Bu zihniyet varken İsrail ve ABD'ye gerek var mı?

  • GİRİŞ13.03.2026 08:50
  • GÜNCELLEME13.03.2026 08:50

Bundan yalnızca iki yıl önce, savunma sanayiine aktarılacak sembolik bir katkı payı üzerinden yürüyen bir kampanya vardı. Savunma sanayi katkı payını vermemek için yemin edenlerin telaşını; önlerinde ünlüler ve medya mühendisleri, kredi kartı limitini 100 bin TL’den 99 bine indirmek için bankalara koşanların heyecanını hatırlarsınız.

Bu davranış gerçekten ekonomik bir refleks miydi, yoksa daha derinlerde işleyen bir zihniyetin ete kemiğe bürünmüş hâli miydi? Kendi düşünce kalıplarının dar sınırları içine böylesine bir gösteriyi sığdırmayı başarabilenler, bugün ABD-İsrail ikilisinin İran'a yaptıklarını görünce, sembolik de olsa 750 TL uğruna hangi ortak sorumluluk duygusunu aşağıladıklarını düşünmüşler midir? 

Eğer bütün bunlar yalnızca bilgisizlikten ya da meselenin mahiyetine yeterince nüfuz edememekten kaynaklanıyorsa, bugün yaşanan gelişmelerin, bu dar bakışın ne kadar yanıltıcı olduğunu göstermesi gerekir. Ama mesele bilgisizlik değilse, geriye kalan ihtimali ironik bir varsayımla ifade etmek gerekecek: Belki de Evangelist–Siyonist ittifakı füzelerinin kendilerine asla yönelmeyeceğine dair gizli bir teminatları var?!

Bu zihniyetin mensupları, Milli Mücadele sırasında yayımlanan ve toplumun elindeki kaynakların bir bölümünü ordunun hizmetine sunmasını öngören Tekâlif-i Milliye emirleri karşısında nasıl bir tavır alırdı diye merak ediyor insan. Bir askeri giydirmemek için ihtiyaç fazlası elbiselerini yakarlar mıydı mesela? Mesele bu kadar vahim değil, onlar yalnızca kendilerini ifade ediyorlardı diyebilirsiniz. Kendini ifade etme hakkı kimsenin tekelinde değil, herkesin böyle bir hakkı var.

Bir de Türk savunma sanayisini karikatürize etme çabaları var. Elbette savunma sanayii projeleri eleştirilebilir. Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı sorulabilir. Bu demokratik bir haktır. Ancak eleştiri kanıta, teknik verilere dayanmalıdır; küçümseme veya alaya değil. “Karton, maket, oyuncak, montaj...” Bunlar mühendislik temelli nitelemeler değil, teknik bir analiz sunmuyorlar. Daha çok psikolojik ve/ya ideolojik bir refleks niteliğindeler.

Bugünün dünyasında üretim bir ağ işidir; hiçbir ülke, her şeyi tek başına üretmez. Teknolojik iş birlikleri zayıflığın değil, modern üretimin doğasının bir parçasıdır. 

Alay etmek, insanların zihninde şüphe uyandırmak ise hâlihazırda üretimi sabote edemeyenlerin B planıdır.  O nedenle, Batı başkentlerine selam çakan maket, karton, oyuncak, montaj nitelemeleri; ucuz mizahın gücünden yararlanarak toplumsal özgüveni aşındırma stratejisidir.

Başka bir garabet de, ülkenin savunma teknolojisi üreten bir şirketinin tekrar tekrar hedef haline getirilmesi; “tek kuruş kredi kullanmadık, AR-GE desteği veya nakit hibe almadık” şeklinde açıklama yapmak, neredeyse yemin etmek zorunda bırakılmasıdır.

Normal bir ülkede savunma teknolojisi geliştiren firmaların devlet tarafından desteklenmesi tartışma konusu bile olmaz. Bu zaten stratejik aklın gereğidir. Dünyanın hiçbir yerinde savunma teknolojisi üreten şirketler “devletten destek almadık” diye kendilerini aklamak zorunda bırakılmaz.

Yüksek teknoloji üreten, ihracat yapan, mühendis yetiştiren, ülkenin caydırıcılığına ciddi katkı sağlayan bir şirket hakkında sürekli bir şüphe iklimi yaratmanın, daha doğrusu şüphe iklimi yaratma politikasının aparatı olmanın olası nedenleri artık herkesçe bilinmektedir.

Eğer devlet desteği verilecekse, bunun en meşru adreslerinden biri yüksek teknoloji ve savunma sanayi değil midir? Post-haydutluk çağında, daha stratejik, daha hayırlı bir kullanım alanı, akla gelmekte midir? 

Lockheed Martin'e düşman bir Amerikalı var mıdır bilmiyorum? Airbus SE, ThyssenKrupp AG, BAE Systems Plc, Thales SA ve Safran SA'dan nefret eden bir Avrupalı? Neyse ki kendine özgü bir yapımız var. Sadece “bu SİHA'lar, Kızıl Elma'lar bizi koruyacağına tepemize ABD-İsrail füzeleri yağsın” diyenlerimiz eksik. Sanki bu projeler yerine dış tehditlerin artması daha tercih edilir bir sonuçmuş gibi davranılıyor. Bir ülke için korkunç bir şey.

Modern jeopolitikte savunma sanayii yalnızca askeri bir alan değildir; diplomatik etki, teknolojik ekosistem, nitelikli insan kaynağı ve dış politika özerkliği üreten çok katmanlı bir güç çarpanıdır. 

Bu nedenle tartışmalar sempati-antipati eksenine indirilemez. Teknik ölçütlerden kopartılıp kültürel ve ideolojik bir kimlik savaşına dönüştürülemez. Böyle olunca ürünün niteliği, stratejik değeri ya da caydırıcılık kapasitesi değil; ona yüklenen siyasi anlam tartışmanın merkezine yerleşmektedir. Buradan da ne kamusal fayda çıkar ne de güven!

Savunma sanayi iktidarların değil, milletin gücüdür. Onu iktidarın alanı görenler, iktidar değişince dağıtmaya, yok etmeye yöneleceklerdir. Nihayetinde ABD-İsrail’in istediği de zaten budur.

Prof. Dr. Hakan Aydın / Haber 7

Yorumlar9

  • Tamer Danacı 21 dakika önce Şikayet Et
    çok güzel bir değerlendirme olmuş.
    Cevapla
  • Misafir 36 dakika önce Şikayet Et
    Savunma sanayimizi destekleyip zirveye çıkartmamız şart her türlü yeni silah teknolojimizi en üst seviyeye çıkartmalıyız
    Cevapla Toplam 4 beğeni
  • Fatih 1 saat önce Şikayet Et
    CHP imamoglu başkan
    Cevapla
  • Kosovalı 1 saat önce Şikayet Et
    Hocam kalemize sağlık, ilgmnize bereket. Milli savunma ve yüksek teknoloji üretiminin önemini ne güzel anlatmışsınız. Rabbimiz sizin gibi münevverlerimizin sayısını ve gayretini artırsın, Allah razı olsun...
    Cevapla Toplam 16 beğeni
  • abbas 1 saat önce Şikayet Et
    o tarihlerde ben 750 tl yi gönüllü olarak savunma sanayine gönderdim. şimdi emekli ikramiyesi verilecek. onu da savunma sanayine göndereceğim. ikramiyeye çokta ihtiyacı olmayanlarında göndermesini temenni ediyorum. güçlü ordu, güçlü millet, güçlü devlet diyorum..
    Cevapla Toplam 23 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat