Bir dönemin şifreleri çözülürken

  • GİRİŞ16.09.2026 09:19
  • GÜNCELLEME16.09.2026 09:19

Her gün daha çok şaşırıyoruz…

Ülkemizin yakın siyasî tarihinin derinlerine indikçe kurgu ile gerçek, televizyon ekranı ile cezaevi koridorlarının nasıl iç içe geçtiğini görüyor ve hayretler içinde kalıyoruz. Hatta bu hayret hali karşısında “Bu kadar da olur mu!” diye şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz.

Derin devlet ve istihbarat savaşlarının hiçbir zaman yalnızca kuru fezlekeler veya gizli karargâh koridorlarında cereyan etmediğini biliyoruz. Bu savaşların her zaman halkın zihnine nakşedilen bir rıza üretme ve meşrulaştırma mekanizmasıyla yürütüldüğünü dönem dönem hep birlikte yaşadık. Yakın tarihimizin en büyük trajedisi, gerçeğin önce popüler kültür marifetiyle ehlileştirilmesi, ardından hedefe konan aktörlerin şüpheli ölümlerle birer birer sahneden silinmesidir.

Bu mekanizmanın ana omurgası çok açıktır: Kamuoyu, ekranda gördüğü gölge oyununa alkış tutarken, perdenin arkasında devletin hafızası ve o hafızayı taşıyan kilit isimler sistematik biçimde tasfiye edilmiştir.

Bu sürekliliğin şifrelerini çözebilmek için 1990’ların kırılma noktalarına yeniden ve dikkatle bakmak lâzım…

***

17 Şubat 1993 sabahı Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağının düşmesi, klasik bir “şüpheli kaza” vakası olarak kayıtlara geçti. Bu hadise Türkiye’nin güvenlik doktrinine vurulan ilk büyük tasfiye darbesidir.

Merhum Bitlis, Çekiç Güç’ün bölgedeki örtülü faaliyetlerine direniyor, terör meselesini bölgesel aktörlerle (özellikle Bağdat ve Tahran) koordineli bir kalkınma ve güvenlik programıyla çözmeyi savunuyordu.

“Şüpheli kaza”, jet hızıyla “motor buzlanması” denilerek kapatılmak istendi. Ancak kazadan hemen sonra olay yerine giden heyetlerin sabotaj izlerini tespit etmesi, görgü tanıklarının havada yaşanan patlama anlatımları ve daha sonra dosyanın zamanaşımı çukuruna itilmesi, mekanizmanın nasıl işlediğini gösterdi.

Bu cinayetin ardından gelen Bahtiyar Aydın ve Rıdvan Özden suikastları ve nihayetinde 90’ların karanlık bilançosu, 2000’li yıllara devredilen kötü bir mirastı.

***

2000’li yıllarla birlikte tasfiye tekniği boyut değiştirdi. Artık sadece sokak ortasında veya havada suikast yapılmıyor, hedefteki aktörler önce kamusal algıda “suçlu”, “hain” veya “karanlık baron” ilan ediliyordu. Bugünlerde görüyoruz ki, döneminde izlenme rekorları kıran televizyon dizisi Kurtlar Vadisi bu psikolojik harekâtın operasyonel ara yüzü olarak kurgulandığı iddiası!

Dizinin mimarı Osman Sınav’ın projeden ani ve gerilimli bir şekilde çekilmesi, yapımın bağımsız bir anlatı olmaktan çıkıp ideolojik bültene dönüştüğünün ilk kanıtı gibi duruyor. Dizinin senaristlerinin yasal veya yasa dışı hiçbir odakla bağlantılarının olmadığını belirttikleri savcılık ifadelerinde “Sınav, tehdit aldığını belirterek diziyi bıraktı” diyerek şüpheli bir duruma dikkat çekmeleri, doğrudan bir istihbarî manivela şüphesi uyandırıyor.

***

Bu mesele önemli olmasına önemli ama asıl tartışılması gereken konu, MİT’in Orta Asya operasyonlarını yöneten, bölgedeki yabancı istihbarat ağlarını ve cemaat yapılanmalarının okullar üzerinden yürüttüğü faaliyetleri devlet adına raporlayan Kâşif Kozinoğlu’nun Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetmesidir. Kozinoğlu’nun, adı geçen dizide acımasız, karanlık ve gayrimeşru “Kâşifoğlu” tiplemesine dönüştürülmesi ilginçtir. Devlet, geçen haftalarda Kozinoğlu cinayetine yönelik yeni bir soruşturma başlatıp, mezarının açılmasına karar verdiğinde uçlar birbirine daha kolaylıkla bağlanmış oldu.

Kozinoğlu, Odatv kumpasıyla içeri alındığında sıradan bir sanık değildi. Sovyetler sonrası Orta Asya’da küresel güçlerin ve onların yerli taşeronlarının kurduğu tezgâhları birinci elden bilen canlı bir arşivdi. Savunmasını yapmasına, bildiklerini mahkeme tutanaklarına ve dolayısıyla tarihe geçirmesine yalnızca 10 gün kala, Silivri 1 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda hayatını kaybetti. “Kalp krizi” denilerek geçiştirilen bu ölüm, cezaevi idaresinin ambulansı geciktirmesi, hücredeki el yazısı savunma notlarının akıbeti ve son dönemde ortaya çıkan adlî tıp usulsüzlükleriyle birleştiğinde apaçık bir infazın işaretlerini taşıyordu. Kozinoğlu susturuldu. Çünkü konuşsaydı, o dönem “hukuk reformu” diye alkışlatılan sürecin aslında devleti teslim alma operasyonu olduğu belgeleriyle ifşa olacaktı.

***

Benzer bir tasfiye hattı sivil ve dinî alanda da işletildi. Süleyman Hilmi Tunahan merhuma bağlı insanlardan oluşan cemaatinin lideri ve eski Ulaştırma Bakanı Ahmet Arif Denizolgun’un 2016 yılındaki ani ölümü de bu zincirin kritik bir halkası gibi duruyor. Yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması olarak kayıtlara geçen bu vefatın ardında, cemaatin belli bir uluslararası istihbarat güdümlü şebekeye (FETÖ) teslim olmasını engelleyen sert direncinin yattığı daha net anlaşılıyor. Denizolgun’un şüpheli gidişiyle birlikte, bu yapının geleneksel ve devlete sadık omurgası kırılgan hale getirilmiş, taban üzerinde kurulmak istenen vesayet projesinin önündeki en büyük şahsî engel bertaraf edilmiştir.

Bu süreçte intihar süsü verilen ya da intihara sürüklenen Yarbay Ali Tatar’ın, Cemal Temizöz gibi Güneydoğu’da terörle mücadelede ömrünü geçirmiş subayların gizli tanık kumpaslarıyla zindanlara tıkılmasının, failî meçhul onlarca cinayetin ardındaki ana omurga aynı: Milli direnç noktalarının lağvedilmesi.

Bu topraklarda “şüpheli ölüm” tabiri, devlet içi tasfiyelerin adlî örtüsü haline getirildi. Oysa hiçbir kilit isim tesadüfen kalp krizi geçirmez, hiçbir kritik komutanın uçağı tesadüfen “buzlanmaz” ve hiçbir kamu görevlisi popüler dizilerde hedefe konduktan sonra tesadüfen cezaevinde ölmez.

Son dönemde hız kazanan adlî ve istihbarî soruşturmalar, yalnızca tetikçileri veya kumpas kuran polis-yargı çetesini değil, bu operasyonların popüler kültür ayağını, medya finansörlerini ve cinayetleri örtbas eden tıp bürokrasisini de kapsamak zorundadır.

Görünen o ki kapsayacaktır da…

Bunu yapamadığımız takdirde, ekranda kendi cellâtlarını alkışlayan bir toplum olmanın utancından ve hafızasını koğuşlarda kaybeden bir devlet olmanın zafiyetinden kurtulamayız..

Yorumlar4

  • Müca 1 saat önce Şikayet Et
    Türkiyede iktidar yerli ilaç yapmak için büyük mücadele veriyor, gazetelerde çıt yok !!!!
    Cevapla Toplam 5 beğeni
  • as selam 1 saat önce Şikayet Et
    Ben o malum diziyi seyretmedim ama o kadar popüler oldu ki insanları özendirdi saf bir delikanlı bile katil olabilir di onlar yüzünden
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • Ferdi yılmaz 2 saat önce Şikayet Et
    Olay basit,nasıl abd derin yapılanması simpsonlarla ilerite dönük msjlar veriyorsa fetöde kurtlar vadisiyle yapılacakları anlatmış.tüm senarist kadro fetöden tutuklanmalıdır.hiçbirşey tesadüf olamaz
    Cevapla Toplam 6 beğeni
  • Mert 2 saat önce Şikayet Et
    Türkiye'de sucun zaman asimina ugramasi lav edilmelidir. Suc tespiti ne zaman tespit edilirse ,o zaman ceza uygulanmalidir.
    Cevapla Toplam 7 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat