Devletin sinir uçları

  • GİRİŞ20.02.2026 08:29
  • GÜNCELLEME20.02.2026 08:29

Ülkenin nabzını belirleyen iki kritik alan el değiştirdi. Yeni bakanların ilk beyanatları umut verici. Bugün karşı karşıya olduğumuz tabloyu olduğu gibi okumakta tereddüt göstermiyorlar. Göreve gelişlerinin olağanüstü yankı uyandırmasının pek çok nedeni var.

Sokak çeteleri, uyuşturucu tehdidi, şiddetin sıradanlaşması, kadın ve çocuk cinayetlerinin gündelik haber akışına inmesi, yasa dışı bahis ve sanal kumar, her yeni vakada daha vahşi bir şekilde ortaya çıkan akran zorbalığı, azalsa da cadde ve sokakların güvenli olmadığı algısına hâlâ tüy diken başıboş köpekler ve trafik magandaları vesaire vesaire.

Bunlar sadece münferit hadiseler değil; toplumsal güven duygusunu aşındıran başlıklar. Toplum psikolojisi bu alanlarda kırılıyor. Bu kırılmaya verilecek cevap sadece operasyonel olamaz. Devriye sayısı tek başına güvenlik için yeterli değil. Hukukun caydırıcılığına dair zihinlerde oluşan tüm soru işaretlerinin süratle giderilmesi gerekiyor.

Neyse ki bir süredir Türkiye'de, ‘bana bir şey olmaz’, ‘kimse bana dokunamaz’ algısı çöp oldu. Dokunulmazlık illüzyonu çöktü. Çöp olması gereken başka algılar da var. Hukukun operasyona göre şekillendiği, kişiye göre esnediği ya da eşit olmaktan ziyade 'seçici' işlediği algısının da tarihe karışması gerekiyor.

Sayın bakanların stratejik gündemlerine taşımaları gereken en önemli başlık internet ve sosyal medya. Elbette ki özgürlük ve güvenliği birbirine feda etmeyerek.

Gerçek kişilere ait olmayan hesaplar; sahte kimlik, organize manipülasyon ya da bot ağı yapılarıyla mücadele edebilmek için çok katmanlı denetim ve şeffaflık mekanizmalarından geçirilmeli.

Kimlik doğrulama sistemleri güçlendirilmeli.

Bot hesaplar engellenmeli.

Sahte ve organize kimlik üretiminin süratle önüne geçilmeli.

İçeriklerin hangi kriterlere göre öne çıkarıldığını açıklama zorunluluğu getirilmeli.

Platformlar, içerik önceliklendirme sistemlerini denetime açmaya ikna edilmeli.

Nefret söylemi ve dezenformasyonla mücadelede daha sert yaptırımlar devreye alınmalı.

Yasadışı faaliyetlerin üssü olan, gizli kimliklerin at koşturduğu karanlık web ve VPN meselesinin çözümünde ilerlemeler kaydedilmeli.

Medyamız, RTÜK gibi düzenleyici kurumları pek dikkate almıyor. Özdenetim mekanizmalarını ise iskelete çevirdi. O nedenle bu alana ilişkin yargı denetimi güçlendirilmeli.

Siber suçlara yönelik tüm birimler hem teknoloji hem de insan kaynağı açısından ciddi biçimde desteklenmeli. ‘Siber Suçlarla Mücadele’ emniyetin en gözde birimi olmalı.

Bugün artık terör, uyuşturucu, insan/organ ticareti, kaçakçılık, fuhuş organizasyonları, kumar, çeteleşme ve tüm bunlar için insan devşirme, sanal ortama taşınmış durumda. Altyapı buralarda oluşturuluyor, organizasyonlar buradan gerçekleştiriliyor.

Güvenlik sadece polisle, adalet sadece mahkeme salonuyla sağlanamıyor. Aile, okul, medya ve sivil toplum bu zincirin halkaları olmalı. Uyuşturucuyla mücadele yalnızca operasyon değil, insani bir seferberliktir. Trafik magandalığı yalnızca ceza meselesi değil, aynı zamanda ahlak meselesidir. Kadın ve çocuğa yönelik şiddet ve cinayetlere sadece kriminal dosyalar olarak bakılamaz.

Yeni dönemin başarısı, öncelikle bu başlıklarda ölçülecek. Vatandaş sahipsiz olmadığına inanmak istiyor. İnsanlar gece evine dönerken tedirgin olmak istemiyor. Çocuğunu okula gönderirken zihninde şüphe taşımak istemiyor. Mahkeme süreci başladığında, sonuç kadar sürecin adil ve zamanında işleyip işlemeyeceğini de merak ediyor.

Adaletin sadece tecelli etmesini değil görünür olmasını istiyor. Adalet sisteminin bürokratik ve şekilci yapısının, sıradan insanı nasıl ezdiğini ve adalet arayışının nasıl bir sürüklenmeye dönüşebileceğini anlatan Kemal Sunal’ın ‘Davacı’ (1986) filminden bu güne nelerin değiştiği ciddi biçimde sorgulanmalı.

Bu beklenti bir lütuf talebi değil, anayasal bir hak. Elbette hiçbir toplum sıfır suç oranına ulaşamaz. Ancak suçla mücadelede kararlılık ve hukukta öngörülebilirlik sağlandığında, en azından kaos duygusu ortadan kalkar. Devletin en büyük gücü, vatandaşın zihnindeki meşruiyetidir. O meşruiyet zedelenirse, en sert tedbirler bile yeterli olmaz.

Önümüzdeki süreç, söylemden çok uygulamanın konuşulacağı bir dönem olmalıdır. Sessiz ama etkili adımlar, yüksek tonlu açıklamalardan daha kalıcı iz bırakır. Toplum sonuç görmek istiyor. Gündelik hayatın içinde hissedilen bir düzen, istatistik tablolarından daha ikna edicidir.

Güvenliği tahkim eden, adaleti görünür kılan ve vatandaşın devlete olan inancını güçlendiren bir perspektif, bugün en kıymetli reform olacaktır. Çünkü mesele sadece suç oranları değil; bir toplumun birbirine ve devletine olan güvenidir.

Yeni Bakanların başarısı insanlığın başarısı…

Prof. Dr. Hakan Aydın / Haber7

Yorumlar3

  • Kaşif Sarıçiçek 49 dakika önce Şikayet Et
    Harika bir yazı.Tebrikler hocam.
    Cevapla
  • NİYAZİ KARACA 1 saat önce Şikayet Et
    "Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor Musun" evet yasaya uymayan herkese dokunulabilir olduğunu biliyor.
    Cevapla
  • Saffet Eren 1 saat önce Şikayet Et
    Bu bahse konu meseleler kangren haline gelmiş durumda,hiç vakit kaybetme lüksümüz.Bir dokun bin ah işit nereye kadar.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat