Şuşa ruhuna hibrit kuşatma

  • GİRİŞ14.10.2026 09:01
  • GÜNCELLEME14.10.2026 09:01

Azerbaycan’da son günlerde garip şeyler oluyor:

Başörtülü öğrenciler tıpkı 28 Şubat sürecinde yaşadığımız drama benzer gerekçelerle derse alınmıyor. Derstekiler dışarı çıkartılıyor.

Başörtüsü yasağını savunan bir meclis üyesi, durumu izaha çalışırken şaklabanlık yapıyor: “Bir judocu havuzda kimono ile yüzemediği gibi başörtüsüyle de eğitim olmaz.”

İlham Aliyev’in başkanlığını yaptığı Azerbaycan iktidar partisi YAP, başörtüsü yasağına tepki gösteren Türklere karşı neredeyse bayrak açmış durumda: “Dostluk bağlarını göz önünde bulundurarak bugüne kadar bu tür durumlara karşı itidal sergiledik. İslâm dünyasında hiçbir devletin diğer Müslüman halklara kendi iradesini dayatma, onların içişlerine karışma veya kendini diğerlerinden üstün görme hakkı yoktur (…) Azerbaycan da tıpkı Türkiye gibi laik bir anayasaya sahiptir. Bu nedenle Azerbaycan’ın laik devlet yapısının ve eğitim politikasının siyasî manipülasyon malzemesine dönüştürülmesi kabul edilemez; bla bla bla…”

Bakü yönetiminin bu akıl almaz uygulamasına CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bile isyan ediyor:

“Kadınların başı açık, başı kapalı diye ayrılması doğru değil. Türkiye burada çok ağır bir sınavdan geçtik. Bu acının bitmesi lâzım…”

Sosyal medyada, “Arab ve Fars ideologyasına yox deyirik!” pankartları filan…

***

Bu konuda söylenecek hiçbir şey yok çünkü daha fazlasını yaşamış ve yıllarca bireysel hak ve özgürlükler, eğitim eşitliği, adalet vb gibi kavramları atomlarına kadar tartışmış bir milletiz.

Ben bugün başka bir perspektiften –sakın bu konunun önemsiz olduğu anlamına gelmesin- meseleye bakmak istiyorum:

Türkiye-Azerbaycan hattındaki stratejik ortaklık ve “tek millet, iki devlet” omurgası, Güney Kafkasya’nın sınırlarını aşarak doğrudan Hazar havzası, Orta Asya ve küresel enerji-ticaret koridorlarının kilidi haline gelmiştir. Türkiye’nin büyük desteğiyle elde edilen Karabağ zaferi ve ardından imzalanan Şuşa Beyannamesi ile bu ittifakın kurumsal bir askerî ve siyasî güvenceye kavuşması, bölgede asırlık denklemleri olan aktörleri doğrudan rahatsız eden bir jeopolitik tablo ortaya çıkarmıştır.

Bu aktörlerin rollerine ve bugün yaşadığımız olaylara ilişkin etkilerine kısaca bakalım:

Rusya (tarihsel arka bahçe ve varlık refleksi): Moskova, Güney Kafkasya’yı geleneksel etki alanı olarak görmeye devam ediyor. Türkiye’nin Azerbaycan üzerinden Kafkasya’da doğrudan oyun kurucu bir aktör olarak tahkim edilmesi ve Zengezur Koridoru gibi Türk dünyasını birbirine bağlayacak hatların açılması, Rusya’nın bölgedeki tekelini kırıyor. Bu nedenle Moskova, Bakü ile ilişkilerini sıcak tutmaya çalışsa da, Ankara ile Bakü arasındaki uyumu zaman zaman Ermenistan kartı ve enerji transit dengeleri üzerinden dengelemeye, çatlaklar aramaya gayret ediyor.

İsrail (İran eksenli asimetrik hesaplar): İsrail-Azerbaycan ilişkileri uzun yıllardır askerî teknoloji ve petrol ticareti ekseninde, özellikle İran’a karşı bir denge unsuru olarak yürütülüyor. Bunu her iki taraf da açık açık deklare ediyor. Ancak İsrail’in bölgedeki varlığı ve Bakü ile olan temasları, Türkiye’nin Orta Doğu’daki ilkeli duruşu ve bölgesel gerilimlerle yan yana geldiğinde kamuoyu nezdinde bir tezat veya ayrışma gibi sunulmak isteniyor. Amaç, Türkiye ile Azerbaycan arasına ideolojik ve diplomatik bir mesafe koyarak Türkiye’nin Kafkasya’daki merkezî rolünü sulandırmak. Bunun için Türkiye ve İran kartını, İsrail’e sempati duyan ve bunda hiçbir beis görmeyen Bakü yönetimi üzerinden yeniden dağıtıyor. Bu kafa karışıklığı arasında ülkede birinci sınıf vatandaş muamelesi gören Yahudi çocukların eğitim hayatlarını kendi istedikleri gibi şekillendirip, Azerbaycanlı Müslümanlar –özellikle kız öğrenciler- başörtüsü üzerinden Türk ve Fars karşıtlığı ile donatılıyor.

İsrail’in Azerbaycan ile uzun yıllara dayanan teknoloji, savunma sanayi ve enerji ortaklığı bilinmektedir. Ancak bu denklem, Orta Doğu’da tırmanan krizlerle birlikte Ankara ile Bakü arasında bir çatlak ve çelişki alanı gibi kamuoyuna servis edilmektedir.

İsrail, Azerbaycan’ı Tahran’a karşı stratejik bir çevreleme unsuru olarak konumlandırmaya çalışırken, Türkiye’nin Filistin ve bölgesel adalet eksenindeki ilkeli duruşu ile Bakü’nün güvenlik pragmatizmi de karşı karşıya getirilmek istendiği gözardı edilmemelidir.

ABD ve Batı bloku (Çin-Orta Koridor ve Avrasya birliği endişesi): Washington açısından meselenin sadece Kafkasya olmadığını çok iyi biliyoruz. Zengezur Koridoru ve Orta Koridor (Trans-Hazar hattı) üzerinden Pekin’den Londra’ya uzanan, Türkiye ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın kontrolünde işleyecek bağımsız bir ticaret ve lojistik hattının kurulması…

ABD yönetimi, özellikle Washington’daki güçlü Ermeni diasporasının baskısıyla Bakü üzerinde “insan hakları” ve “bölgesel saldırganlık” söylemleri üzerinden diplomatik ve ekonomik baskı kurarak, Türkiye-Azerbaycan ittifakının uluslararası meşruiyetini zedelemeye çalışıyor.

Tüm bu jeopolitik müdahalelerin ortak hedefi, Türkiye’nin Kafkasya kapısını kapatmak, Türk Dünyası ile olan karasal ve lojistik bağını zayıflatmak ve Azerbaycan’ı çok taraflı baskılarla Ankara’dan bağımsız manevralara zorlamaktır.

Bu psikolojik ve stratejik kuşatmayı kırmanın yolu, sadece devletlerarası diplomatik temaslarla sınırlı kalmayıp medya, düşünce kuruluşları ve kamuoyu diplomasisi yoluyla nitelikli analizleri sahaya sürmektir.

Bütün bunlarla birlikte hem Ankara hem de Bakü yönetiminin ve iki ülke entelektüel aklının durup bu başlıklarla meseleye yaklaşmaları gerekmektedir.

Şu asla unutulmamalıdır:

Şuşa Beyannamesi ile ete kemiğe bürünen Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığı, yalnızca iki başkentin birbiriyle olan ilişkilerini dizayn etmiyor; Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan Türk Dünyasının karasal, lojistik ve siyasî birliğinin omurgasını oluşturuyor.

Medya ve sosyal ağlar üzerinden yürütülen örtülü kampanyalarla, “Türkiye ile Azerbaycan’ın temel dış politika vizyonlarının uyuşmadığı” algısı pompalanarak halklar nezdinde duygusal bir kopuş hedeflenmektedir.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesi, Pekin-Londra hattında Batı kontrolünde olmayan alternatif bir koridor anlamına gelmektedir. Batı aklı, Türkiye-Azerbaycan kapısını tutarak bu geniş Avrasya buluşmasını başından kilitlemek istemektedir.

Uzattım, farkındayım ama birkaç hususa dikkat çekmek zorundayım:

Bölgede etkin olmaya çalışan ve bunu yaparken iki kardeşi birbirine düşürmekte hiçbir sakınca görmeyen güçlerin farklı ajandalarla benzer hedeflere yönelen hamleleri, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki bağı zayıflatarak Kafkasya’yı yeniden dış müdahalelere açık, istikrarsız bir tampon bölgeye dönüştürme planının parçasıdır.

Bu hibrit kuşatmaya karşı koymanın yolu:

Savunma, istihbarat, enerji ve lojistik alanındaki ortak projelerin (özellikle ortak savunma sanayii Ar-Ge ve üretim adımlarının) takviminin hızlandırılması,

İki ülkenin düşünce kuruluşları ve medya organlarının koordineli çalışarak, üretilen manipülatif dezenformasyonlara karşı anında ve güçlü analizlerle kamuoyunu bilinçlendirmesi,

Zengezur Koridoru’nun açılması sürecinde sahadaki fiilî durumun ve diplomatik meşruiyetin tavizsiz bir şekilde muhafaza edilmesidir.

Ve asla unutulmamalıdır:

Kafkasya’da tesis edilen barış ve Türk dünyasına açılan kapı, ancak Ankara ve Bakü’nün aynı masada ve aynı siperde omuz omuza durmasıyla korunacaktır.

Yorumlar16

  • Lobi 3 saat önce Şikayet Et
    Çok hemde çok dikkatli olmak lazım toplum mühendisliği çağında. Sosyal medyada, yorumlarda kimin kim olduğu belli değil. Aramızdaki sorunları muhakkak hoşgörü ve anlayış ile çözmeliyiz yoksa yandık. Karşılıklı suçlamalar bize felâketten başka bir şey getirmez. Bunu yazara da söylüyorum.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Dadaş 4 saat önce Şikayet Et
    Bu da ancak Aliyev'in gidip yerine müslüman birinin gelmesiyle mümkündür
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat