
***
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na karşı açılan davada ise, kurultayın hukuken geçersiz sayılmasına yönelik “mutlak butlan” talebi gündemden düşmüyor. Eğer mahkeme kurultayı geçersiz sayarsa (butlan kararı), Özgür Özel yönetimi düşebilir ve parti eski yönetime veya bir “çağrı heyetine” devredilebilir.
Özel, bu durumu “siyaset mühendisliği” olarak nitelendiriyor ve “CHP'ye ne butlan işler ne atom bombası” diyerek sulandırmaya çalışıyor. 81 il başkanı da, olası bir kayyum veya butlan kararını tanımayacaklarını ilan ediyor.
***
Hele Antalya cephesi...
Muhittin Böcek ve oğlu Gökhan Böcek’in “etkin pişmanlık” itirafları, CHP’nin o çok övündüğü “liyakat” ve “değişim” sloganlarını yerle bir etti. Oğlu Gökhan Böcek’in, “Sırt çantasında 1 milyon Euro’yu genel merkezde teslim ettim” itirafı, partinin adaylık süreçlerinin hangi “duygusal bağlarla” örüldüğünü ifşa etmiştir.
Muhittin Böcek’in de oğlunun beyanlarını doğruladığı ve “Genel merkezin taleplerini karşılaması için oğluna talimat verdiğini” söylediği iddia ediliyor. Bu durum, “siyasî finansman” ve “rüşvet” iddialarını yargının merkezine taşımış durumda. Bu artık bir rüşvet iddiası değil, bir “siyasî pazar” itirafıdır.
***
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın ihraç istemiyle disipline sevki ve ardından partiden kovulması -zorla da olsa- ise bu kafa karışıklığının bir başka tezahürüdür.
CHP, kendi içindeki en ufak aykırı sesi, “yeni dünya düzenini algılayamayan bir refleksle” boğmaya çalışırken, Türkiye’nin teknolojik, ekonomik ve stratejik atılımlarına karşı sergilediği o kronik “her şeye hayır” tutumuyla aslında kendi sonunu hazırlıyor.
CHP, bu haliyle, güncel dünyayı kavramaktan aciz, 1940’ların bürokratik vesayet özlemiyle yanıp tutuşan bir ‘eski Türkiye artığı’ haline dönüşmüştür.
***
Partinin 38. Kurultayı’nın hukuken geçersiz sayılmasına yönelik “mutlak butlan” tartışmaları, aslında CHP’nin bugün içine düştüğü durumun en net özetidir. Hukuken “yok hükmünde” olma riskiyle karşı karşıya olan bir yönetim, topluma nasıl bir varlık vaat edebilir ki?
Delegelerin iradesinin rüşvet ve baskıyla sakatlandığı iddiaları mahkeme kayıtlarına girmişken, Özgür Özel ve ekibinin hâlâ “siyaset mühendisliği” mağduriyetine sığınması artık seçmen nezdinde alıcı bulmuyor.
***
Türkiye, bölgesel bir güç olarak uzay sanayinden siber güvenliğe kadar yeni bir dil inşa ederken; CHP, sırt çantalarındaki dövizlerin, adliye koridorlarındaki butlan davalarının, çapkınlık ve çapsızlık hikâyelerinin ve casusluk iddianamelerinin (bunlar sadece aysbergin su yüzeyinde kalan kısımları) içinde boğuluyor.
Bu muhalefet anlayışı, değişen dünyayı algılamaktan sadece uzak değil, o dünyaya karşı bir takoz işlevi görüyor. CHP’de yaşananları “eksen kayması” değil, düpedüz bir “eksen kaybı” olarak yorumlamak mümkün.
Bu durum, seçmen nezdinde “hukukî bir tasfiye mi, yoksa gerçek bir kirlenme mi?” sorusunu tartışmaya açarken, ana muhalefetin enerjisinin büyük kısmını mahkeme salonlarında ve iç hesaplaşmalarda tüketmesine neden oluyor.
***
Kendi meşruiyetini mahkeme salonlarında arayan, kendi evlâdının itiraflarıyla sarsılan bir hareketin, Türkiye’nin geleceğine mühür vurma ihtimali artık bir hayalden ibarettir.
Eskinin kutsal sayılan ama içi boşaltılmış sloganlarıyla, bugünün dijital ve şeffaf dünyasında siyaset yapmak artık imkânsızdır. Yapmaya kalkılırsa, bugünkü gibi sadece “itirafçıların” ve “tutukluların partisi” olarak anılan CHP’nin yolundan gidilmiş olur.
Ana muhalefet kadrolarının bir an önce bu “kuşatılmışlık” halinden kurtulması için sadece -anlamsız- hukuk mücadelesi vermesi yetmez, acilen yapısal bir vizyon değişikliğine gitmesi gerekir.
Özcan Ünlü / Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol