Kadını kim sömürüyor?

  • GİRİŞ30.01.2026 09:25
  • GÜNCELLEME30.01.2026 09:25

Bu tartışma her açıldığında parmaklar aynı yere uzanıyor: İnanç, gelenek kültür... Kolay hedefler. Hazır suçlular. Aslında bir şeyleri gözden kaçırmak için hedef haline getiriliyorlar. Kadını özgürleştirme vaadiyle onu baştan ayağa pazarlanabilir bir beden olarak kodlayan bataklık endüstrisini.

Bugün medya, reklam, halkla ilişkiler, moda, estetik, kozmetik ve eğlence sektörlerinin ortak bir dili var: Kadın bedeni. Bu dil, ne masum ne de tesadüfi. Dondurma reklamından motor yağı reklamına kadar. Ürün değişiyor, ambalaj değişiyor ama kadın bedeni hep aynı yerde duruyor: Satışın anahtarı olarak.

Eğer bugün kadın bedeni ve cinselliği bir anda reklamdan, medyadan, modadan çekilse; bu sektörlerin hangisi ayakta kalabilir? Pornografi endüstrisinden hiç bahsetmeyelim. Gerçi ana akım medya ve reklam dünyası da ondan çok farklı değil; sadece daha şık ambalajlarla aynı şeyi yapıyorlar.

Batı düşüncesinin beşiği sayılan dönemlerde, aşağı, eksik, aklen yetersiz ve ikincil bir varlık olarak görülen kadın, Batı düşüncesinin olgunluk çağında yani kapitalist düzende bir insandan çok dikkat çekme aparatına evrilmiştir. Zekâsı, emeği, üretimi, fikri pek önemsenmez. Örneğin reklam metninde sadece bedeni devreye sokulur. Etkiyi arttırmak için her türlü çekim açısı kullanılır. Reyting düşüyorsa, entrika, şiddet ve cinsellik dolu bir sahne daha eklenir. Hikâye tamamlandığında kadının payına düşen sadece dekoratif bir nesne olmaktır.

Sinema ve televizyon bu sömürünün vitrinidir. Kadın karakterler genelde ya arzunun nesnesi ya da erkek hikâyesinin süsüdür. Güçlü kadın anlatıları bile çoğu zaman estetik filtrelerden, erotize edilmiş kadrajlardan geçmeden izleyiciye sunulmaz. Kadın güçlü olabilir ama önce izlenebilir olmalıdır. Buraya sömürünün başlangıç noktası da diyebilirsiniz. 

Moda endüstrisi özünde, özgürleşme adı altında bedeni sürekli teşhir eden, ‘bedenin senindir’ sloganıyla bedeni piyasanın malı haline getiren bir sistemdir. Kadına seçim özgürlüğü sunulduğu iddia edilirken, aslında tek bir seçenek dayatılmaktadır: Görünür ol, arzulan, sat. 

Bu tabloya estetik ve kozmetik endüstrisini eklemeden resim tamamlanmaz. Çünkü burada sömürü daha rafine, daha ‘bilimsel’ ve daha tehlikelidir. Kadına önce ‘eksiksin’ denir; sonra o eksikliklerin çözümü pazarlanır. Kırışıklık bir kusur, bir utanç, yaşlanmak bir hata gibi sunulur. Kadın bedeni bu kez çıplaklıkla değil, yetersizlik duygusu üzerinden sömürülmektedir. Sürekli genç, pürüzsüz ve kusursuz olma dayatmasıyla kadın hem psikolojik hem ekonomik bir kuşatma altına alınır. Özgürlük söylemiyle başlayan bu süreç, aynaya mahkûm edilmiş bir bağımlılıkla son bulur.

Bu düzende kadın hakları savunucularının, kadın derneklerinin payına düşen derin bir sessizliktir. Reklam panolarında, dizilerde, kliplerde, dijital mecralarda kadın bedeni metalaştırılırken bu çevrelerde derin fakat bilinçli bir sessizlik hüküm sürer. Yalnızca bir istisna ile. Bu istisna, konunun inanç, kültür ya da gelenek olduğu durumları kapsamaktadır. 

Bir anda yüksek perdeden nutukların başlaması, üstelik çoğu zaman kendilerinin bile inanmadığı, dini ve sosyolojik karşılığı olmayan iddiaların boy göstermesi için konunun özellikle de din kapsamına girmesi gerekmektedir. 

Bu sahtekârlıkta, örneğin köylü kocasından şikâyet eden ya da bir üfürükçünün tacizine uğramış kadın el üstünde tutulur. Ardından köylü ve üfürükçü, bir taşla iki kuş vurmak için önce din sosuna bulanıp sonra aşağılanır. Fakat pedofililere peşkeş çekilen küçük kız çocukları; tacize uğrayan, cinsel obje muamelesi gören, yetişkin filmleri etiketiyle bataklık endüstrisinin kölesi haline getirilmiş kadınlar görmezden gelinir. 

Bu sahtekârlıkta yine taciz eylemi tacizcinin kimliğine göre parçalara ayrılır. Yükselmiş veya yükseltilmişlerin tacizi, milyarderlerin tacizi, soyluların tacizi, ünlü-ünsüz sekülerlerin tacizi hasıraltı edilir. Üfürükçü hoca vb. üzerinde skeçleriyle tepinen anlı şanlı komedyenler, küçük kız çocuklarını görünce ağzından salyalar akan pedofililerin semtine uğramaz. Çünkü sistem onlara sahiplerini neden ısırmamaları gerektiğini acı tecrübelerle öğretmiştir. 

Siz hiç, herhangi bir törende 'ödülümü Epstein bataklığında, yükselmiş alçaklara peşkeş çekilen kız çocuklarının esaretten kurtulmalarına adıyorum' diyen bir ünlü veya bu minvalde bir kadın hakları savunucusu gördünüz mü? 

Bu yazının amacı ahlak dersi vermek değil. Mesele ikiyüzlülüğü tekrar tekrar teşhir etmek. Bir yanda kadın özgürlüğüne dair sloganlar, diğer yanda kadını saniyelik bakışlara, tıklanma oranlarına, satış grafiklerine kurban eden bir düzen. Bu düzenin failini yanlış yerde aradıkça, gerçek sömürücüler rahatça işine devam edecek.

Kadını kim sömürüyor sorusunun cevabı, yüksek sesle söylenmeyen ama herkesin bildiği bir gerçektir. Kadın, onu bedeninden ibaret gören bu endüstri tarafından sömürülmekte, kendisi de bu sömürüye alkış tutmaya zorlanmaktadır. Bu sömürüye karşı çıkmak, geçmişi ve değerleri suçlamakla değil; bugünün pazar tanrılarına hesap sormakla mümkündür. 

Prof. Dr. Hakan Aydın / Haber 7

Yorumlar1

  • NİYAZİ KARACA 38 dakika önce Şikayet Et
    Kadının parası, kariyeri, bedeni, güzelliği her zaman sömürü altında. Modern hayat böyle bir şey, dindarı ataisti işine geldiği gibi davranıyor.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat