Bir medeniyet nöbetçisi: Ali Haydar Haksal

  • GİRİŞ30.08.2026 09:27
  • GÜNCELLEME30.08.2026 09:40

Kelimelerin haysiyetine inananlar; birbirlerini kalabalıkların uğultusunda da, aynı derdin, aynı davanın ayak izlerinde de bulurlar. Bazı insanlar vardır ki, hayatın telaşı, araya giren mesafeler yahut gündelik koşturmacalar onların varlığındaki mânâyı eksiltmez. Sık sık bir araya gelip çay içmeseniz, gün aşırı hâlleşmeseniz dahi bilirsiniz ki, aynı menzilin peşinde adım atmaktasınızdır. Yürüdüğünüz patikalar, soluduğunuz iklim ve sızısını kuşandığınız sancılar birdir.

Dünya dengini toplayıp ebedî yurduna uğurladığımız Ali Haydar Haksal Ağabey, işte böylesi derin izler bırakmış kıymetlerimizdendi. Onunla hukukumuz ve dostluğumuz, aynı gökkubbe altında, aynı medeniyet nöbetini tutmanın, aynı çileye talip olmanın hikâyesiydi.

Bizim yürüyüşümüz Büyük Doğu’dan Diriliş’e, Edebiyat dergisinden Mavera’ya uzanan o soylu nehrin yatağında şekillendi. O nehrin sularıyla arındık, derdini derdimiz bildik: Kadim coğrafyamızın dilini, ruhunu ve medeniyet tasavvurunu modernitenin çorak rüzgârlarına karşı diri tutmak...

Ali Haydar Haksal Ağabey, bu yürüyüşün öncülerinden biri olarak edebiyatı hiçbir vakit süslü bir vitrin ya da şahsî bir şöhret basamağı görmedi; yazmayı bir varoluş, adalet ve ahlâk meselesi olarak yaşadı.

***

Onun fikrî ve estetik mücadelesinin en muhkem kalesi hiç şüphesiz Yedi İklim oldu. 1987 yılının Mart ayında bir avuç inanmış yürekle yola çıkan, kardeşleri Müstakim ve Ahmet’le birlikte varını yoğunu vakfettiği bu dergi, matbuatın dar sınırlarını çoktan aşarak hakikî bir mektebe dönüştü. Ali Haydar Ağabey, kapısını çalan, cebinde ilk şiiriyle ya da ürkek bir hikâye taslağıyla gelen hiçbir genci geri çevirmedi. O gençlerin heyecanını bir kuyumcu titizliğiyle işledi. Bu gençlere sadece yazmayı değil, kelimenin namusunu ve Türkçenin nöbetini tutmayı da öğretti. Bugün Türk edebiyatında iz bırakan nice imzanın ilk satırlarında onun o müşfik ve sarsılmaz inancı saklıdır.

1975 yılında yayımlanan ilk hikâyesi Tıkırtı’dan bu yana Haksal, Türk öykücülüğünde çığır açıcı bir damarı temsil etti. Zaman zaman Yasir Vurgun ve Mahmut Mustafaoğlu imzalarıyla da yazan usta yazar; TYB Hikâye Ödülü’nü alan Sesim Bana Yetmiyor, ilk kitabı Evdeki Yabancı, ardından gelen Ay Işığında Vav’ın Odası, Sarıldığım Soğuk Bir Ceset, Kuşkonmazda Konuşan Adam, Ruh Denizi gibi öykülerinde ve Yitik Yaşamın Güncesi, Kör Kuyu, Mum ile Pervane romanlarında insanımızın ruh haritasını çıkardı. O, ucuz kurgulara ve sıradan entrikalara asla yaslanmadı.

***

Necip Tosun’un isabetli tespitiyle; (tıpkı Rasim Özdenören gibi) kentin ve modernizmin kıskacında sıkışan bireyin yabancılaşmasını, kutsaldan kopuşun getirdiği derin sarsıntıları, fânilik ve yalnızlık temasını iç monologlarla, âdeta bir ânı donduran fotoğrafik bir atmosfer ve kusursuz bir dil işçiliğiyle kurdu.

Ali Haydar Haksal’ı yalnızca bir edebiyatçı olarak anmak, onun portresini eksik bırakmak olur. O, her şeyden evvel uyanık bir tefekkürün, tavizsiz bir duruşun fikir adamıydı. Marmara İlahiyat’ta hazırladığı Kur’ân-ı Kerim’de Güzel Kavramı tezinden süzülen estetik idrak, onun bütün düşünce dünyasının omurgasıydı. Mehmet Âkif’ten Necip Fazıl’a, Sezai Karakoç’tan Rasim Özdenören’e, Cahit Zarifoğlu’ndan Mehmet Âkif İnan’a kadar bu toprakların kurucu şahsiyetleri üzerine kaleme aldığı hacimli monografilerle yerli düşüncenin hafızasını tazeledi. Dört Halife üzerine yazdığı anlatılarla da medeniyetimizin kurucu ahlâkını bugünün idrakine sundu.

Bununla da yetinmedi: Millî Gazete’deki köşesinde aralıksız sürdürdüğü fikir nöbetiyle bu ülkenin, İslâm âleminin, Kudüs’ün ve mazlumların meselesini her gün yeniden kaleme aldı. Güncel Yanılgı Karşısında Müslümanca Duruş, Adaleti Ayakta Tutmak ve Suriye: Felaketin Eşiği gibi kitaplarında billurlaşan binlerce köşe yazısı; gündelik siyasetin sığ sularına teslim olmayan, hakikatin ve vicdanın merkezinden konuşan bir medeniyet manifestosuydu.

***

Haksal Ağabey, çağın dayatmalarına, emperyalizme ve kültürel yozlaşmaya karşı kalemiyle dimdik durdu. Toplumsal meselelere daima ilâhî adaletin ve köklü tefekkürün penceresinden baktı.

Kelimelerini bir dua gibi kuran, arkasında onlarca ciltlik külliyat, yüzlerce sayı Yedi İklim, binlerce fikir makalesi ve yetiştirdiği koca bir nesil bırakan Ali Haydar Haksal Ağabey, dünya gurbetinden ebedî sılaya sessizce yürüdü.

O, yürünmesi çetin o kadim yolda kendi derin izini bırakarak veda etti. Bize düşen ise aynı şuur, aynı adalet ve ahlâk davasıyla o ize basarak medeniyet nöbetini sürdürmektir.

Menzili mübarek, makamı âli, ruhu şâd olsun.

Özcan Ünlü / Haber7

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat