Güzel insanlar olmadan İslam dünyasındaki potansiyel güç harekete geçemez
- GİRİŞ24.10.2026 09:03
- GÜNCELLEME24.10.2026 09:03
Dünyada 1,5 milyarı aşkın Müslüman yaşıyor. Büyük bir nüfus.
İslam dünyası, doğal kaynaklar bakımından da oldukça zengin.
Dünya petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 58,6’sı, doğalgaz rezervlerinin yüzde 58’i İslam coğrafyasında.
Dünya doğalgaz üretiminin yüzde 32’si, uranyum üretiminin yüzde 40’ı, kauçuk üretiminin yüzde 70’i ve kalay üretiminin yüzde 52’si yine İslam dünyasının payına düşüyor.
Peki bunca potansiyele rağmen neden sonuç pek iç açıcı değil?
Zira İslam dünyasının önemli bir bölümü hâlâ savaş, terör, yoksulluk, işsizlik, açlık ve göç sorunlarıyla boğuşuyor.
Suriye’de yıllarca yaşanmış olanlar ve devam eden riskler, Filistin’den Arakan’a uzanan geniş coğrafyada yaşananlar, meselenin boyutunu gösteriyor.
Terör ise sadece can kaybı getirmiyor; yatırımı ve istihdamı azaltıyor, toplumların kalkınması için kullanılabilecek kamu kaynaklarını güvenlik harcamalarına yöneltiyor.
Sonuçta, kaynaklar çoğunlukla çatışmaların yaralarını sarmaya gidiyor.
Demek ki problem kaynak eksikliği değil!
Asıl problem, potansiyelin bir türlü fiili güce dönüşememesi.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri zekât meselesinde görülebiliyor.
Eldeki verilere göre, dünya zekât potansiyelinin yılda 550-600 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilirken, 2018’de fiilen verilen zekâtın yaklaşık 76 milyar dolar seviyesinde kaldığı belirtiliyor.
Yeni veriler olsa, çok değişen bir şey olmayacaktır: Zekât potansiyeli çok, ama verilen zekâtlar az!
Yani rakamlar bize önemli bir şey söylüyor: Potansiyel var, fakat potansiyeli harekete geçirecek irade ve organizasyon yeterince yok.
İslam İşbirliği Teşkilatı var, ama icraatta yok!
Ama bu durumun sorumlusu İslam’ın refah anlayışı değil.
İslam’da refahın oluşmasında piyasanın önemli bir yeri var.
Müslüman helalinden çalışır, üretir, kazanır.
Ancak öyle “alavere dalaverelerle” servetin belli ellerde toplanmasına da izin verilmez. Çünkü İslam’da mesele sadece helalinden kazanmak değil, paylaşmaktır.
Bu nedenle zekât var, infak var, sadaka türleri var; bunların kurumsallaşmış yapısı olan vakıflar var.
Zira amaç, servetin toplum içinde dolaşması ve ihtiyaç sahibinin ihmal edilmemesi.
O halde sorun, başka yerde aranmalı.
Soralım:
Zengin Müslüman servetine nasıl bakıyor? Kazancını sadece kendisi için mi kullanıyor? Tüketimi gösterişe mi dayanıyor? İş hayatında sadece kârı mı düşünüyor, yoksa toplumsal faydayı da hesaba katıyor mu?
Devletler sahip oldukları petrolü, doğalgazı ve diğer kaynakları, toplumun tamamının refahına ne ölçüde dönüştürüyor?
Tam burada rahmetli Sabahattin Zaim’in yaklaşımı önem kazanıyor.
Zaim’e göre irade şarttır ama tek başına yeterli değildir. İrade, şuurla birleşmelidir. Bunun için de dört temel kavram var: iman, ilim, ihlas ve amel.
Önce iman...
Sonra neye inandığını bilmek, yani ilim...
Bilgiyi samimiyetle içselleştirmek, yani ihlas...
Ve nihayet bütün bunları hayata geçirmek, yani (ihlasla) amel...
Asıl mesele de burada düğümleniyor: “Müslümanım” demek başka, Müslümanca yaşamak (mümin olmak) başka.
Dolayısıyla, iman ilimle güçlenmezse slogana dönüşür; ortalık “cenk, cihad, şehadet” sloganıyla dolar ama arka kapıdan malı götüren götürene olur!
İlim ihlasla birleşmezse çıkar aracına dönüşür; “şeytan kadar ilmin olsa ne fayda” sözünün oyuncağı olunur!
İhlas amele dönüşmezse, güzel sözlerden öteye geçilemez; “Yapmadığınız ve yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saf Sûresi, 2) ilahi kelam çiğnenmiş olur.
Bu yüzden İslam dünyasının meselesi, sadece helal yoldan daha fazla servet sahibi olmak değildir; sahip olduğu serveti insanlığın faydasına dönüştürecek “güzel insanı” yetiştirmektir.
Dolayısıyla, Zaim’in eğitim vurgusuna dönecek olursak; eğitim, sadece meslek ve diploma üretmemeli; iman, ilim, ihlas ve ameli birlikte taşıyan güzel insan yetiştirmeli.
Bu anlamda, belki de bugün İslam dünyasının ihtiyacı olan, “yeniden iman etmiş güzel insanlar”ın sahneye çıkmasıdır.
Çünkü mesele Allah’ın verdiği nimetlerin azlığı değil; mesele, verilen nimetleri hak üzere kullanacak ve kullanılmasını sağlayacak güzel insanların varlığı/yokluğu meselesidir.
Potansiyel fazlasıyla var.
Mesele, onu fiile dönüştürecek güzel insanları yetiştirebilmekte.
Zira güzel insanlar olmadan, güzel insanlar piyasaya ve yönetimlere hâkim olmadan, İslam dünyasının potansiyel gücü fiiliyata geçemez!
Prof. Dr. Faruk TAŞCI / Haber7
Yorumlar6
-
Mehmet Saim Barış
1 saat önce
Şikayet Et
"Hülasa-i kelâm" ahvâl bundan ibaret.. Bütün mesele, mü'minlerin "mü' min" olmasına bakıyor.
Baki selam ve dua ile.
Beğen
Cevapla
-
Misafir
7 saat önce
Şikayet Et
İyi insan Ahlak sahibi insan azdır Allah iyi insanları çoğatsın inşallah Amin
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle