Dünya Edebiyat Şehri: Kahramanmaraş
- GİRİŞ21.06.2026 09:16
- GÜNCELLEME21.06.2026 09:16
Bugün sizlere hak edilmiş çok önemli iki zaferden söz etmek isterdim: Biri Dünya Edebiyat Şehri olarak ilan edilen Kahramanmaraş; diğeri ise A Milli Futbol Takımımızın Dünya Kupasındaki muhteşem performansı!
İkincisi ne yazık ki olmadı (aşağıda değineceğim) ama ilkini ne kadar alkışlasak az…
***
Bazı şehirler sadece coğrafyasıyla, taşından toprağından devşirdiği zenginliklerle anılır; bazı şehirler ise ruhunu kelimelerle üfler dünyaya. İşte Kahramanmaraş, o ruhun, kelâmın ve kalemin en asil yurdu olarak anılagelen şehirlerdendir. Anadolu’nun bağrından yükselen gür sesi, nihayet uluslararası arenada da en yüksek perdeden yankılandı. Geçen Cuma günü, Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen uluslararası tanıtım toplantısında Kahramanmaraş UNESCO Dünya Edebiyat Şehri olarak ilân edildi!
Bu muhteşem ödül, sıradan bir unvan ya da geçici bir prestij olarak görülemez. Bu, şairler yatağı şehrin yüzyıllardır ilmek ilmek dokuduğu kültürel hafızasının, edebiyata verdiği kutsal emeğin tescillenmesidir. Üstelik bu paye, ana dili Türkçe olan şehirler arasında bu ağa kabul edilen ilk kent olma ayrıcalığını da beraberinde getiriyor.
Kahramanmaraş, Türk edebiyatının dünyadaki bayraktarı unvanını göğsüne bir nişâne olarak takmış; Edinburgh, Barcelona, Dublin ve Prag gibi bu ödüle sahip dünya devlerinin arasında ismi parlamaktadır.
***
Bu ödül sonuna kadar hak edilmiştir. Çünkü Kahramanmaraş, kelimenin tam anlamıyla bir “şairler yurdu, şairler yatağıdır”. Necip Fazıl Kısakürek’in kaldırım taşlarına üflediği derin felsefe, Cahit Zarifoğlu’nun yüreğimize dokunan zarif ve Yedi Güzel Adam iklimi, Nuri Pakdil’in biat kabul etmez devrimci gür duruşu ve Rasim Özdenören’in ruh dünyamızı şekillendiren eşsiz anlatıları bu şehrin toprağından beslenmiştir.
Elbette bu büyük ve tarihî başarı tesadüfen gelmedi. 6 Şubat’ta yaşanan büyük felaketin ardından “Yeni Kahramanmaraş” vizyonuyla ayağa kalkan şehir, küllerinden doğarken kültürel kimliğini en ön safa koydu. Bu noktada, büyük bir kararlılık ve ısrarla süreci yöneten, uluslararası platformda şehrin hakkını teslim ettiren Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’ni, Belediye Başkanı Fırat Görgel’i ve ekibini gönülden alkışlamak gerekiyor.
Kentin edebiyat damarlarını açık tutmak için gece gündüz çalışan, bu yürüyüşe omuz veren Kahramanmaraş’taki edebiyat camiasını, fedakâr kültür yöneticilerini ve şehrin entelektüel çevresini ne kadar tebrik etsek azdır.
***
Bu omurganın en güçlü, en diri duran halkalarından birini burada özel olarak anmak, hakkı teslim etmek bakımından boynumuzun borcudur. Bir şehrin edebiyat şehri olması, sadece geçmişteki büyük isimleri anmakla mümkün olmaz; o geleneği bugüne taşıyan ve geleceğe köprü kuran “yaşayan kalelere” ihtiyaç vardır. İşte bu kalelerin başında, şehrin kültürel hafızasını canlı tutan ve Türk edebiyatı ve fikir hayatına iki ayda bir yeni pencereler açan Yitik Söz dergisi geliyor.
Şair ve yazar Duran Boz’un usta yayın yönetmenliğinde neşredilen Yitik Söz, sadece bir dergi değil, Kahramanmaraş’ın edebiyattaki yaşayan kalbi. Duran Boz, bir kültür dervişi titizliğiyle, kelâmın asil mirasını derginin her sayfasında büyük bir emek ve titizlikle işliyor. Yitik Söz, Maraş’ın UNESCO yolculuğunda da şehrin edebî canlılığının en somut kanıtı olmuştur. Bu hak edilmiş ödülün arkasındaki herkese Duran Boz’un şahsında kocaman bir teşekkür borçluyuz.
Kahramanmaraş için bu unvan, varılacak son durak değil elbette, aksine dünya çapında yepyeni bir yürüyüşün başlangıcı olarak görülebilir. Şairler yatağının bu gururu ülkemizin gururudur. Bu büyük onur kalemin, kelâmın ve şiirin şehri Kahramanmaraş’a ve ülkemize hayırlı, uğurlu olsun!
Yazmaya, hissetmeye ve dünyayı kelimelerle güzelleştirmeye devam Maraş...
………………………………………………………..
TÜRKİYE İKİNCİ OLDU!
Başlık ilk bakışta göğüs kabartan bir başarı öyküsü gibi duruyor, değil mi? Ne yazık ki öyle değil! Milyonlarca insanın umutlarını, milyarlarca liralık yatırımları ve bitmek bilmeyen sahte gösterişi arkasına alarak büyük iddialarla Dünya Kupası’na uğurladığımız A Milli Futbol Takımı, turnuvanın en erken havlu atan ikinci ekibi olmayı başardı.
Evet, Haiti’nin ardından valizlerini ilk toplayan takım olarak ‘dünya ikincisi’ olduk!
Gruplardan tesadüflerle çıkan, İspanya gibi bir devle berabere kalınca bizi yeniden hayal dünyasına daldıran bu yapının, Paraguay karşısında bile varlık gösteremeyip turnuvaya veda etmesi sadece bir sportif başarısızlık olarak görülmemeli; bu sonuç, toplumsal vicdanda karşılığı olması gereken bir skandaldır!
Bu hazin tablonun arkasında yatan en temel mesele, hayatın her alanına sirayet eden o müzmin hastalıklardan biri: “Emeği yok sayan, çalışmadan kazanmayı uman sahte bir tevekkül anlayışı…”
Turnuva öncesinde servis edilen muazzam hava ile turnuva sırasında sergilenen ciddiyetsizlik arasındaki uçurum, futbolumuzun neden bu halde olduğunun en net özeti. Dünyanın en prestijli sahnesinde, ülkesini temsil etme sorumluluğu taşıyan futbolcuların otel balkonlarında sigara muhabbetleri yapacak kadar laubali, rahat ve konsantrasyondan uzak tavırlar sergilemesi, rakiplerini hafife almaları bu formanın ağırlığını kavrayamadıklarının en açık kanıtı. Bu rahatsız edici umursamazlık, aslında sahadaki ruhsuzluğun dışavurumundan başka bir şey değil...
Asıl büyük mesele ise bu Dünya Kupası’nın, Türkiye’deki futbol algısının ve o milyar dolarlık devasa piyasanın radikal bir şekilde masaya yatırılması için bir dönüm noktası olması gerekliliğidir. Ortada dönen milyon dolarlara, lüks kamplara ve devasa bütçelere rağmen üretilen değerin koca bir “sıfır” olması, sistemin tıkandığını gösteriyor. Türk futbolunun, şov ve rant endüstrisi olmaktan çıkarılıp, ahlâk, disiplin ve gerçek bir spor kültürü üzerine yeniden inşa edilmesi şarttır. Kamu vicdanı, bu büyük fiyaskonun sorumlularından hesap sormalıdır.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol