Ankara Masası

  • GİRİŞ08.07.2026 08:54
  • GÜNCELLEME08.07.2026 08:54

Tarihin çoğu zaman cephelerden ziyade toplantı masalarında yön değiştirdiğini biliriz (Şimdi bunu hatırlatarak; Sevr’di, Lozan’dı, Mondros’tu; söz, oralara girmeyeceğiz)…

Bu masalar bazen tek gün kurulur, bazen günler.. hatta haftalarca açık dururdu da yine bir karara varılamazdı. Fakat bazı zirveler yalnızca devlet başkanlarını bir araya getirmez; güç dengelerini, ittifakları ve gelecek tasavvurlarını da yeniden şekillendirir. Ankara’daki NATO Zirvesi, tam da böyle bir dönemde toplandı. Bu yüzden zirveyi, diplomatik takvimin sıradan bir maddesi olarak görmek mümkün değil...

***

Son birkaç yılın uluslararası tablosuna baktığımızda, dünyanın neredeyse aynı anda birden fazla krizle yüzleştiğini görüyoruz:

Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’nın güvenlik mimarisini temellerinden sarstı.

Gazze’de yaşanan insanlık dramı ve ardından İsrail-İran hattında tırmanan gerilim, Orta Doğu’nun uzun yıllar kolay kolay dinmeyecek yeni fay hatları ürettiğini gösterdi.

Doğu Akdeniz’de enerji rekabeti,

Kafkasya’da değişen dengeler,

Karadeniz’in yeniden stratejik bir mücadele alanına dönüşmesi ve büyük güçlerin Hint-Pasifik ekseninde yürüttüğü rekabet, uluslararası sistemi alışılmış kalıpların dışına taşıdı.

Böylesine kırılgan bir coğrafyada Türkiye’nin konumu da doğal olarak değişti. Bir zamanlar yalnızca jeopolitik önemi anlatılan Türkiye, bugün jeopolitiğini yöneten, kendi kapasitesini inşa eden ve bölgesel gelişmelere yön veren proaktif bir aktör görüntüsü veriyor.

***

Bunun en önemli sebeplerinden biri, son yıllarda savunma sanayinde yakalanan ivmedir. İnsansız hava araçlarından deniz platformlarına, elektronik harp sistemlerinden hava savunma projelerine kadar uzanan geniş yelpaze, Türkiye’nin yalnızca kendi güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan bir yapı kurmadığının göstergesi. Bu gelişme, Türkiye’nin, dost ve müttefik ülkeler için de önemli bir güvenlik ortağı hâline gelmesini sağladı.

Savunma sanayi, çoğu zaman yalnızca askerî güç olarak değerlendirilir. Oysa modern dünyada savunma sanayi aynı zamanda diplomatik itibar, teknolojik gelişmişlik ve siyasî caydırıcılık demektir. Ürettiğiniz sistem kadar, o sistemi hangi ülkeye ihraç ettiğiniz, hangi ülkenin güvenlik mimarisine katkı sunduğunuz ve kriz anlarında nasıl bir dayanışma sergilediğiniz de önem taşır.

Türkiye’nin son yıllarda Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Afrika’dan Körfez’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada kurduğu ilişkiler, bu yeni dönemin dikkat çekici örnekleridir.

***

Ankara’daki NATO Zirvesi işte bu yeni gerçekliğin üzerine inşa ediliyor. Bugün ittifak; değişen Amerikan öncelikleriyle, Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini artırma arayışıyla ve hibrit tehditlerin çoğaldığı yeni güvenlik ortamıyla yüzleşmektedir.

Enerji güvenliği,

Siber saldırılar,

Uzay teknolojileri,

Yapay zekâ destekli savunma sistemleri ve kritik altyapının korunması gibi başlıklar, klasik askerî tehditlerin yanına eklenmiş durumda.

Güvenlik kavramının kapsamı genişledikçe, coğrafyanın önemi kadar teknoloji üretme kabiliyeti de belirleyici hâle geliyor.

***

Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politika tam da bu değişimi okuyabilen doktriner bir çizgi izlemeye çalıştı:

Karadeniz’de dengeyi gözeten yaklaşımı,

Tahıl koridoru girişimleri,

Rusya ile konuşabilen, Ukrayna ile temasını sürdürebilen diplomatik kapasitesi,

Balkanlar ve Kafkasya’daki istikrar arayışları,

Afrika açılımı,

Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsallaşmasına verilen stratejik destek, Ankara’nın yalnızca krizlere tepki veren değil, kriz yönetiminde söz söyleyen bir aktör olma iddiasını güçlendirdi.

***

Elbette dış politika, yalnızca başarı hikâyelerinden ibaret değildir. Her adımın eleştirilecek yönleri, her tercihin bir maliyeti vardır. Ancak bugün ortaya çıkan tabloya soğukkanlı biçimde bakıldığında şu gerçeği teslim etmek gerekir: Türkiye, çevresindeki krizlerin sayısı artmasına rağmen uluslararası masalarda daha fazla aranan, daha fazla dinlenen ve daha fazla sorumluluk yüklenen ülkelerden biri hâline gelmiştir. Bu durum tesadüf değildir; uzun yıllara yayılan diplomatik birikimin, savunma kapasitesine yapılan yatırımların ve bölgesel gelişmeleri yakından takip eden stratejik yaklaşımın sonucudur.

***

Ankara’da yapılan zirvenin en önemli mesajı belki de budur: Güvenlik artık yalnızca sınırları korumak değildir; güven verebilmektir. Komşularına istikrar sunabilen, müttefiklerine katkı sağlayabilen, kriz anlarında diyalog kanallarını açık tutabilen ülkeler, yeni uluslararası sistemin ağırlık merkezlerini oluşturacaktır.

Türkiye’nin önünde hâlâ çözülmesi gereken çok sayıda mesele var. Ekonomiden hukuka, eğitimden teknolojiye kadar güçlendirilmesi gereken alanlar bulunduğu açıktır. Ancak güçlü bir ülke olmanın yolu, yalnızca içeride sağlam kurumlar kurmaktan değil, dışarıda güvenilir bir ortak olabilmekten de geçer.

Belki de Ankara Zirvesi’nin asıl anlamı burada yatıyor. Dünya yeniden sertleşirken, ittifaklar yeniden tanımlanırken ve belirsizlikler çoğalırken Türkiye, bulunduğu coğrafyada yalnızca bir sınır ülkesi olmakla kalmıyor; güven üreten, denge kuran ve istikrar arayan bir merkez olma iddiasını ortaya koyuyor.

Tarih, bazen büyük dönüşümleri tek bir cümleyle özetler. Bugün o cümle belki de şudur:

Güç, yalnızca sahip olunan silahlarla ölçülmez; başkalarının güven duyduğu bir ülke olabilmekle ölçülür.

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat