İzinsiz Toplantı ve Gösteri Mümkün mü (2)?

İlk bölümde, toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile ilgili mevzuata değinmiştik. Bu bölümde, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından verilen Bukta-Macaristan ve Appleby-İngiltere kararlarına değineceğiz.

  • GİRİŞ16.07.2013 09:16
  • GÜNCELLEME16.07.2013 09:16

Açıklamalarımızı, devlet-birey ilişkisini, eşitlik ve adalet ilkeleri açısından değerlendirmek suretiyle bitireceğiz.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin 17.07.2007 tarihli Bukta ve diğerleri - Macaristan kararında, bireylerden gösteri veya toplantı için haber verme kuralına uymalarını beklemek, bu etkinliğin tümü ile etkisizleştirilmesi anlamına gelebileceği değerlendirmesine yer verilmiştir. Mahkeme, Macar Hukuku'nun bir gerekliliği olan üç gün önce haber verme şartı yerine getirilmemiş olsa bile, Polis tarafından gösterinin dağıtılmasını, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 11. maddesinin ihlali saymıştır. Mahkeme; Macaristan Transilvanyası'nın Romanya'ya bağlanmasını kutlamak amacıyla Romanya Başbakanı tarafından düzenlenen resepsiyona Macaristan Başbakanı'nın iştirakine kızan Macarların, bildirim şartına uymaksızın yaptığı protestoyu, Sözleşmenin 11. maddesi kapsamında haklı görüp, Polisin cebir ve şiddet içermeyen bu gösteriye müdahalesini hukuku aykırı bulmuştur.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi 24.09.2003 tarihli Appleby ve diğerleri - İngiltere kararında ise, özel mülk olan alışveriş merkezinde ifade özgürlüğü ile toplantı, gösteri yapma ya da protesto etme hakkı adı altında, mülkün sahibi veya kullanıcısının izni olmaksızın eylem yapılamayacağına hükmetmiştir.

Son zamanlarda yapılan toplantı ve gösterilere değişik nedenlerle tepki gösteren, fakat kolluk gücü sıfatını taşımayan bazı kişilerin fiziki güç ve hatta silah kullanarak müdahale ettiğini görmekteyiz. Yetkisiz kişilerce yapılan bu müdahale, kesinlikle kabul edilemez. Bu müdahalenin iki hukuki sonucu vardır: Bunlardan birisi, silah ruhsatsız ise ruhsatsız silah kullanmakla ilgili gündeme gelecek sorumluluk; diğeri de, halkı korku ve paniğe sevk etmek ve yapılan saldırıda bir insan yaralanmış veya malvarlığı zarar görmüşse, fail hakkında uygulanacak ilgili ceza maddeleridir. Bu maddelerin sonucunda bu kişinin tutuklanıp tutuklanmaması konusunu tartışmak istemiyorum. İnsanlar tutuksuz yargılanabilir. Bu da hukukun gereğidir.

Ancak kolluk kuvveti, cebir ve şiddete başvuran veya başvurma ihtimali bulunan kişiyi görür görmez, Anayasa ve yasalardan kaynaklanan yetkisini kullanarak, saldırganı etkisiz hale getirip yakalamalıdır. Kolluk bu kişilere karşı toleranslı davranış sergilenirse, olaylar içinden çıkılamaz bir hal alır. Kolluk, vatandaşı bu kişilerden korumalıdır. Hukukun gereği budur. Bu kişilere müsamahalı davranılması kabul edilemez. 12 Eylül 1980'e kadar durum da maalesef bu şekilde idi. Bu tip olumsuz durumlar domino etkisi oluşturur. Hukukun devlet tarafından korunmadığını düşünen diğer insanlar da kendi hukukunu oluşturmaya çalışır. Olay daha vahim bir hal alabilir. Polis, bir taraftan bir davranışı benimsemediği için gerektiğinde aşırı güç kullanırken, diğer taraftan kesinlikle müdahale etmesi gereken davranışın içinde bulunan kişinin durumunu, görüşünü veya herhangi bir sebebi dikkate alarak müsamaha gösteremez.

Halkın ve Devletin polisi, hukuka uygun ve eşit davranır. Kamu düzeni çifte standardı ve farklı uygulamayı kabul etmez. Polis, tüm insanların can ve mal güvenliklerinin garantörü durumundadır. Bu garantörlük, polisin görev ve sorumluluğudur. Yetki ve sorumluluğu gereği polis, toplantı ve gösteriye katılanlar dahil herkesin can ve mal güvenliğini koruyup gözetmelidir.

Yazımızda, polisi eleştiriyor gözüksek de, asıl sorgulanan birey ve toplumla sürekli temas halinde olan polisin yetki ve sorumluluklarıdır. Bir kamu görevlisi ve insan olarak polisin yaşadığı zorlukları dikkate almak gerekir. Bu kapsamda, polis teşkilatının hiyerarşik yapılanmasının, emir-komuta zincirinin özelliğini, kanunsuz veya konusu suç teşkil eden emri memurun yerine getirmesi yasak olsa da, polislik mesleğinde bu konuda yaşanan sorunları görmezden gelmek mümkün değildir.

Bundan öte, polis ve jandarmanın Ülkenin bazı kesimlerinde yaşadığı güvenlik sorununa, yetki kullanımında çaresiz bırakılmasına da dikkat çekmek gerekir. Ülkemiz tuhaf. Bir yanda kolluğun yetki aşımından dert yanarken, diğer yanda cebir ve şiddete veya açık tehdide karşı sessiz kalmak zorunda bırakıldığı görülebilmektedir.

Prof. Dr. Ersan Şen
ersansen@hotmail.com

Yorumlar2

  • m.zeki aktaş 9 yıl önce Şikayet Et
    HAK VE HUKUK. Toplum olarak her bireyin hak ve hukukunun başladığı yerde diğerinin hak ve hukuku sona erer. Eğer bu denge korunamaz ise devlet zaafa uğrar. Bireyler bu defa kendi hak ve hukukunu aramaya başlar. Hocam da dahil bütün hukukçular, görsel ve yazılı basın adeta teröre destek verir hale gelmişlerdir. Böyle hak ve hukuk aranmaz. Dünyanın neresinde olursa olsun bizde yapılandan daha sert müdahale yapılır. Hak ve hukuk arama yolları kapalı olsa bu yapılanlar bir nebze anlayışla karşılanabilir. Tüm hukuk yolları açık olduğu halde adliye sarayın de eylem yapan hukukçuları nereye koyacaksınız. Hukukçular böyle vandallık yapıp terör estiriyor sa...daha diyecek bir şey bulamıyorum...
    Cevapla
  • anadolubeyi 9 yıl önce Şikayet Et
    EYLEM DEĞİL TERÖR. Hocam bizde cereyan eden olaylara eylem demek için taraf olmak gerekiyor. Tarafsız gözle bakacak olursak, bırakın izin almayı başkalarının iş yerlerini yakan yıkan ve talan eden, güvenliği tehdit eden vandalların yaptığı eylem değil terördür, bunu yapanlar da teröristtir. Lütfen çekinmeden adını iyi koyalım.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat