Türkiye'de medyanın Epstein imtihanı
- GİRİŞ06.02.2026 09:12
- GÜNCELLEME06.02.2026 09:12
Sayın Gaffar Yakınca’nın 'Epstein Medeniyeti!' başlıklı köşe yazısı, Epstein bataklığını klasik adliye-magazin ekseninden çıkarıp 'medeniyet/batı uygarlığı eleştirisi' odağına yerleştiren nadir örneklerden biri.
Yazıda, Epstein vakası salt bireysel sapkınlık değil; 'Batı medeniyetinin çöküşünün sembolü' biçiminde kavramsallaştırılıyor. Kapitalizm, Batı’nın ideolojik yapısı, ahlaki çürüme gibi büyük çerçeveler üzerinden.
Ne yazık ki medyada 'medeniyet perspektifi'ni işleyenlerin oranı oldukça sınırlı. Yakınca gibi olguyu geniş tarihi-politik kategorilerle yorumlamaya yanaşmıyor kimse. Çoğu haber / köşe, Epstein’ı hâlâ bireysel suç, ahlaki sapma veya magazinsel skandal olarak işliyor.
Epstein belgelerinin içeriği, Türk bağlamıyla bağlantılı iddialar üzerinden tartışılıyor; örneğin Türk skandalı olup olmadığı veya belgelerde Türkiye bağlantıları aramak gibi. Özellikle ana akım haberler. Muhafazakâr medyada ise bir perspektif sorunu var.
Belgelerde adı geçen ülkeler / kişiler üzerinden 'şok etkisi' vurgulanıyor ama derin medeniyetsel analiz ve çıplak güç ilişkileri eleştirisi çok nadir. Bu da demek oluyor ki, Türk medyasında 'medeniyet eleştirisi' medyanın büyük bir oranının çok uzağında.
Çoğu medya Epstein’i hâlâ insani / psikolojik problem olarak çerçeveliyor: Suç ve adli süreç, skandalın uluslararası yankısı, Türkiye içi bağlantılar vesaire vesaire... Olayın çocuk istismarı boyutu ise insani trajedi bağlamından milim sapma göstermiyor.
Haliyle bu çerçevelemede; medeniyet, ideoloji, güç yapıları gibi daha büyük kavramlar dışarıda bırakılıyor. Olayın daha derin bir sosyal-kültürel yorumuna giren örnekler yok değil ancak çok sınırlı.
Türkiye'de medya aslında bu konuda tecrübesiz değil. Aksine fazlasıyla birikimli. Ancak bu birikimi seçici biçimde kullanıyor. Epstein vakasını bireyselleştirerek, Batı medeniyetine yönelmesi gereken yapısal eleştiriyi bilinçli ya da bilinçsiz biçimde buduyor.
İsteksizse eğer, gerekli motivasyonu, dini referanslı kurumlarla ilişkilendirilen çocuğa yönelik fiziksel ve cinsel şiddet vakaları ile ilgili haber ve yorumlarında bulabilir aslında.
Muhtaç olduğu çerçeve:
- Olaya asla bireysel sapkınlık olarak bakmadığı,
- Hemen bir inanç-iktidar-kurum ilişkisi kurduğu,
- Din istismarı, kutsalın araçsallaştırılması, teolojik meşruiyet üretimi gibi kavramları çarçabuk devreye soktuğu,
- Fail'den ziyade yapıyı konuştuğu hatta bazen bir bütün olarak zihniyeti hedefe koyduğu,
- 'Bu sadece bir suç değil, bu bir teopolitik sorundur' dediği her haberinde, köşe yazısında, manşetinde, analizinde pekâlâ mevcuttur.
Jeffrey Epstein vakası, çıplak hâliyle bakıldığında bile şunu sunuyor: Küresel elitlerle iç içe geçmiş bir istismar ağı. Paranın, gücün ve dokunulmazlık kültürünün ürettiği bir koruma zırhı. Liberal değerlerin merkezinde; özgürlük, bireysellik ve haz söylemleriyle örtülmüş sistematik bir çürüme.
Ama medyamız Epstein'i hâlâ:
- Sapık milyarderler,
- Şok skandallar,
- Karanlık ilişkiler ağı
olarak sunuyor. Bunu yaparken de medeniyet, ideoloji, seküler kutsallar, liberal ahlakın sınırları gibi başlıkları silikleştiriyor.
Burada mesele bilgisizlik değil. Mesele çerçeve tercihi. Dini referans bağı kurulan istismar ve şiddet vakaları ile seküler elit suçlar arasındaki çerçeve farkı. Seküler olanı kişisel okumaya meyilli olmak bir gazetecilik refleksi değil; ideolojik bir seçicilik. Oysa Epstein vakası tam bir seküler teopolitik örneği. Sorun birkaç sapık değil, medeniyetin kendisi diyenler için devasa bir alan!
Prof. Dr. Hakan Aydın / Haber 7
Yorumlar2