Dijital çağın eşiğinde gençlik: 1,42...

  • GİRİŞ10.06.2026 09:30
  • GÜNCELLEME10.06.2026 09:30

Siyaset arenasında her akşam izlediğimiz tanıdık ve gürültülü polemiklerden biraz başımızı kaldırabilirsek, bu ülkenin damarlarında sessizce akan ve hepimizi yakından ilgilendiren hayatî bir değişimi çok net olarak fark edeceğiz.

Önümde, GENAR’ın Mayıs 2026 Türkiye Raporu var. Bu rapor, tam bir farkındalık belgesi. Raporu satır satır okurken, genelde anketlerin o anlık siyasî dalgalanmalarına mesafeli duran zihnimin ne kadar önemli bir dosya ile karşı karşıya olduğunu anladım. Zira karşımdaki tablo sığ bir çekişmenin sonucundan ziyade, koskoca bir sosyolojinin, küreselleşme ve dijitalleşme sarmalındaki yeni yönelimidir.

***
Gelin, hafızamızı çok değil, çeyrek asır geriye, 2000’li yılların başına götürelim: O dönem Türkiye nüfusu 67 milyon civarındaydı ve ülkede her gün 5 milyon gazete basılıp satılıyordu. Yani neredeyse her 13 kişiden biri, dünyayla bağını fizikî bir gazete üzerinden kuruyordu.

Bugün, 2026 yılındayız. Nüfusumuz 87 milyonu aşmış durumda. Peki, günlük gazete satışları nerede? 1 milyonun dahi altında. Bugün artık her 100 kişiden sadece biri bayiden gazete alıyor.

Kuşaklar arası bu zihinsel kırılma, gençlerin “geleneksel kurum ve yapılardan (buna aile, evlilik ve ana akım medya dahil)” ne kadar hızlı koptuğunu gösteren yapısal bir tablodur.
Bu çarpıcı farkı sadece medyanın dijitalleşmesiyle açıklayıp geçiştiremeyiz. Bu, kuşaklar arası zihinsel ve kurumsal bir dönüşümün en somut göstergesi. Dijital çağın içine doğan yeni nesil, geleneksel kurumlardan, klasik aidiyet bağlarından ve dünün ezberlerinden hızla uzaklaşıyor ve ne yazık ki bu dönüşüm dalgasından etkilenen en kadim kurumların başında “aile” geliyor.
***

TÜİK’in son doğum istatistikleri, kadın başına düşen çocuk sayısının 1,42’ye kadar gerilediğini tescilledi. Biz yıllarca Avrupa'yı “yaşlanıyorlar, dinamizmlerini kaybediyorlar” diye izlerken; bir de baktık ki nüfus artış hızında Kanada’nın, Finlandiya’nın ve Polonya’nın bile gerisine düşmüşüz. İtalya ve İspanya gibi demografik bir çöküş yaşayan Akdeniz ülkeleriyle kapı komşusu olmuşuz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın on yılı aşkın süredir feryat figan dile getirdiği “en az üç çocuk” çağrısının, o dönem bıyık altından gülenlerin sandığı gibi bir ironi olmadığı, aksine buzdağına doğru tam gaz ilerleyen bir geminin kaptanından yükselen son çığlık olduğu bugün netleşti. Ancak ne acıdır ki, toplum bu çağrıya kulaklarını tıkadı. Kriz kapıyı kırana kadar da kimse oralı olmadı. Küresel kültürün hızı, bu stratejik çağrının toplumsal tabanda tam manasıyla içselleştirilmesini zorlaştırdı.
***

Peki, bugün neden bu tablo ile karşı karşıyayız?
Burada suçu sadece ekonomik göstergelerde ya da yerel dinamiklerde aramak resmi eksik görmektir. Karşımızda, tüm dünyayı kasıp kavuran “küresel ve dijital yeni bir gençlik iklimi” var. Bugünün gençliği, sınırların şeffaflaştığı, bireysel özgürlüklerin ve tüketim kalıplarının dijital ağlar (sosyal medya, küresel akış platformları) vasıtasıyla tek tipleştirildiği bir dünyada yaşıyor.

Neoliberal rüzgâr, aileyi ve kolektif sorumluluklarla birlikte “yalnız, bağımsız ve anı yaşayan bireyi” de kutsuyor. Evlilikler erteleniyor, kariyer odaklı yaşam biçimleri öne çıkıyor ve çocuk sahibi olmak, uzun vadeli büyük bir sorumluluk olarak algılanıyor.
***

AK Parti iktidarları dönemi, aslında gençliğin önündeki yapısal engelleri kaldırmak adına sessiz devrimlere sahne oldu. Üniversite sayılarının artırılması, yurt kapasitelerinin Cumhuriyet tarihinin zirvesine çıkarılması, genç girişimci destekleri ve TEKNOFEST kuşağıyla somutlaşan teknolojik atılımlar, devletin gençliğine alan açma gayretinin en büyük nişaneleri. Cumhuriyet tarihi boyunca gençliğe yapılan fizikî ve altyapı yatırımlarının en yoğunu bu dönemde yaşandı.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, meydan okumanın rengi değişmişti. Artık sorun sadece okul, yurt veya fiziksel imkân sağlamak değil, küresel dijital kültürün genç dimağlarda inşa ettiği "gelecek ve aile algısını” doğru yönetebilmektir.

GENAR raporundaki veriler de bunu doğruluyor: Ekonomi yönetimine duyulan inanç ve enflasyon beklentileri (toplumun yüzde 22,5’i yılsonu enflasyonunu yüzde 51 ve üzeri öngörüyor) gençlerin yuva kurma cesaretini doğrudan etkiliyor. Gençlik, dijital dünyada gördüğü yüksek standartlar ile realite arasında sıkışırken, gelecek sene cebindeki paranın değerinden emin olmak, rasyonel bir güvence arayışına dönüşüyor.

***
İşin en kritik tarafı ise, bu hayatî nüfus ve aile meselesinin bile Türkiye’deki o kronik siyasî bagajların gölgesinde kalması. AK Parti, MHP ve İYİ Parti seçmeni konuyu millî bir gelecek tehdidi olarak okuyup endişelenirken, diğer muhalif seçmen meseleye daha mesafeli yaklaşıyor. Bu yüzden devletin bu gidişatı durdurmak için üretmeye çalıştığı politikalara toplumsal destek yüzde 33,4’te kalıyor.

Oysa demografi, bir partiden çok devletin ve milletin ortak geleceğidir.
Sonuç ortada…

Küresel dijital iklimin getirdiği yeni yaşam tarzı, evlerimizde derin bir sessizliğe yol açıyor. AK Parti’nin bugüne kadar başarıyla yürüttüğü altyapı odaklı gençlik politikalarını, artık “yeni nesil güvence, mikro-ekonomik destek ve dijital çağın diline uygun yeni bir aile anlatısı” ile tahkim etme zamanı gelmiştir. Gençlerin barınma, kreş, ilk evlilik finansmanı gibi yüklerini hafifletecek, onları küresel kültürün yalnızlaştıran girdabından çekip alacak partiler üstü, vizyoner bir toplumsal mutabakata ihtiyacımız var.

Yarının güçlü Türkiye’sini inşa etmek, bugünün gençliğini dijital dünyanın rüzgârlarına karşı doğru rehberlikle donatmaktan geçiyor.

Özcan Ünlü / Haber7

Yorumlar8

  • Memur 52 dakika önce Şikayet Et
    Kadınlar iş hayatına başladı bütün kurumlar bayan çalıştırıyor erkege iş kalmadı geçim ve ahlak sıkıntısı oldu kadınlar çocuk yapmıyor yük görüyor oysa yuvayı dişi kuş yapar.
    Cevapla Toplam 4 beğeni
  • Zeynel 1 saat önce Şikayet Et
    Özgürlük .çağdaşlık ayağına .birde sosyal medya aileyi yok etti
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Ahmet@91 1 saat önce Şikayet Et
    Var olun efendim. Yazınız güzel ve anlaşılır. Anlaşılmayan ise şu an insanların ve özellikle gençlerin içine düştüğü ''girdabın'' bu çabalarla asla durdurulamayacağı unutulmamalı. Belki şansımız yaver gider de bir ''güneş patlaması'' sayesinde bu girdap alt üst olur işte o zaman kurtulmuşuz demektir. Kurtuluşun tek reçetesi bu.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Erdem 1 saat önce Şikayet Et
    3 çocuk yapana 0 ötv araç ver. Patlamayı gör ondan sonra.
    Cevapla
  • AĞACAN 2 saat önce Şikayet Et
    Eyvallah Sayın Hocam... ''Oysa demografi, bir partiden çok devletin ve milletin ortak geleceğidir'' inşallah Ülkemiz bu durumu idrak ettiğinde iş işten geçmemiş olur...
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat