KKTC, reel politiğe kurban edilmesin!
- GİRİŞ03.06.2026 09:09
- GÜNCELLEME03.06.2026 09:09
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nde gazetecilik yapan, Rauf Denktaş döneminden bu yana ada siyasetinin nabzını tutan Sabahattin İsmail, çok önemli bilgiler paylaşıyor. KKTC kamuoyunda -Türkiye’de hemen hiç ilgi çekmiyor maalesef- ne kadar yankı uyandırdığını bilemiyoruz ama Kıbrıs adasındaki İsrail yatırımları, ABD, İngiliz ve Fransızların hedefleri, Yunanistan’ın tehlikeli oyunlarını anlayabilmek için İsmail’in yayınladığı dosyalara dikkat kesilmemiz yeterli...
Sabahattin İsmail’den edindiğimiz bilgiye göre, bugün Kazakistan’ın başkenti Astana’da çok önemli bir ‘aymazlık tiyatrosu’ sahneye konulacak. Kıbrıs Rum Kesimi, Kazakistan’a kalabalık bir heyetle çıkarma yapacak.
***
Diplomaside kardeşlik retorikleri kulağa her zaman hoş gelir. Zirvelerde çekilen aile fotoğrafları, imzalanan iyi niyet beyanları ve tek soy, tek yürek vurguları, Türk Dünyası’nın birleşme arzusunu diri tutan en önemli yakıtlardır. Ancak uluslararası ilişkilerin acımasız bir kuralı vardır: Retorikler heyecanlandırır, realizm ise yönetir…
İsmail’in gündeme getirdiği Kazakistan-Kıbrıs gelişmeleri, tam da bu acı gerçekle yüzleşmemiz gerektiğini gösteriyor.
***
Tabloya neresinden bakarsak bakalım, Kazakistan’la ilişkilerde bir tutarsızlık, bir “bir öyle, bir böyle” hali görüyoruz.
Kazakistan, daha mayıs ayı ortasında ev sahipliği yaptığı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı TDT Zirvesi’ne KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ı “gözlemci üye” sıfatıyla davet ediyor. Ankara’da ve Lefkoşa’da haklı olarak bir memnuniyet dalgası yayılıyor; “İşte,” diyoruz, “kardeşlerimiz KKTC’yi bağrına basıyor.”
Ancak bu alkışların yankısı henüz dinmeden, takvimler 3 Haziran’ı (yani bugünü) gösterdiğinde sahne tamamen değişiyor. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Jomart Tokayev, bu kez Astana’da Rum Yönetimi Lideri Hristodulidis’i kırmızı halılarla ağırlıyor.
Sadece ağırlamakla kalmıyor…
Astana’da ‘resmen’ Rum Büyükelçiliği açılıyor…
Kıbrıs Rum Kesimi ile Kazakistan arasında doğrudan uçak seferleri başlatılıyor…
Siber güvenlikten ticarete kadar bir dizi kritik anlaşma imzalanıyor…
Hepsinden öte, Tokayev, Kıbrıs Türkünü yıllardır izolasyonlara mahkûm eden zihniyetin temsilcisine “Devlet Dostluk Nişanı” takdim ediyor.
***
Sormak gerekiyor:
Bu ne biçim, nasıl bir denge politikasıdır?
Bir tarafta haklı davasında yalnız bırakılan öz kardeşine “gözlemci” kulisi açarken, diğer tarafta o kardeşin haklarını gasbeden Rum yönetimini “Tüm Kıbrıs’ın tek meşru devleti” olarak tanıyıp göğsüne nişan takmak hangi diplomatik ahlâka, hangi kardeşliğe sığar?
Kazakistan’ın geçen yıl Rum yönetimini resmen tanıması ve bugün ilişkileri en üst düzeye çıkarması, aslında KKTC’yi asla tanımayacağına dair Avrupa Birliği ve Batı blokuna verilmiş açık bir taahhüt olarak okunabilir.
Kardeş (!) Astana yönetimi, Rusya ile Batı arasında sıkışan coğrafyasında, AB ile ilişkilerini sıcak tutmak ve ekonomik çıkarlarını korumak adına Kıbrıs davasını bir “pazarlık unsuru” veya “mavi boncuk” olarak kullanmayı tercih ediyor. Ancak bu durum, “Turan” olarak adlandırılan ve TDT çatısı altında somutlaşması beklenen jeopolitik vizyona çok büyük bir darbe vuruyor.
***
Eğer Türk devletleri, en hayatî millî davalarında (Kıbrıs gibi) ortak hareket etmeyecekse, Avrupa Birliği’nin veya ekonomik çıkarların rüzgârına göre savrulacaksa, TDT’nin AB veya NATO gibi güçlü bir siyasî blok haline gelmesi nasıl mümkün olacak?
Türkiye hariç tüm üyeler için siyasî ve maddi çıkarlar kardeşlikten önce geliyorsa, bu dağınıklık nasıl toparlanacak?
Bizler, Türkiye ve KKTC olarak, sırf “ortam bozulmasın, Türkiye gücenmesin” diye TDT toplantılarının kapısından içeri “gözlemci” olarak buyur edilmekle, ağzımıza çalınan bir parmak balla mutlu olmayı bırakmak zorundayız.
Bu dağınıklığı toparlamanın tek yolu, Ankara’nın TDT içindeki liderlik ağırlığını (özellikle TDT Aksakalı olarak hâlâ görevde bulunan Binali Yıldırım) ve diplomatik kaldıracını daha net kullanmasıdır.
***
Kardeşlik, sadece ortak tarih kitapları yazmak veya kültürel festivaller düzenlemek değildir. Kardeşlik, uluslararası arenada birbirinin arkasını kollamak, kırmızı çizgilerine saygı duymaktır.
Kazakistan’ın attığı bu adım, Türk Dünyası’nın entegrasyon sürecinin henüz çok kırılgan ve tamamen ekonomik çıkarlara endeksli olduğunu gösteriyor. Eğer gerçek bir birlik, gerçek bir “Turan” isteniyorsa, Astana da dâhil olmak üzere, ders kitaplarımızda artık “Türkistan” olarak işlenen bütün TDT başkentleri şu soruya net bir cevap vermelidir:
“Batı'nın ambargoları ve diplomatik konforu, Türk Dünyası’nın geleceğinden ve kardeşlik hukukundan daha mı değerlidir?”
Eğer öyleyse, kimse kusura bakmasın, ortada bir “birlik” değil, sadece çıkarlara göre dönen bir “diplomatik tiyatro” var demektir. Bu tiyatronun, Kıbrıs Türkünün haklı davasına gölge düşürmesine asla izin verilmemelidir.
Yorumlar3