Cinsel Taciz Suçu

Türk Ceza Kanunu m.105’de tanımlanan cinsel taciz suçu, “Kişilere Karşı Suçlar” ana başlığı altında yer alan “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı İşlenen Suçlar” kapsamında düzenlenmiştir.

  • GİRİŞ07.11.2015 09:35
  • GÜNCELLEME08.11.2015 09:22

Prof. Dr. Ersan Şen

Cinsel Taciz Suçu

Türk Ceza Kanunu m.105’de tanımlanan cinsel taciz suçu, “Kişilere Karşı Suçlar” ana başlığı altında yer alan “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı İşlenen Suçlar” kapsamında düzenlenmiştir.

TCK m.105’e göre;

“(1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adli para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi halinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Suçun;

a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

e) Teşhir suretiyle,

İşlenmesi halinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz”.

Bu madde ile korunan hukuki yarar; bireyin cinsel hürriyeti ve bu hürriyetin dokunulmazlığı, bunun yanında bireyin ahlak anlayışına saygı gösterilmesi hakkı ile huzur ve sükun ortamının devamlılığı için güvence sağlanmasıdır. Her birey, birbirinin cinsel hürriyetine saygı göstermek ve bu hürriyet alanına izinsiz müdahalelerde bulunmamak zorundadır.

105. maddenin gerekçesine göre, “Cinsel taciz, kişinin vücut dokunulmazlığının ihlali niteliğini taşımayan cinsel davranışlarla gerçekleştirilebilir. Cinsel taciz, cinsel yönden ahlak temizliğine aykırı olarak mağdurun rahatsız edilmesinden ibarettir”.

Cinsel tacizde; vücut dokunulmazlığının ihlali ve vücut teması olmayıp; sadece sözle, yazıyla, telefonla, mesajla, internet araçlarıyla, takip ederek, sürekli ve imalı bakışlarla izleyerek, el hareketleriyle veya işaretler kullanarak, fail tarafından cinsel amaçlı olarak mağdurun rahatsız edilmesi ve cinsel hürriyetinin ihlali gündeme gelecektir.

Cinsel taciz suçunda; fail ve mağdurunun kadın veya erkek olması arasında fark bulunmadığı gibi, mağdurun çocuk olması halinde cinsel taciz fiili karşılığında faile verilecek ceza artırılacaktır. Failin çocuk olmasında ise, ceza sorumluluğu, TCK m.31’e göre belirlenecektir.

Fail; yetişkin mağdurun vücut dokunulmazlığını cinsel davranışla ihlal etmişse, basit cinsel saldırı veya çocuk mağdurun vücut dokunulmazlığını cinsel davranışla ihlal etmişse, basit cinsel istismar suçunun varlığı kabul edilecektir.

Fail; mağdurun vücut dokunulmazlığına müdahale etmeksizin, mağdurun rızası dışında, sözlü veya yazılı veya uzaktan işaret yoluyla cinsel amaçlı rahatsızlık verecek olursa, cinsel taciz suçunun dikkate alınması gerekecektir.

Örneğin fail; cinsel amaçlı olarak, ancak vücut dokunulmazlığını ihlal etmeksizin, sıkıştırmış, rahatsız etmiş, ona karşı işaretler yapmış ve cinsel sözler söylemiş, yine cinsel amaçlı olacak şekilde takip etmiş veya izlemiş, telefon edip mesaj göndermişse, cinsel taciz suçunun işlendiğinden bahsedilebilecektir.

Cinsel taciz suçunda esas olan, mağduru rahatsız etmeye elverişli hareketleri icra eden failleri, bunları cinsel amaçlı yapmasıdır. Aksi halde; rahatsız edici hareketlerden dolayı cinsel tacizden değil, TCK m.123’de düzenlenen ve takibi mağdurun şikayetine bağlı tutulan kişilerin huzur ve sükunu bozma suçundan söz edilecektir.

Fail tarafından mağdurun cinsel amaçlı olarak rahatsız edildiğinin, sürekli takibe alındığının ve izlendiğinin ve bu durumunda cinsel taciz oluşturduğunun cinsel taciz oluşturduğunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespiti gerekir. Failin sadece mağduru takip etmesi ve izlemesi, cinsel tacizin varlığını ortaya koymada yeterli olmayacaktır. Failde huzur ve sükunu bozma kastı varsa, mağdurun sürekli takip edilmesi ve izlenmesi fiilinin kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu olarak nitelendirilmesi mümkün olabilecektir.

Cinsel taciz suçunun tanım olabilmesi için, cinsel amaçlı tacizin uzun veya kısa sürmesi, bir defaya mahsus olmasının veya sistematik olmasının bir önemi olmayacak, hatta aynı mağdura karşı birden fala cinsel tacizde bulunulmuşsa, TCK m.43’de düzenlenen “müteselsil suç” müessesesinin faile tatbiki gündeme gelecektir.

Suçun maddi unsuru; fail tarafından mağdurun, vücut dokunulmazlığı fiziki olarak ihlal edilmeksizin cinsel amaçlı olarak rahatsız edilmesinden ibarettir. Fail bu rahatsızlığı her türlü yöntemi kullanarak icra edebilir. Cinsel taciz suçu neticesi harekete bitişik, yani ani suç niteliğini taşıdığından, teşebbüse elverişli değildir.

Suçun manevi unsuru özel kasttır. Kanun koyucu, failin rahatsız edici hareketlerinde “cinsel amaç” aramıştır. Cinsel amaç içermeyen tacizkar söz ve hareketler; tehdit, kişilerin huzur ve sükununu bozma, hakaret suçlarından birisini oluşturabilecek, cinsel amaca dayalı özel kast yokluğu nedeniyle cinsel taciz suçu kapsamına girmeyecektir.

Belirtmeliyiz ki, cinsel amaçlı tacizin ne olduğu kanun koyucu tarafından ayrıntılı tanımlanmamıştır. Burada korunan hukuki yarar; ırza tasaddi, yani sarkıntılık veya basit cinsel saldırı aşamasına gelmeyen, yani cinsel amaca dayalı olarak mağdurun vücuduna dokunmak suretiyle yapılmamakla birlikte, özel kastı oluşturan cinsel amaçlı söz ve işaretler karşısında mağdurun cinsel hürriyetinin güvence altına alınmasıdır. Bireyin ifade hürriyetinin gereğinden fazlasını kısıtlayıcı özelliğe sahip TCK m.105, dikkatli uygulanmadığı takdirde soyut olması sebebiyle tehlikeli uygulamaların meydana çıkmasına yol açabilir. Bu sebeple; neyin cinsel amaçlı taciz içeren hareket olduğunun tespiti ile bu hareketin fail tarafından özel kastla gerçekleştiğinin somut delillerle tespiti gerekir.

Acaba bu noktada yanlış anlama, anlaşılma ve yalnızca mağdurun beyanına dayanan, fakat başka delili bulunmayan cinsel taciz iddialarını nasıl değerlendirmek gerekir?

Fail; mağduru yanlış anlayarak, değerlendirerek veya güzel bir söz söylediğini zannederek hareket ettiğinde veya failin kendisine söylediği cinsellik taşıyan, fakat duygusallık veya beğeniden öteye geçmeyen, söylendiği ortama uygun düşen, mağdurun uyarısı ile tekrarlanmayan söz ve hareketleri “cinsel taciz” olarak kabul etmek mümkün olabilir mi? Bir başka ifadeyle, cinsel tacizin tespitinde yalnıza mağdur odaklı mı hareket etmek gerekir?

Kanun koyucu, cinsel taciz suçunu düzenlerken iki unsurun varlığını aramıştır; birincisi, harekette cinsel amaç ve ikincisi de, mağdurun taciz edildiği, yani rahatsız ve tedirgin edildiğine dair üçüncü bir gözün, yani karar makamının tespitidir. Bu iki unsur birlikte gerçekleşmediği takdirde, failin cinsel tacizde bulunmadığını veya mağdurun cinsel tacize uğradığını zannetmesinin bir önemi olmayacaktır. Bu noktada, cinse tacizde özel kastın aranmadığı, yani saike önem verilmediği düşünülebilir mi? Bize bu düşünce isabetli değildir. Kanun koyucu “cinsel amaçlı”  ibaresine yer vererek, failde özel suç işleme kastının varlığını aramıştır. Elbette bu araştırmayı yargı makamı yapacak ve özel kastın varlığını veya yokluğunu tespit edecektir. Bu konuda failin beyanı ile bağlı kalınacağını söylemek abesle iştigaldir. Bu araştırmayı yargı makamının yapacak olması, cinsel taciz suçunda özel kastın aranmadığı anlamını taşımaz.

Cinsel taciz suçu ile sarkıntılık suçu birbirinden ayrılır. Sarkıntılık suçunda, cinsel saldırı veya istismar aşamasına gelmemiş vücuda cinsel amaçlı temas olduğu halde, cinsel taciz suçunda vücuda temas olmaz. Cinsel taciz, failin cinsel amaç taşıyan ve mağdurun cinsel hürriyetini ihlal ettiğini kabul eden rahatsız edici hareketlerini kabul eden uzaktan, yani vücuda dokunmaksızın icra etmesi olarak tanımlanabilir. Sarkıntılık suçunda vücuda ısrarlı ve sürekli temas olmasa da, yine de failin cinsellik içeren davranışını kısa ve rahatsız edici boyutta mağdurun vücuduna temas edecek şekilde icra etmesi gerekir. Vücut dokunulmazlığının korunmasına daha fazla önem veren kanun koyucu; bu nedenledir ki, sarkıntılık suçunun cezasını cinsel taciz suçunun cezasına göre daha ağır düzenlemiştir.

TCK m.105’in 2. fıkrasında cinsel taciz suçunun nitelikli halleri düzenlenmiştir ki, bu hallerden birisi gerçekleştiğinde ceza artacak, hatta cinsel tacizden dolayı mağdur işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kaldığında fail hakkında verilecek ceza bir yıldan az olamayacaktır.

Cinsel tacizin; kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin veya aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanarak veya vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren veya koruma bakım veya gözetim yükümlüğü bulunan kişiler tarafından veya aynı işyerinde sağlamanın sağladığı kolaylıktan faydalanarak veya posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan veya teşhir suretiyle işlenmesi nitelikli haller olarak sıralanmıştır.

TCK m.105/2’nin ilk üç bendinin ceza artırımı açısından bir mantığı bulunmaktadır. İlk üç bentte; failin mağdur üzerinde bir etkisi, gücü, hakimiyeti ve kontrol yetkisi bulunmaktadır. Bu sebeple, sayılan şekillerde cinsel taciz suçunun işlenmesinde faile verilen cezanın ağırlaştırılmasında bir sakınca bulunmamaktadır. Ancak ikinci fıkranın son iki bendinde sayılan hallerin neden nitelikli sayıldığını anlamak mümkün değildir. Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenen cinsel taciz suçunda muhtemelen kanun koyucu; sinsiliği, görünmeden rahatsız etmeyi ve bu tip vasıtalarla cinsel taciz suçlarını çok sayıda işlenmesi halinin önüne geçilmesini hedeflemiştir. Günümüzde cinsel tacizin telefon veya internet vasıtasıyla işlenme sayısının çokluğu ve bu iletişim araçlarının kişinin hayatını kabusa çevirme ihtimali karşısında, cezanın ağırlaştırılması olağan karşılanabilir. Ancak bu fiilin ağırlığının, mağdurun karşısına geçerek cinsel amaçlı el, kol veya dil hareketlerinden veya sözlerden daha fazla olduğunun kabulü doğru olmayacaktır.

Kanun koyucu, “Teşhir suretiyle” ibaresi ile neyi kastetmiştir ve neyin teşhiri cinsel taciz suçunun nitelikli hali sayılmıştır. Anladığımız kadarıyla kanun koyucu; failin vücudunun teşhirinden bahsetmekte, ancak bu kapsama vücudunun bütünü mü yoksa bir kısmının veya bölgesinin mi girdiği kanunun lafzından anlaşılamamaktadır. Sergilemek, göstermek anlamına gelen teşhir, neyin mağdura gösterilmesi suretiyle cinsel amaçlı tacizde bulunulduğunun tespitinde zorluğa neden olmaktadır. Cinsel uzvun gösterilmesi teşhirse, kanun koyucu tarafından bu açıklıkta bir hükmün öngörülmesi gerekirdi. Şu vaziyette teşhir, failin kendi vücudunu göstermesi olarak kabul edilirse, bu eylemin cinsel taciz suçunun nitelikli hali sayılması isabetli olmamıştır.

