Ankara–Bakü hattı kırılırsa…

  • GİRİŞ01.11.2026 08:31
  • GÜNCELLEME01.11.2026 08:31

Sözü dolandırmadan, en yalın hâliyle, yine ve yeniden kayda geçirelim:

Türkiye ile Azerbaycan’ın arasına mesafe koymanın jeopolitik getirisi, dışarıdaki aktörler için tahmin edilenden çok daha büyüktür. Bunu başarabilen bir irade, Ankara’nın Hazar’a uzanan elini zayıflatır, Bakü’nün batıya açılan ufkunu daraltır. En tehlikelisi de Türk dünyasını yeniden, birbirinden habersiz ve ayrı odalarda pazarlık yapan başkentler coğrafyasına hapseder.

İki ülke arasındaki bağın kıymeti, tam da bu bağı koparmak isteyenlerin neyi kazanmayı umduğuna bakıldığında anlaşılır.

Bu yüzden Bakü’ye yalnızca ikili bir diplomasi parantezinden bakamayız. Bakü’nün ardı Hazar’dır. Hazar’ın ötesi ise kaynakları, güvenlik kaygıları ve ortak istikbaliyle geniş Türk dünyasıdır. Türkiye’nin doğuya doğru kurduğu stratejik derinlik, Azerbaycan’la müttefikliğinin sağlamlığından besleniyor.

Azerbaycan da Türkiye üzerinden küresel bir diplomatik ve iktisadî nefes borusuna kavuşuyor.

***

Avrupa’nın acı tecrübelerden çıkardığı derse iyi bakmak lâzım. Kıtayı felaketlerden koruyamayan kongreler ve diplomatik dengeler yerine, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kömür ve çeliği ortak bir havuza bağladılar. Fabrikanın, tüccarın ve sıradan vatandaşın kazancı sınırların kalkmasıyla birlik kalıcı hâle geldi. Devletlerin kendi aralarında ihtilaf çıkarması, bizzat kendi toplumlarına zarar verecek bir noktaya taşındı.

Bizim coğrafyamız ise Çarlık ve Sovyet döneminin ardından yeni yeni toparlanıyor. Yapay sınırlar, alfabe müdahaleleri ve koparılan yollarla zayıflatılan büyük bağ, 1992 Ankara Zirvesi’nden 2009 Nahçıvan Anlaşması’na, oradan Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) uzanan kurumsal bir hafıza inşa etti.

Fakat bu hafızanın ayakta durması, yalnızca zirve bildirilerine bağlı kalamaz. TDT’nin ve Ankara-Bakü ortaklığının gücü, gümrük kapısında daha az bekleyen tırda, ortak savunma sanayi projesinde, iki başkentin birlikte ürettiği katma değerde somutlaşmak zorunda.

***

Bugün Türkiye’nin güneyi ağır bir ateş çemberi…

Gazze’deki soykırım, Suriye’nin siyasî geleceği, Irak’ta terörle mücadele ve İran üzerinden bölgeye yayılan sıcak çatışma dalgası… Bütün bu krizler Ankara’nın kaynaklarını ve dikkatini güneye kitlemek için kurulmuş adeta açık bir mıknatıs görünümünde.

Elbette Türkiye güneyindeki zulme sessiz kalamaz, sınır güvenliğini ihmal edemez. Ancak Ankara’yı bölgesel çatışmaların içine gömüp Hazar’ın ötesindeki ufuktan koparmak isteyen hesabı da iyi okumak gerekiyor. Ankara’nın güneydeki dik duruşu ile Hazar’daki stratejik hamleleri birbirine alternatif değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Biri için diğerinden vazgeçilmesini dayatan akıl, Türkiye’nin gücünü bölmeye çalışan akıldır.

***

Kafkasya’daki hat tartışmalarına da bu gözle bakmak şarttır:

Masadaki koridor senaryolarında asıl mesele güzergâhın nereden geçtiği kadar, denetimin kimde olacağıdır. Türkiye ile Azerbaycan; Bakü–Tiflis–Ceyhan, TANAP ve Bakü–Tiflis–Kars gibi projelerle bağımsız güzergâhlarını zaten inşa etti. Nahçıvan üzerinden açılacak yeni hatlar bu kabiliyeti taçlandıracaktır ancak Türk dünyasının istikbali tek bir kapının açılmasına ya da bir başka küresel gücün vizesine rehin bırakılamaz. Bağlantılar ne kadar çoğalırsa, dışarıdan kurulacak şantaj masaları o kadar hızla dağılır.

İsrail–Azerbaycan ilişkileri de tam bu kavşakta duruyor. Bakü’nün –şimdilerde inkâr etse de- Türkiye’nin eşsiz desteğiyle elde ettiği Karabağ zaferindeki savunma tecrübesi, teknoloji ihtiyacı ve sınır güvenliği dinamikleri kendine has şartlar barındırabilir. Buna saygı duyulur. Fakat hiçbir silah tedariki ya da enerji ortaklığı, Türkiye ile kurulmuş kan ve kader kardeşliğinin üzerine ipotek koyamaz, koymamalıdır. Dışarıdan kurulacak baskıların en verimli besini, iki başkentin birbirine duyacağı güvensizliktir.

***

Mesele çok net:

Ankara ile Bakü arasındaki müttefiklik zayıflarsa, Türkiye Hazar’a uzanırken başkalarının icazetine muhtaç hâle gelir. Azerbaycan ise devasa küresel aktörlerin arasında yapayalnız bir denge arayışının yükünü taşır. İki kardeş başkent ayrı odalara çekilirse, masadaki şartları üçüncü taraflar belirler.

Şuşa Beyannamesi’nin altına atılan imza, masa başında bırakılmayacak kadar kıymetlidir. Üçüncü ülkelerle geliştirilen stratejik adımlar, sürpriz beyanlar yerine, doğrudan ve sürekli istişareyle yürütülmelidir.

Başka başkentlerin ajandasında basit bir diplomasi dosyası olan Azerbaycan, Türkiye için bir varoluş alanıdır. Türkiye de Bakü için arkasını güvenle yaslayabileceği yegâne kaledir. Bu hat tahkim edilmek zorundadır.

Çünkü Ankara–Bakü hattı kırılırsa, faturayı sadece iki başkent ödemez; Hazar’ın ötesindeki bütün Türk dünyası öder.

Özcan Ünlü / Haber7

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat