Siyasete çekilen yeni Kılıç

  • GİRİŞ05.12.2014 10:34
  • GÜNCELLEME06.12.2014 06:51

Peki, ne yapıldı? Seçim barajının ne kadar büyük temsil sorunu yarattığından girilip; geçtiğimiz Nisan ayında Kılıç’ın AYM açılış töreninde yaptığı konuşma referans gösterilerek Erdoğan-Haşim Kılıç çatışmasından çıkıldı.

Onlara baksanız, yıllardır mesaisinin önemli bir bölümünü Cumhuriyet tarihinin en büyük barışını kurmaya adamış ve adamakta olan Erdoğan çatışma siyaseti güden ve kariyerinin her döneminde düşmanlar belirleyen, o düşmanlıklar üzerinde yol alan bir siyasi figür ve Kılıç da bu yüzden hedef seçildi. Anlayacağınız yani, mesele yine gelip Erdoğan’ın “ne kadar da sert” karakterine dayandı.

Bana kalırsa; son 12 yılda, 27 Nisan adıyla bilinen 1 e-muhtıra; AK Parti’ye açılmış ve direkten dönmüş 1 kapatma davası; bizzat Erdoğan’ın şahsını hedef almış bir Gezi kalkışması; yine başarısız bir siyasete müdahale denemesi olarak 17 Aralık girişimi; Barış sürecini dinamitleyeyazan Kobani kalkışması gibi “badireler” atlatan; hatta şu anda bile her ağzını açtığında yerel aşağılamalara eklenen “Sultan, Diktatör, Otoriter” gibi küresel küstahlıklara muhatap olan Erdoğan’ın, çatışma siyasetini tercih edecekse bile kendine yeni bir düşman yaratması gerekmiyor. Sanırım yeterince düşmanı var, değil mi?

Çatışma da, siyasette bir iletişim yöntemi olarak hiç de gayri meşru ya da denenmemiş bir yol değildir üstelik, ama “kendine yeni düşmanlar yaratıyor” demek suretiyle Erdoğan’ı çatışmacılıkla suçlayarak Kılıç’ın söylediklerinin tartışma zeminini kaydırmak; 2002’den bugüne meşru siyasetin atlattığı darbe tehlikelerini görmemek-göstermemek olduğu kadar, -tıpkı eski güzel günlerde olduğu gibi- son derece kurnaz bir yöntemle, siyasetin sorunlarına çözümü siyaset dışı mecralarda aramak anlamına gelir.

Zira bugün Türkiye’nin hararetle tartışması gereken konu yüzde 10 barajı ya da Erdoğan’ın-Kılıç’la çatışması değil; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetki ve sorumluluk alanına giren tartışmalı bir konunun AYM’nin kararıyla belirlenip belirlenemeyeceğidir. Bugünlerde bunu destekleyenlerin, aynı AYM’nin vaktiyle verdiği parti kapatma davalarını da desteklediğini hatırlatalım. “Yüzde 10 barajının kaldırılması başka, Parti kapatmak başka; biri siyasette temsili güçlendirmek, diğeri siyasette temsili boğazlamaktı” diyecekler çıkabilir. Ama konuya içerikten bağımsız bakıldığında, ikisinin de teknik olarak, yasama organının alanına giren bir siyasal tartışmaya AYM müdahalesi olduğunu teslim etmek gerekir.

Pek çok hukukçunun görüşüne göre bu durum; yani AYM’nin seçim barajıyla ilgili bireysel başvuruyu görüşmesi, siyasi sonuç almaya yönelik bir çalışma ve kanunda yer alan seçim barajı ve benzeri konuların bireysel başvuruyla belirlenmemesi gerekiyor. Çünkü normal şartlar altında, AYM’ye yasama işlemlerine dair bireysel başvuru yapılamıyor, AYM’nin de kanun iptal etme gibi bir yetkisi bulunmuyor.

yazının devamı için tıklayınız

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat