Ramazan’da helâl lokma bilinci ile kapitalist düzene direnmek
- GİRİŞ21.02.2026 08:41
- GÜNCELLEME21.02.2026 08:41
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın “Dünya Eşitsizlik Raporu 2026” basit bir şey söylüyor: Dünya adaletsiz, çünkü öyle “tercih ediliyor”.
Bugün küresel gelirin yarısından fazlası nüfusun sadece yüzde 10’una gidiyor. Dünya nüfusunun yarısı ise küresel gelirin sadece yüzde 8’iyle hayatta kalmaya çalışıyor.
Servette tablo daha da vahim: En zengin yüzde 10, küresel servetin yüzde 75’ine sahip; en alttaki yüzde 50’ye kalan paysa sadece yüzde 2.
Tam da Necip Fazıl Kısakürek’in
“Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa”
diye işaret ettiği kan emici vampirler düzeni!
Yani bu bir servet “uçurumu” değil. Bilinçli bir “tercih”.
Aslında hayvanlardan daha aşağı ve tehlikeli olan “insan görünümlü şeytanlar”ın eliyle yapılan bilinçli bir “tercih”; bebek dahil her şeyi “yiyen” siyonist elitlerin tercihi!
Yaklaşık 56 bin elitten/seçilmişten oluşan en zengin “azınlık”, insanlığın yarısından üç kat daha zengin.
Bu sırada bize hâlâ “kaynak yok” (kaynaklar kıt), “kemer sıkmak şart” diyorlar ama! Aslında kaynak bol, yok değil; ama “mülk/servet yalnızca zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın” (Haşr Sûresi, 7) ilahi ikazını inkâr eden seçilmişlerde kaynak/servet toplanmış; geri kalanlara “ölümlerden ölüm beğenin” deniyor!
Mesela, “iklim” gündemi de bu eşitsizliğin aynası.
Rapor’da ifade edildiği üzere, en yoksul yüzde 50, karbon emisyonlarının yüzde 3’ünden sorumlu iken en zengin yüzde 10 ise yüzde 77’sinden. Dahası, en zengin yüzde 1’in yarattığı kirlilik, dünyanın geri kalan yüzde 90’ını geçiyor.
Greenpeace’in verileri, yaz aylarında Avrupa’nın tatil merkezlerine yönelen özel jetlerin, ticari uçaklardan yaklaşık 10 kat daha fazla karbon salımı yaptığını gösteriyor. 2023’te 520 bin tonu aşan bu emisyon, zengin azınlığın “lüks” konforunun iklim krizindeki öncü rolünü bir kez daha gözler önüne seriyor.
Ama dünyayı kirleten azgın/sapkın “seçilmiş azınlık”, (şaka gibi ama aslında iblisçe bir hinlikle) dünyanın geri kalanına “dünyayı kirletmeyin” diyor!
Hatta mis gibi leziz süt ve et veren inekleri yok etmeye kadar işi götürebiliyorlar!
Yani dünyanın en zengin azgın azınlığı, gezegeni yakıyor ama faturayı (uşakları oldukları iblisin düşmanı) Adem’in oğullarına yani insanlığa kesiyor!
Aslında Rapor’un vardığı sonuç net: Adaletsizlik Allah’ın koyduğu kanun değil, olamaz da; bilakis, iblisçe yollarla güçlü olanların zevklerinden/şehvetlerinden kaynaklı tercihleri!
Yakın zamanda Davos’ta Kanada Başbakanı’nın “Kurallara dayalı düzenin zayıfladığını, güçlü olanın istediğini yaptığını, zayıf olanın ise bedel ödediğini görüyoruz” şeklindeki ifadesi de bu “tercih” ile ilgili.
Elbette kurallar kalkmıyor, kalkmayacak; kurallar güçlü için geçerli olacak yani güçlü lehine tercih edilecek! Yani sorun, düzenin kuralsızlaşması değil; kuralların güçlü olan için esnemesi, zayıfa sertleşmesi.
Kanada Başbakanı’nın serzenişi ise “daha az güçlüyüz, daha güçlü olan bizi ezmeye kalkıyor” anlamında; yoksa “yoksullar eziliyor, Batı dışı sömürülen devletler zor durumda” demiyor!
Ve bu düzen, her yıl daha az gizlenerek işliyor. Trump da bu durumu “gizleme gereği duymayan” sivri dilli bir sözcü.
Tam da burada, içinde bulunduğumuz Ramazan ayı bize önemli bir ölçüyü hatırlatıyor.
Ramazan sadece belli saatler arasında aç kalmak değil; aynı zamanda rızkın kaynağını, kazancın mahiyetini, lokmanın helalliğini sorgulama mevsimi.
Oruç, açın hâlini anlamak kadar; kazandığımızın (helal mi haram mı) ve tükettiğimizin (ihtiyaç mı arzu/israf mı) hesabını düşünmek demek.
Soframıza gelen lokmanın hangi emekle, hangi adaletle, hangi vicdanla geldiğini fark etmek, yani “üzümünü ye ve de bağını sor” demeyi terennüm etmek demek.
Dünyadaki adaletsizliğin temelinde de aslında bu var: Helal kazanç yerine sınırsız ihtiras yumağı, helal tüketim yerine israf, emanet bilinci yerine mülkü mutlak sahiplenme anlayışı.
Bu tabloyu değiştirmek mümkün.
Nasıl mı?
Hem basit hem zor…
Helâl kazançla.
Helâl tüketimle.
Helâl lokmayla.
Helâl (faizsiz) borçla.
Ramazan, bu iradenin talim ayıdır.
Nefse zor geleni yapma ayıdır.
İhtiyaç kadar tüketme ve israfı terk etme ayıdır.
“Ama nasıl mümkün olacak ki?” denirse; insana attığı adım küçük görülebilir, fakat haramdan kaçınan bir lokma, israfı olmayan alışveriş, faizsiz her işlem; siyonist-kapitalist düzenin dayandığı zihniyete sessiz ama güçlü bir itirazdır.
Şikâyet etmeyi bırakıp imkânınca adım atmak…
Karınca misali de olsa haktan yana saf tutmak…
Büyük dönüşümler, önce insanın kendi sofrasında başlar.
Ve son söz:
Ramazan’la daha belirgin olması istenen bu duygunun eğitim yuvalarımızda çocuklarımızın şuurlarına nakşedilmesinden rahatsız olmayan müminlerin Ramazan ayı mübarek olsun.
Diğerlerini de Allah ıslah etsin!
Prof. Dr. Faruk TAŞCI / Haber7
Yorumlar2