NATO Ankara Zirvesi ve göreceli hassasiyet
- GİRİŞ04.07.2026 18:33
- GÜNCELLEME04.07.2026 18:33
2026 NATO Ankara devlet başkanları düzeyindeki zirveye günler kala toplantıyı bekleyen sorunların teorik çerçevesini ve bölgesel barış çabalarını kâğıt üzerinde çözüme kavuşturamayacak göreceli bir hassasiyetten söz edelim. NATO’nun hâlâ devam eden Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin yürüttüğü politika, Rusya’nın savaşın başladığı günden beri ardı arkası kesilmeyen NATO’ya verdiği ültimatomlarla diplomatik anlamda artık kabullenilmiş bir çözümsüzlüğe; sahada ise bir mevzi savaşından dron savaşına evrilmiş durumdadır. NATO’nun Ukrayna’ya verdiği asimetrik desteğin çok zaman sonra mühimmat kapasitesini ilgilendiren realiteye dönüşmesi, şunu çok açık göstermiştir ki hem Rusya Ukrayna savaşı hem de İsrail rejiminin bölgesel saldırganlığının devam ettiği bu günlerde mesele teknolojik üstünlükten biraz mühimmat kapasitesine, harbe hazırlık seviyesine yani bir anlamda lojistik güç etkenine kaymıştır. İnsansız saldırı konseptinin sürdürülebilirliği noktasındaki bölgesel çatışma örnekleri; NATO’nun savunma ve taarruz biçimini öncesinde biraz da öngörerek son on yıldır sorguladığı bir gerçektir. Fakat asıl problem NATO’nun sergilediği göreceli hassasiyet… Elbette bunu biraz da Türkiye merkezinde düşünmek ve okumak zorundayız.
NATO’nun son yılarda yüzleşmek zorunda kaldığı en büyük iki problem; sıcak savaş durumunda olana Rusya’nın Dombas ve Kırım işgali ve Çin-Tayvan soğuk savaşıydı. İttifak’ın askeri kapasite artırımı dışında simetrik dâhlinin olmadığı bu her iki durum, göreceli hassasiyetin bir sonucu olarak hem Rusya’yı hem de Çin’i test etmek dışında gündem oluşturmadı. Diğer yandan Orta Doğu’da saldırgan İsrail rejimini itidal ve barış vurgusu dışında herhangi bir yapıcı diplomasinin içine dâhil etmeyen İttifak, göreceli hassasiyetini burada da sürdürmektedir. Böyle bir açıdan bakıldığında NATO, Rus-Slav yayılmacılığına karşı özellikle Doğu Avrupa ülkelerini yani kıta Avrupa’sının politik sınırlarını daha net bir reaksiyonla karşılayıp, Ukrayna’ya paralel olarak İttifak’ın üyesi olmayan Tayvan için de söz konusu reaksiyonu gösterirken; İsrail rejiminin sergilediği saldırganlık karşısında göreceli hassasiyetini zayıf, silik bir politik moment üzerinden kurguladı. En önemlisi de, özellikle son zamanlarda İttifak’ın bölgesel çatışmalar için otonom bir hal tarzı ve politika geliştiremeyişiydi. Son İran-İsrail savaşında çok açık görülen bu durum, NATO üyesi çoğu kıta Avrupa ülkesinin yaklaşmak istemediği bu gerginliğin İttifak adına ABD’ye göre bir çatlağıydı. Bu bağlamda asıl sorgulanması gereken şey NATO Türkiye zirvesinin önemi ve Türkiye’nin İttifak içindeki majör ağırlığının global barış politikasına yapacağı katkının ne olacağıdır.
Türkiye NATO’nun tartışmasız en güçlü üyelerinden birisi ve maalesef yıllardır silah üreticisi üye ülkelerden ambargoya uğramış, kısıtlanmış tek ülkedir. Ama artık Türkiye, özgün askeri çözümleri kendi üreten modern savaş konseptine uygun insansız seçenekler geliştiren ve askeri örgüte üye çoğu devletten fazla mühimmat kapasitesine sahip ülkedir. NATO’nun göreceli hassasiyeti zaman zaman terör saldırılarına uğrayan Türkiye’nin terörle mücadele ve güvenlikçi politikalarına da iz bıraksa da; Türkiye hem kendi egemenlik motivasyonunu sürdürmüş hem de istihbari anlamda adeta bir beşinci kol faaliyeti sayılabilecek 15 Temmuz askeri kalkışması gibi toplumsal infial amacı güden badirelere göğüs germiştir.
Elbette NATO’nun kendini savunma yeteneği ve bu yeteneğin rasyonel görüntüsü; üye ülkeler adına yeni bir tablo oluşturmaktadır. Basit ve herhangi bir NATO üyesi olmayan Türkiye’nin İttifak içindeki temsiliyeti, sonuçlanamayan bölgesel çatışmalar perspektifinde daha da mühim hale gelmiştir. NATO stratejisinin sıcak çatışmaya girmeden bugüne kadar taşıdığı temel spektrum caydırıcılıktı. İttifak açısından bakıldığında ‘Türkiye ve caydırıcılık’ bugün birer NATO üyesi olan dünün Varşova Paktı üyesi Baltık ve Doğu Avrupa ülkeleriyle karşılaştırılamayacak düzeyde bir olaydır. Bilakis Trump yönetiminin her NATO zirvesinde kıta Avrupa’sı İttifak üyelerine yönelik klasikleşen eleştirilerinin İttifak’a askeri katkı düzeyi, finansal katkı düzeyi ve askeri yetenek-mühimmat düzeyi gibi başlıklarda kümelenmesi; ABD’nin Avrupa’yı suçlayıcı diplomasisinin bir parçası olarak görüldü. ABD-NATO gerginliğinin kriz anında askeri bir harekât ve planlama gerçekliği üzerine kurgulanması, ABD’nin artık Dombas Savaşı gibi sahadan somut verileri dikkate alarak kolektif ve aristokratik askeri anlayıştan pragmatik ve katılımcı bir askeri anlayışa geçme isteğinin belirtisi olarak öngörülebilir.
Dolayısıyla NATO’nun sadece kendi yörüngesine ait belirli politik enstrümanları göreceli hassasiyet olarak nitelediğimiz bir stratejik tavırdan çıkararak soğuk savaş döneminden kalma haritalara bakmak yerine, bir paradigma değişikliğiyle Türkiye’nin uluslararası yeni vizyonuna konsantre olması, İttifak’ın ciddiyetini ve dünya barışına yapacağı katkıyı somut hale getirecektir. Şu unutulmamalıdır ki, Avrupa Birliği’nin kapısında alınmayı bekleyen Türkiye dünde kalmıştır. Silah kısıtlamalarıyla bölgesel ve uluslararası alanda baskı kurulmaya çalışan Türkiye dünde kalmıştır. Türkiye artık, barışın kıymetini bilen her ülke için zorunlu bir müttefiktir.
Prof. Dr. Adem Polat
Yorumlar6
-
Bülent duman
1 saat önce
Şikayet Et
Evet savaş değil, barış
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
Mehdi Yalçınkaya
2 saat önce
Şikayet Et
Elinize kaleminize emeğinize sağlık hocam tespitleriniz yerinde düşünceleriniz mantıklı.
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
-
Tuncay YILDIRIM
2 saat önce
Şikayet Et
avaş konseptlerini çok rafine bir analize oturtmuş. Özellikle Türkiye'nin uğradığı haksız ambargolara rağmen kendi özgün askeri gücünü ve lojistik kapasitesini inşa ederek 'dünde kalmadığını' vurgulaması çok kıymetli. Yazının o muazzam son cümlesi ise küresel siyasete tam anlamıyla bir vizyon belgesi niteliğinde: Barışın kıymetini bilen her ülke için Türkiye artık bir seçenek değil, zoru
Beğen
Cevapla
-
Oğuz murat
3 saat önce
Şikayet Et
Kaleminize sağlık hocam, tespitleriniz çok kıymetli
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
HIDIR BUDUR
3 saat önce
Şikayet Et
MİLLETİN MERAKI ? NATO acil müdahale birliğine komutanlık? Kime karşı? Ülkemize gelecek Ecnebi askerlerin konuşlanma bölgesi? GKRY’ni NATO’ya alıp “Türk askerini adadan gönderilmesi” projesi? Ruhban Okulu? Ulus devleti bırakın Osmanlı / Federatif yapıya geçin diyen Barrac’ın telkinleri? Ege de silahsız statüde olması gereken adalara “Gazze soykırım ortağı” Trump’ın asker yığması
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle