Yeni Sykes-picot 2.0 ve yeni paralel düğüme darbe

  • GİRİŞ19.08.2026 09:00
  • GÜNCELLEME19.08.2026 09:00

Cumhuriyet tarihinin belki de en katmanlı, birbirini besleyen ve birbirinden asla bağımsız okunamayacak çok boyutlu bir dönüşüm kavşağındayız.

Bu çok değerli ve önemli bir gelişme…

Gündem ilk bakışta birbirinden kopuk adliye haberleri, yüksek tansiyonlu siyasî duruşmalar ve sınır ötesi jeopolitik hamleler gibi görünse de satır araları dikkatle okunduğunda ortada tek bir iradenin, yeni bir devlet paradigmasının ayak izleri duyuluyor.

Dışarıda yüz yıllık haritaların yırtıldığı, içeride ise dokunulmaz sanılan gri alanların, sermaye cemaat -sözde- ağlarının ve siyasetin yargı üzerinden kurduğu tahkimatların tasfiye edildiği bir eşikteyiz.

***

Son günlerde adliye koridorlarından yansıyan gelişmeler, sıradan bir adlî vakalar zinciri değildir. Kendilerini ‘Süleymancılar’ olarak tarif eden ama aslında Süleyman Hilmi Tunahan’ın ideali ve ülküsüyle hiç mi hiç alakası olmayan bir yapının tepe ismi Alihan Kuriş hakkında yürütülen geniş çaplı tahkikat ve eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un şüpheli ölümüne dair verilen ‘feth-i kabir’ kararı, devletin uzun yıllardır inanç ve hayır perdesi ardında konsolide olan finans – istihbarat - siyaset üçgenine bir kez daha neşter vurduğunu gösteriyor.

Denizolgun’un ölümü üzerindeki şüphe perdesinin aralanması ve Kuriş ailesi merkezli güç yapısının mercek altına alınması, devlet aklının artık “paralel” yapılanma potansiyeli taşıyan, yurt dışı fonları veya dış istihbarat servisleriyle teması şüpheli hiçbir dinî - sosyal odağa tolerans tanımayacağının en somut ilanıdır. 15 Temmuz ihanet tecrübesinden geçen Türkiye, kendi egemenlik alanında ikinci bir denetimsiz sermaye ve biat yapısına müsaade etmeyeceğini, kabirleri açacak kadar köklü bir iradeyle ortaya koymaktadır.

***

Bu iç hesaplaşma sürerken, Ekrem İmamoğlu ekseninde mahkeme salonlarını birer siyasî miting alanına, gövde gösterisine dönüştüren tavır ise tablonun diğer boyutunu oluşturuyor. İmamoğlu’nun, hakkında öne sürülen iddialara ve suçlamalara cevap vermek, onlar için savunma yapmak yerine yargı mekanizmasını siyasal meşruiyet devşirme veya mağduriyet üretme platformu olarak kullanma çabaları, devletin derin bürokratik ve yapısal arınma sürecinin ciddiyeti karşısında yalnızca anlık gürültüler olarak kalıyor.

Zira asıl mesele, Türkiye'nin iç cephesini her türlü operasyona kapalı, şeffaf ve denetlenebilir bir hukukî zemine oturtma mücadelesidir.

***

İçeride bu tasfiye ve berraklaşma yaşanırken, dışarıdaki hamlenin büyüklüğünü kavramak için tam bir asır geriye, 1916’ya gitmek şarttır. İngiliz Mark Sykes ile Fransız François Georges-Picot’nun masa başında cetvelle çizdiği sınırlar, yalnızca bir toprak paylaşımı değildi.

Bin yıllık aşiretleri, su kaynaklarını, ticaret yollarını ve akrabalıkları bölen bu emperyal mutabakat, Orta Doğu’yu kendi içinde barış üretemeyen, sürekli küresel güçlere muhtaç bir “böl-yönet” laboratuarına çevirdi.

1917 Balfour Deklarasyonu ile tahkim edilen bu yapı, Anadolu’yu İslâm coğrafyasından, tarihsel derinliğinden ve güney havzasından fizikî bir duvarla koparma stratejisiydi.

Son 40 yıldır Türkiye’nin enerjisini sömüren terör dalgası ve son 10 yılda Suriye-Irak hattında kurulmak istenen uydu terör koridoru, işte bu Sykes-Picot düzeninin 2.0 versiyonuydu. Amaç, Türkiye’nin güneyini etnik ve mezhepsel garnizon devletçikleriyle tamamen kapatmak, Türk-Kürt kardeşliğini kalıcı bir kan davasına dönüştürerek Anadolu’yu hapsetmekti.

***

Türkiye bu yüzyıllık tezgâhı, Fırat Kalkanı’ndan Barış Pınarı’na uzanan sınır ötesi harekâtlarla askerî olarak bozdu. Savunma sanayinde yakalanan yerlilik, dış dayatmaları etkisiz kıldı. Ancak meselenin nihaî tescili, askerî zaferlerin siyasî ve hukukî bir omurgaya kavuşturulmasıyla mümkün olabilirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla resmen yürürlüğe giren ve TBMM zemininde şekillenen tarihî ‘kardeşlik’ mutabakatı, işte bu sürecin yasal ve kurumsal miladı olarak okunmalıdır. “Terörsüz Türkiye” hedefi, sadece bir güvenlik operasyonu değil; emperyalizmin bölgedeki en kullanışlı kartını elinden alan kurucu bir barış hamlesidir.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, TBMM grup toplantısında, bu büyük kırılmaya dair yaptığı tespit, stratejik çerçeveyi en yalın haliyle ortaya koymaktadır:

Sürecin birinci aşaması terör örgütüne silah bıraktırma olsa da Türkiye'nin yakın coğrafyasında barış ve istikrarın güçlenmesi, etki alanının artması 'Terörsüz Türkiye'nin hedefleri arasındadır. Esasında bölgemizde 'Şark Meselesi'nde ikinci perdenin sahnelenmek istendiği görülmektedir. Hedef parçalanmış ve bölünmüş egemen devletlerdir. Ancak Türkiye yeni Sykes-Picot düzenini, Balfour'daki sinsî planları 'Terörsüz Türkiye' hedefiyle bozmuş, emperyalizmin bu coğrafyadaki emellerine darbe vurmuştur."

***

Bütün parçaları yan yana getirdiğimizde tablo son derece nettir:

İçeride Alihan Kuriş ve sözde cemaat yapılanmalarının finansal - örgütsel kodlarını çözen, Denizolgun’un şüpheli ölümünün ardındaki sis perdesini aralayan ve adliye koridorlarındaki şovları aşarak hukukun üstünlüğünü kurmaya çalışan akıl, dışarıda da Sykes-Picot’nun ikinci perdesini yırtıp atan akılla aynıdır.

Türkiye, içerideki paralel iktidar heveslilerini ve istihbarat artıklarını tasfiye etmeden dışarıda bağımsız bir eksen kuramayacağının farkındadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayıyla başlayan yeni dönem, yalnızca terörü tarihe gömmekle kalmayacak, yüz yıl önce cetvellerle bölünen bu coğrafyada Türk’ün, Kürt’ün ve diğer etnik aktörlerin bin yıllık kardeşlik zeminini yeniden inşa ederek Türkiye’yi bölgesel bir nizam kurucu konumuna yükseltecektir. Bu yeni paradigma aynı sorunları yaşayan milletler için de başarılı bir pratik olacaktır -inşallah.

ÖZCAN ÜNLÜ / Haber7

Yorumlar3

  • Haberci 34 dakika önce Şikayet Et
    “Türkiye diye bir şey artık var olmamalı. İzmir Yunanlıların olacaktır. Adana İtalyan, Güney Toroslar ve Kuzey Suriye Fransız, Filistin ve Mezopotamya (Irak) İngiliz, geri kalan İstanbul’da dahil Ruslara verilecektir. Ayasofya’da ve Ömer Camii’nde Latin ilahileri okuyacağım. Bunu bütün kahraman uluslar şerefine Galce, Lehçe, Keltçe ve Ermenice okuyacağız” demektedir.
    Cevapla
  • Sucu Abdullah 35 dakika önce Şikayet Et
    Ülkemizde enerjide sağlıkta savunma sanayinde ulaştırma da dış politikada güzel gelişmeler var ancak ekonomik ve sosyal dengeleri bozan Afet öncesi tedbirleri almada suçun işlenmesinin önlenmesi için yapılacak düzenlemelere eğitimde üretken zanaatkar yetiştirecek uyuşturucudan kumardan camilerin 24 saat ilim eğitim kültür el beceresi imanlı ahlaklı gençlik yetişmeli
    Cevapla
  • Haberci 35 dakika önce Şikayet Et
    1 Nisan 1915 tarihinde İngiltere meclis üyesi ve Osmanlı sempatizanı Herbert’e gönderdiği mektupta şunları yazmaktadır;
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat