CHP veya siyasetin çürüme estetiği
- GİRİŞ20.05.2026 09:08
- GÜNCELLEME20.05.2026 09:08
Dünya siyaset tarihi, kurucu iddialarla yola çıkıp zamanla kendi ürettiği kutsalların zırhına bürünen ve böylece her türlü ahlakî aşınmayı meşrulaştırmaya çalışan partilerin hazin hikâyeleriyle doludur.
Evrensel siyaset teorisi net bir kural koyar: Sorumlu ve temiz siyaset, gücü elinde bulunduranın şeffaflığı ve hesap verebilirliği ile ölçülür.
Ancak bugün Türkiye’de, ana muhalefet sıfatını taşıyan ve cumhuriyetin kurucu iradesi olmakla övünen CHP, evrensel siyasî ahlâk ilkelerini tersyüz eden, popülist ve derin bir tutarsızlık girdabının içinde sürükleniyor.
Karşımızda, siyaset üretmek veya ülkenin makro sorunlarına gerçekçi alternatifler sunmak yerine, adları yolsuzluk, rüşvet ve ahlakî zafiyetlerle anılan bir yapı var. Ve en acısı, tüm bu bagajı “kutsal kelimeler” ardına saklanarak hafifletebileceklerini sanıyorlar.
***
Bugün yerel yönetimler üzerinden patlak veren tablonun vahameti ortada. İBB odaklı operasyonlar, Ekrem İmamoğlu ve ekibinin merkezinde olduğu soruşturmalar, yerel düzeyde rüşvet ve irtikap iddialarıyla görevden alınan veya tutuklanan belediye başkanları, il başkanları...
Liste uzayıp gidiyor...
Normal bir demokraside bu tür somut iddialar karşısında bir siyasî partinin yapması gereken şey, yargı önünde hesap vermek ve kendi iç temizliğini yapmaktır. Fakat CHP tabanında ve tavanında işleyen mekanizma tam bir akıl tutulması:
Yolsuzluk diyorsun, “Cumhuriyet” diyorlar.
Hırsızlık diyorsun, “Atatürk” diyorlar.
Ahlâksızlık diyorsun, “Laiklik” diyorlar.
***
Atatürk’ün, Cumhuriyet’in ve laikliğin arkasına saklanarak kul hakkını, şaibeli servetleri ve lüks araçları meşrulaştırmaya çalışmak, bu ülkenin kurucu değerlerine yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Bir belediye çalışanının 90 bin lira maaşla 400 bin liraya kiralık evde oturması, 100 milyon liralık şaibeli mal varlığına erişmesi “Kemalist” veya “laik” olmasıyla affedilebilir mi? Eğer bir ülkede sol veya sağ ya da seküler siyaset, “bizim hırsızımız iyidir” noktasına geldiyse, orada evrensel manada temiz siyasetten bahsetmek imkânsızdır.
***
CHP’nin içine düştüğü bu “dokunulmazlık” yanılsaması ilk değil; dünya siyasetinde de benzer örnekleri var.
İtalya’nın Hristiyan Demokratları (Democrazia Cristiana), on yıllar boyunca komünizm korkusunu ve dinî değerleri sömürerek her türlü rüşvet ve mafya ilişkisinin üzerini örttü. Sonuç? “Temiz Eller” (Mani Pulite) operasyonuyla tarihin çöplüğüne gömüldüler.
Meksika’nın Kurumsal Devrimci Partisi (PRI), tıpkı CHP gibi ülkenin kurucu partisiydi. Milliyetçilik ve devrim elitizmi arkasına saklanarak ülkeyi yolsuzluk sarmalına soktular; halk en sonunda onlardan yüz çevirdi.
***
CHP de bugün benzer bir “kemikleşmiş güruh” refleksine güveniyor. “Ne çamura batarsak batalım, seçmenimiz bize mahkûm” kibriyle hareket ediyorlar. Ancak sokak artık bu tiyatroyu yemiyor. Sadece seküler elitler değil; partiye umut bağlamış garsonlar, valeler, otoparkçılar, yani hayatın yükünü sırtında taşıyan gerçek halk “utanıyorum” demeye başladıysa, o fildişi kule yıkılmaya mahkûmdur.
***
Daha da vahimi, genel başkanlık makamının takındığı tavırdır. Adaylık süreçlerinde rüşvet iddialarının göbeğinde yer alan bir lider, çıkıp net bir dille “Yok öyle bir şey” diyemiyor. Somut belgelerin, yürütülen büyük soruşturmaların ve tutuklanan il başkanlarının yarattığı depremi göğüslemek yerine, her dönemin bildik siyaset sakızını çiğniyor: "Erken seçim, geçim derdi..."
Ülkenin etrafı ateş çemberiyken, sınır ötesinde jeopolitik dengeler sarsılırken, vizyoner bir alternatif olmak yerine her gittikleri yerde Türkiye’yi suçlama yarışına girenler, kendi içlerindeki çürümeyi “yandaş medyanın komplosu” diyerek geçiştiremezler.
Haklarındaki somut iddialara cevap vermek yerine “komplo, momplo” diyerek zaman kazanan milletvekilleri ve belediye başkanları, ne yazık ki bu ülkenin siyasî kültürünü aşağı çekiyor.
***
Kendilerini her dönemde bembeyaz, her şartta muktedir gören bu zihniyet, Fikret Kızılok’un o meşhur şarkısını hatırlatıyor: “Süleyman hep başbakan / Başbakan hep Süleyman!”
Onlara göre sistem değişse de, aktörler değişse de kendi imtiyazları hiç değişmemeli. Onlar en iyi Atatürkçü, onlar en tutkulu Kemalist; dolayısıyla yaptıkları her usulsüzlük, her yolsuzluk bir şekilde tolere edilmeli!
Kimse kusura bakmasın…
Ne Atatürk ne de Cumhuriyet, kimsenin şaibeli servetlerine ve siyasî ahlâksızlıklarına kalkan yapılamaz. Temiz siyaset, turnusol kâğıdıdır; arkasına saklandığınız logolar değil, elinizin temizliği sizi kurtarır.
Özcan Ünlü / Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol