Beş maddede Erdoğan'ın adaylığı...
- GİRİŞ02.07.2014 10:29
- GÜNCELLEME02.07.2014 10:29
Başbakan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığının açıklanması, hepimizin düşündüğü ama Erdoğan'ın resmi adaylığı o dönemde henüz sözkonusu olmadığı için çoğumuzun –en azından bendenizin- içinde tuttuğu Cumhurbaşkanlığı seçimi konusundaki tespitleri ifade etmek için de fırsat verdi. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun adaylığı kesinleşir kesinleşmez aklımıza gelenler, ama rakip henüz resmen ilan edilmediği için sustuklarımız; suyun altında nefes tutar gibi sözümüzü tuttuklarımız... Haydi şu yarışı maddeleyelim.
1-Aslında, 2010 referandumuyla, Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesi karara bağlandığında, bundan sonraki Cumhurbaşkanları'nın eskisi gibi olmayacağı da karara bağlanmıştı. Aslında referandumla, şehir şehir dolaşıp halktan şahsı adına oy isteyecek olan Cumhurbaşkanı adayının, sözgelimi Ahmet Necdet Sezer gibi Ramazan ayında kameralar önünde su içebilen birisi yerine, siyasete daha yakın ve vatandaşla doğrudan temas kurabilen bir ismin olması gerektiğini karara bağlamıştı. Oysa Kılıçdaoğlu dün kalktı, 'Cumhurbaşkanına bir siyasal parti gözlüğüyle bakmadık, adayı öyle belirledik' dedi. O cümleler çatı adayın 10 Ağustos'ta neden kaybedeceğinin özetiydi. Zira referandum, Cumhurbaşkanlığını çoktan siyasallaştırmıştı. Zira, siyaset yapmak, yarışa girmek ve öyle kazanmak, devlet yönetmeye talip olan herkesin sahip olması gereken bir özellikti.
2-Şimdiye dek İhsanoğlu'nun Erdoğan karşısında bir şansı olabileceğine inanan kimseye rastlamadım. Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olması neredeyse kesin. Bu kesinlikte, O'nun karizması kadar, CHP ve MHP yönetimlerinin basiretsizliği de etkili ama. Bütün muhalefet liderleri kendi partilerinin siyasi izleğine yakın olan bir ismi aday gösterip, ikinci turda Erdoğan'ın aldığına en yakın oyu almış olan isim lehine birleşselerdi Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığını engelleme gibi bir ihtimal elde edebilirlerdi. Oysa olmadı, koltuk sevdası ağır bastı, 'ya gösterdiğimiz aday bizden çok oy alırsa?' bencil endişesi ferasetin önüne geçti. Üstelik 'çatı aday' bir fikir olarak en başından, 'biz hepimiz toplanıp bir Erdoğan edemiyoruz'un deklarasyonuydu. Aynı şekilde, 'bizim dindarlarla bir sorunumuz yok, onların oylarına talibiz' diyebilmek için bile; eşinin başı açık, namaz kıldığı görülmemiş, müslüman duyarlılığını değil konjonktürü tercih etmiş bir isim tercih edildi. Muhafazakar kesimin bunu 'göz boyama' olarak alacağını önceki tecrübelerden tahmin edebilmeliydiler. AK Parti'nin oylarını bölecektiler, kendileri bölündüler; şimdi sapına kadar kemalist dibine dek din allerjili tabanı 'O kadar da dindar değil canım, kemalist rejimin sınırlarını çizdiği müslümanlardan' diye ikna etmeye çalışıyorlar.
3- Erdoğan'ın, Cumhurbaşkanı olması demek, 2010 yılındaki referandumla yasalaşan 'Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından doğrudan seçilmesi'ne ek olarak Erdoğan'ın sözettiği koşan yorulan Cumhurbaşkanı fikrinin de gerçekleşmesi anlamına geliyor. Bu ikisinin birleşimi ise, fiiliyatta zaten başkanlık ya da yarı başkanlık sistemine tekabül ediyor. Tek başına, doğrudan yapılan seçimlere girmiş ve oy toplamının en az yüzde 51'ini almış bir liderin, bürokrat atayarak, yasa onaylayarak vakit geçirmesini bekleyenler var. Ancak o iş öyle olmuyor. Dolayısıyla muhalefetin –biraz da başkanlık sistemi korkusuyla- neredeyse sabote ederek akim kalmasına neden olduğu yeni Anayasa'nın bir an önce yapılması lüzumu doğuyor. Kılıçdaroğlu Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmasını 'dünyaya rezil oluruz' diye yorumluyor, ancak asıl rezil olunacak şey sanırım geçtiğimiz günlerde resmi olarak ceza da almış Evren döneminde yapılmış darbe yasalarıyla yönetilmemiz oluyor.
4- 'AK Parti ne olacak?' konusuna gelince, kulis bilgileri değil, halis muhlis sokaktaki vatandaş kanaati, ibrenin Numan Kurtulmuş'a kayacağı yönünde. Vatandaş, -ki neredeyse 10'da 8'inin görüşü böyle- nasıl ki Obama'nın Demokrat Parti üzerinde etkisi varsa, Erdoğan'ın da AK Parti üzerinde çok etkili olacağına inanıyor. Sokaktaki adam, sözkonusu durumun karinesini ise bazılarının iddia ettiği şekilde 'tek adam olma iştiyakıyla' değil, Türkiye'yi düze çıkarmak için bunun gerekli olduğu teziyle açıklıyor. Oy oranı ise yüzde 60-75 olarak görülüyor. 60'ın altı olmaz mı sizce, diye sorduğum vatandaşların hiçbirinden olumlu yanıt alamadığımı özellikle belirtmiş olayım.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol