“Büyük Türkiye Uzlaşısı” için Bülbül ile Karganın Birlikteliği
- GİRİŞ29.11.2025 09:20
- GÜNCELLEME29.11.2025 09:20
“Terörsüz Türkiye” yaklaşımı ve hedefi, sadece güvenlik stratejileri ile açıklanamayacak kadar derin ve karmaşık. Bu süreci daha geniş bir toplumsal ve siyasal perspektiften yorumlayabilmek için İbn Haldun’un asabiyet kavramındaki “sebep asabiyeti” yaklaşımı dikkate değer bir çerçeve sunuyor.
İbn Haldun’a göre asabiyet, sadece kan/soy bağına dayalı bir birliktelik değil. Ortak bir amaç, tehlikelere karşılık verme veya bir ideal etrafında birleşen insanların oluşturduğu ruh/atmosfer, tıpkı soy bağı gibi güçlü bir dayanışma üretebilir. Bu bağ, edinilmiş (müktesep) bir bağlılıktır ve olumlu manada toplumsal hareket kabiliyetini artırır.
Bugün “Terörsüz Türkiye” süreci, toplumun geniş kesimlerinin ortak bir gelecek tasavvuru etrafında kenetlenmesiyle yürütülmeye çalışılıyor. Farklı etnik, bölgesel ve sosyoekonomik grupların aynı güvenlik kaygısını paylaşması ve bu kaygının giderilmesine dönük birlikteliği, İbn Haldun’un tarif ettiği sebep asabiyetinin modern bir karşılığı.
Terör tehdidinin devre dışı bırakılması yönündeki çok yönlü toplumsal talep, bir yandan aynı kaderi paylaşma hissini güçlendirirken, diğer yandan da ortaklaşa gösterilen direnç, toplumsal bütünlük fikrini derinleştiriyor.
Bu çerçevede “Terörsüz Türkiye” söylemi, sadece güvenlikçi bir hedef değil; müşterek hayatın korunması için kolektif bir irade anlamına geliyor. İbn Haldun’un ifadesiyle, şu veya bu nedenlerle “aynı tehlikeye maruz kalmak, insanlarda doğal bir yakınlık, merhamet ve koruma duygusu oluşturur.”
Türkiye’de de terör nedeniyle uzun süredir devam eden çatışma ortamının yıpratıcı etkisi, toplumun geniş kesimlerinde terörün tamamen sona erdirilmesi yönünde güçlü bir ortak irade meydana getirmiş durumda. Bu irade, sebep asabiyetinin işlevsel bir biçimde ortaya çıktığını gösteriyor.
Öte yandan İbn Haldun, sebep asabiyetinin sürekliliğinin ancak adalet, güven ve ortak değerlerin güçlendirilmesiyle korunabileceğini vurgular. Bu nedenle terörün ortadan kaldırılması, (bazılarının ileri sürdüğü gibi – gerekli olsa da) sadece operasyonel başarılarla değil, “Terörsüz Türkiye” vizyonunun aşamalarından olan ve ortak aidiyeti besleyen ekonomik, kültürel ve sosyal politikalarla da desteklenmek zorunda.
Dolayısıyla, “Terörsüz Türkiye” vizyonu, İbn Haldun’un sebep asabiyeti ile birlikte okunduğunda, toplumun farklı kesimlerini ortak bir amaç etrafında birleştiren dinamik bir süreç olarak anlaşılabilir. Bu, tam da Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse’nin isabetli kavramsallaştırması olan “Büyük Türkiye Uzlaşısı”na denk geliyor. Profesör Köse’nin ifadesi ile “bu süreç, yalnızca terör sorununu çözme stratejisi değil, aynı zamanda ortak gelecek tahayyülünü kurumsallaştıran bir toplumsal sözleşme niteliğindedir.”
Ancak “Büyük Türkiye Uzlaşısı”, ısırgan ile gülün bütünleşmesi demek değil. Gül (şehitler en başta) ile ısırgan (teröristler ve destekçileri) bir ve bütün olmayacak; ısırgan gül olamaz zaten. Ancak ısırganın acı verme yönünü alıp “faydalı” yönlerini (mesela ısırgan çayı) devreye sokmak lazım gelir.
Haklı olarak “karga ile bülbülün uzlaşısı olur mu?” diye sorulacak olursa, Yunus Emre’nin şu dizelerine bakmalı:
“Karga ile bülbülü bir kafese koysalar,
Birbiri sohbetinden dâim melül [üzgün] değil mi?
Öyle ki karga diler bülbülden ayrılmayı,
Bülbülün de gönlünde maksûdu şol [isteği bu] değil mi?”
Yunus Emre elbette doğru diyor.
Zira bülbül ve karga kuş olsa da yaratılışları, yetenekleri ve zevkleri birbirinden çok farklı.
Aynı türden olmaları, tabiat ve mizaçlarındaki bu ayrılığı ortadan kaldırmaz.
Doğru.
Karga gecesini çöplüklerde geçirir, bülbül ise bahçelerde. Karga leş tercih ederken, bülbül güle meyleder. Karganın sesi rahatsızlık verir, bülbülün nağmesi ise ruhu ferahlatır.
Bu da doğru.
Ancak İbn Haldun’un “sebep asabiyeti” yaklaşımı var. Yani fıtrî/normal olarak asla mümkün olmayan birliktelik, (gönüllü veya mücbir) “anlaşılabilir gerekçe”lerle “birlikte yaşamak” potasına girebilir.
Evet; karga ile bülbül normalde birlikte olamaz, ama “sebep asabiyeti” onları birlikte yaşamaya sevk eder. Kıssa şöyle:
Olacak ya, karga ile bülbül birlikte uçuyorlar. Bazen karga bülbülün, bazen de bülbül karganın peşinde. Ehli irfandan biri bu durumu görünce, karga ile bülbülü takip eder. Zira bir gariplik var; birlikte olmaları mümkün değil. Sonra bir ağacın dalına konuyorlar. Bakıyor ki ikisinin de bir ayağında aksaklık var.
Aksaklık, iki zıt varlığı birlikte olmaya zorlamış!
Bu zorlu süreç aşılınca, Türkiye’nin önünde durmak mümkün olmayacağı için, işimiz epey zor ama!
Prof. Dr. Faruk TAŞCI / Haber7
Yorumlar2