“Suça sürüklenen çocuk” yerine “Suça karışmış ergen” desek
- GİRİŞ23.05.2026 08:53
- GÜNCELLEME23.05.2026 08:53
Mattia Ahmet Minguzzi cinayetinin tutuklu sanığı 16 yaşındaki Berkay Budak, cezaevinden hastaneye sevk edilirken sigara isteği reddedilince olay çıkarıyor. Savcılık, personele tehdit ve hakaret ettiği, ayrıca ring aracına zarar verdiği gerekçesiyle hakkında 1 yıl 11 aydan 6 yıl 10 aya kadar hapis cezası talep ediyor.
Bu hafta başındaki bir haberin özeti böyle!
Neden mi böyle bir giriş yaptım?
Göreve geldiği ilk günlerde Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “suça sürüklenen çocuk” kavramının değiştirilmesi gerektiğine dair sözleri üzerinde çok durulmadı da ondan!
Mesele, sadece suçluya verilen cezaların az ya da çok olması değil. Suçun failini nasıl tanımladığımız da büyük önem taşıyor da ondan!
Demem o ki; halihazırda kullanılan “suça sürüklenen çocuk” kavramı sorunlu.
Çünkü bu kavram, “çocuk” diyor ama ortada çocuk değil de “ergen” var aslında.
Çocuk derken, masumiyet akla gelir.
Çocuk, saftır, temizdir!
Çocuk, yaramazdır, kırıp döker ama ne yaptığını bilmez; anlatsan da anlayamaz!
Çocuk çocuktur, ergen değildir; akıl ve baliğ değil ki iyiyle kötüyü ayırt etsin!
Çünkü “suça sürüklenen çocuk” kavramı, “suç”u işleyeni (mesela 16 yaşındaki kişiyi) tamamen pasif biri gibi gösteriyor.
Yani sanki kendi iradesi hiç yokmuş gibi bir anlam çıkıyor.
Oysa gerçek bu değil.
Mesela organize hırsızlık yapan gruplarda “bilinçli şekilde” yer alan, aynı suçları “tekrar tekrar” işleyenler var.
Bu nedenle “suça süreklenen çocuk” yerine “suça karışmış ergenler” ifadesi daha gerçekçi.
Çünkü ortada bir “suç” var.
Ortada çocukluk dönemi değil de “ergenlik” dönemi var.
Ve ergenler suça itiliyor veya sürükleniyor değil, akıl-baliğ oldukları için kendilerine göre farklı nedenlerle suça “karışıyor”.
Bazıları bunu bilinçli şekilde yapıyor. Örneğin sosyal medyada “kolay para” vaatleriyle dolandırıcılık ağlarına kendi iradeleriyle katılıyor. Yoksa çocuk olsa ne anlar zor veya kolay paradan?
Bazıları ise arkadaş çevresinin etkisiyle, aklını yanlış kullanarak suça karışıyor. “Ergen aklı” böyle bir şey çünkü, aklı var ama büyük lafı dinlemediği için iradesini arkadaş çevresine bırakıyor! Ama aklı var sonuçta.
“Ama iradesini etkiliyorlar” dersek, “her yaştan suç işleyenin de iradeleri etkileniyor” diye hepsine ‘suça sürüklenen’ demek doğru olur mu?” diye karşılık verilir.
Zaten suç, iradesine sahip çıkabilecek aklı varken hırsından dolayı iradesine sahip çıkamayanın karıştığı çirkin bir fiildir!
Ergenlerin bazıları da ekonomik ve sosyal sorunların etkisiyle suça karışıyor.
Okulu bırakmış, ailesinin maddi durumu kötü olan ya da kayıt dışı işlerde çalışırken suça karışan ergenler buna örnek. NEET gençlerinin bir kısmı da buraya dahil.
Dolayısıyla ortada “suça karışma” var; yani sonuçta zayıf veya güçlü bir “irade” var!
“Aklı yerinde ama yanlış kullanmış” diye “suça itilmiş” demek makul değil. “Aklı yerinde ama aklını (tam) kullanmamış da suça karışmış” demek icap eder.
Bu nedenle; yapılması gereken, öncelikle kavramı “suça karışmış ergenler” olarak kabul etmek ve sonrasında daha bütüncül bir sistemle hareket etmek.
Yani psikologların, sosyologların, sosyal hizmet uzmanlarının, öğretmenlerin ve hukukçuların birlikte çalıştığı bir model gerekiyor.
Her “suça karışmış ergen” için ayrı bir risk değerlendirmesi yapılmalı. Kimi ergenin öfke kontrolüne, kiminin bağımlılık desteğine, kiminin ise meslek edinmeye ihtiyacı olabilir.
Örneğin bir sanayi atölyesinde bir ustanın yanında işe başlayan suça karışmış bir ergenin yeniden suça karışma ihtimali, sadece (düşük veya yüksek) ceza alan bir ergene göre çok daha düşük olabilir.
Aynı şekilde aile desteği, okula dönüş programları, spor ve sanat faaliyetleri de suça karışmış ergenlerin yeniden topluma kazandırılmasında önemli rol oynayabilir.
Kısacası; mesele sadece “cezalar ağır mı olsun hafif mi olsun?” tartışması değil; çözümün ilk hamlesi, kavramı “suça karışmış ergenler” olarak bellemek ve ona göre “suça karışmış ergenler”in suçlarına yönelik ayrı ayrı detaylı adımlar atmak.
Prof. Dr. Faruk TAŞCI / Haber7
Yorumlar1