“Cinsel taciz” suçu, “mobbing” olarak bilinen “işyeri tacizi” ile karıştırılmamalıdır. Mobbing daha geniş bir kavramdır. Mobbing; cinsel amaçlı veya farklı amaçlarla, örneğin çalışanın işten ayrılmasını sağlamak, çalışanı baskı altına almak, iş yükünü artırmak, terfi etmesini engellemek, şahsi veya işe bağlı sair maksatlarla uygulanabilir. Kanun koyucu cinsel taciz suçunu düzenlediği TCK m.105/2’nin (a) bendinde, hizmet ilişkisinin ve (c) bendinde de, aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle yapılan tacizin cezasının yarı oranında artırılmasını öngörmüştür.

TCK m.105/2’de yer alan nitelikli hallerden dolayı suçun takibinin şikayete bağlı olup olmadığı tartışılabilir. Kanaatimizce, cinsel taciz suçunun her hali takibi şikayete bağlıdır. Bu suçun çocuğa karşı veya nüfuz kullanmak suretiyle işlenmesi, suçun şikayete bağlılığı şartını ortadan kaldırmayacaktır. Kaldı ki, posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan veya teşhir suretiyle işlenen cinsel taciz suçunun mağdurun şikayetine bağlı tutulmadığının kabulünde bir mantık da bulunmamaktadır. Maalesef kanun koyucu, takibi şikayete bağlılık yönünden Türk Ceza Kanunu’nda yaptığı sistematik hatayı burada da tekrarlamıştır.

İkinci fıkra farklı bir suç tanımı yapmamakta ve suçun basit halinin, yani unsurları aynı olan suçun sadece ağırlaştırılmış hallerini göstermektedir. Bu sebeple kanun koyucu, bir suçun nitelikli halinin takibini mağdurun şikayetine bağlı tutmamak istemekte ise, bu duruma hüküm metninde açıkça yer vermeli veya en azından hükmün gerekçesinde bu yöndeki iradesini tereddütsüz şekilde ortaya koymalıdır. Ancak esas olan, bu iradenin hüküm metninden anlaşılması gereğidir. Cinsel taciz suçunda ise, hükmün gerekçesinde bile suçun nitelikli halinin savcılık makamı tarafından re’sen soruşturulabileceğine değinilmemiş, aksine suçun basit ve nitelikli hallerini kapsayacak şekilde gerekçenin son paragrafında, “cinsel taciz suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlı tutulmuştur” ifadesi kullanılmıştır

Cinsel taciz suçunun ispatında; bu eyleme maruz kaldığını iddia eden ve taciz iddiasının tanığı olan, niteliği itibariyle yeminsiz dinlenen mağdurun beyanları elbette önemlidir. Ancak bu beyanların yanında başka delil olmadığında ve savunmanın da suçlamayı inkar etmesi halinde ne yapılacaktır?

Mağdur müştekinin, kamu davasına müdahale etmesi halinde müdahil adını alan tacize uğrayanın beyanı, “tanık” olması itibariyle delil niteliğini taşımaktadır. Bu delil bağlayıcı mıdır? Elbette her delil gibi yargı merciinin takdir ve değerlendirmesine tabi tutulacak ve hakkında CMK m.206’nın tatbiki suretiyle m.217 uygulanacak, yani bu beyan delili de mahkemece tartışılıp değerlendirildikten sonra karar aşamasına geçilecektir.

İddianın delili bir tanığın açıklamalarından ibaretse, bu tanık, müşteki duruşmada mutlaka dinlenmelidir (CMK m.210).

İddianın delili yalnızca bir tanık ve o tanık da yargılamanın tarafı olan müşteki olduğunda ve karşısında sanığın inkarı yer aldığında, acaba müştekinin sebepsiz yere suçlamasında hayatın olağan akışına uygunluk yok denilmek suretiyle işin içinden çıkılıp mahkumiyet kararı verilebilir mi? Herkes iddiasını, hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilen somut delillerle kanıtlamak zorundadır. İddianın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret olabilir ki, CMK m.210/1 de bunu mümkün kılmıştır. Ancak yargılama sonunda mahkeme, bu delili iddiayı ispatta yeterli görmeyebilir. Bütün mesele; suça konu eylemin oluş şekli, mağdur ve failin beyanlarının değerlendirilmesi ve gerçekliğinin tespitidir. Başkalarının olmadığı, ses veya görüntünün kaydedilmediği, sesli, yazılı veya görüntülü iletinin bulunmadığı, taciz iddiasının sadece yargılamanın tarafı mağdurun beyanından ibaret olması halinde, cinsel taciz suçunu işlediğini inkar eden ve başka bir kanıt sunmak suretiyle iddiayı çürütmek zorunda olmayan sanığın mahkumiyetine, yalnızca müşteki ile sanık arasında tanışıklık, husumet ve ilişki olmadığından veya müştekinin olayı gerçekçi anlattığından bahisle sanığın mahkumiyetine karar vermek isabetli olmayacaktır. Şüphe yüzde yüz yenilmedikçe ve iddia yargılamanın tarafı olan müştekinin beyanının yanında bir başka kanıtla desteklenmedikçe, verilen mahkumiyet kararının haklılığında her zaman bir tereddüt yaşanacaktır.

Odada bulunan iki kişi arasında yaşandığı söylenen cinsel taciz iddiası karşısında; bir taraftan mağdurun suçlayıcı beyanı ve diğer tarafta da sanığın iddianın gerçek dışı olduğuna yönelik iddiası olduğunda, esasında şartlar eşit gözükmekte, iddianın kanıtlandığını gösteren başka delil elde edilemediğinde de sanığın beraatına karar verilmesi gerekecektir. Elbette başka delilin veya tanığın varlığı da, otomatik olarak cinsel taciz suçunun işlendiğini kanıtlamaya yeterli olmayabilir. Bu konuda takdir ve değerlendirmeyi mahkeme yapacaktır.

Netice olarak; 105. maddede düzenlenen cinsel taciz suçunun varlığının ve unsurlarının incelenmesi sırasında son derece dikkatli olmak, fiilin cinsel taciz teşkil ettiğini, mağdur üzerinde cinsel taciz neticesinin gerçekleştiğini, bunun yanında failin özel kastla suçu işlediğini tereddütsüz bir şekilde belirlemek gerekecektir. Aksi halde, kendisine cinsel tacizde bulunulduğunu iddia eden ve birkaç şahitle taciz olayını ispat etmeye çalışan mağdurun şikayetine ve şahit beyanlarına her defasında itibar edilmesi durumunda, cinsel taciz suçunun geniş ve “adalet” esasına aykırı uygulamasıyla karşılaşılması mümkün olabilecektir.

Prof. Dr. Ersan Şen - Haber 7

Yorumlar6

  • Hüseyin 1 yıl önce Şikayet Et
    105/2d şikayete bağlımı değilmi
    Cevapla
  • Ali 2 yıl önce Şikayet Et
    Hayırlı akşamlar ersan bey şahit yok görüntü ses kaydı gören duyan hiç bir kanıt yok fakat 9 yıl 18 ay taciz suçlamasıyla ceza verilebirmi
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • cuma polat 2 yıl önce Şikayet Et
    benim arkadaşım dolmuş binmiş ve yanışlıkla elini omuzunun ucuna değmiş ve o sırada baya çekermisiniz elini demiş arkadaş zaten koyar koymaz çekmiş ve arkadaşı yanındaki bayanmış karokola gitmişler ve arkadaştan şikayetci olmuşlar bayan ifade vermiş simdi mahkemelik oldular sonuç ne olur ..
    Cevapla
  • Mustafa AKSOY 2 yıl önce Şikayet Et
    Cinsel taciz suçundan 93 gün adli para cezası ödedim arşiv kaydım var polis asker memur gibi durumlarda benim cezam oğlumu etkileriy
    Cevapla Toplam 6 beğeni
  • Kemal 2 yıl önce Şikayet Et
    Evet ağzına diline ellerine sağlık
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat