Yaşlılar ve özel gereksinimli bireyler müşteri değil, emanettir!

  • GİRİŞ15.05.2026 08:57
  • GÜNCELLEME15.05.2026 08:57

Artan yaşlı nüfusu ve özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçları düşünüldüğünde bakım merkezlerinin varlığı sosyal açıdan kritik bir role sahip. Ne var ki insan hayatına doğrudan temas eden bu alanlar; denetim zafiyeti, personel niteliğindeki eksiklikler ve şeffaflık sorunu nedeniyle korunma alanı olmaktan çıkıp travma üreten yapılara dönüşebiliyor.

Son yıllarda medyaya düşen görüntüler, toplumun en kırılgan kesimlerine yönelik karanlık bir tabloyu gözler önüne seriyor. Farklı şehirler, farklı tarihler fakat tek bir gerçek: Kimi zaman itilip kakılan, kimi zaman şiddete uğrayan, aşağılanan ve insan onurunu zedeleyen muamelelerin hedefi haline gelen savunmasız bireyler. Yaşlı ve özel gereksinimli bireylere yönelik bu muamele elbette genellenemez, ancak medyanın olayları yansıtma biçiminin arkasına da saklanılamaz.

Mesele yalnızca birkaç “kötü çalışan” problemi değil. Sorun modern toplumun, yaşlılığa ve engelliliğe bakışından başlıyor. Üretim merkezli sistem içinde “bakıma ihtiyaç duyan” bireyler çoğu zaman yük gibi görülmeye başlanıyor.  Aile bağlarının zayıfladığı, ekonomik baskıların arttığı, sabrın ve empatinin azaldığı bir çağda, bakım emeği giderek prosedürlere sıkışmakta.

Bakım vermek sıradan bir iş değil. Fiziksel dayanıklılık kadar yüksek duygusal dayanıklılık gerektiriyor. Ancak Türkiye’de birçok özel bakımevinde, çalışan seçim kriterleri hâlâ tartışmalı. Bir insanın yaşlıya, alzheimer hastasına ya da otizmli bireye nasıl yaklaşacağını belirleyen şey yalnızca diploma veya basit sertifikalar olamaz. Uygunluk testleri, bakım emeğinin ihtiyaç duyduğu tüm alanları kapsamalı ve zorunlu hale gelmeli.

Bazı çalışanların bastırılmış öfke, şiddet eğilimleri, ciddi dürtü kontrol bozuklukları veya ağır kişilik problemleri taşıyabileceği gerçeğinin görmezden gelinmesinin sonuçlarını acı ve utanç içinde medyadan öğreniyoruz. Bakım merkezleri yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik açıdan güvenli alanlar olmak zorunda. Mesele bu yönüyle biraz yönetimsel.

Yöneticinin veya şirket sahibinin yaşlı veya engelli bireyi nasıl gördüğü ile başlıyor mesele. Ardından çalışanlarını nasıl seçtiği, eğitim ihtiyaçlarına yanıt verip vermediği, düzenli kontrolleri yapıp yapmadığı, çalışanlarına şiddet ve kötü muameleyi bildirme sorumluluklarını neden ve nasıl yerine getireceklerini öğretip öğretmediği, kendilerini güvenceye almak isteyen kurnaz çalışanların komplolarına karşı ne yapacaklarını bilip bilmediklerine kadar gidiyor. Ayrıca mevcut yöntemlerinin ne kadar işe yaradığı da merak konusu.

Denetimlerde cevabı aranması gereken başka bir soru var: İnsan onurunu nasıl korudukları? Bakım merkezleri kapalı kutu gibi çalışamaz. Kamera sistemi tek başına yeterli değil. Sonuçta olay açığa çıktıktan sonra kayıtlara bakılma gereği duyuluyor. Peki açığa çıkmayan olaylar?

Bu tür vakalar medyaya yansıyanlardan ibaret olmayabilir. Konuyla ilgili haberlere kısa bir göz attığınızda bile benzer olayların münferit olmaktan çıkmaya başladığını görüyorsunuz. Konuşamayan, kendini ifade edemeyen, korktuğu için şikâyet edemeyen kaç yaşlı ya da engelli birey var bilmiyoruz.

Bu tür hadiseler yalnızca bakım merkezlerinde oluyor demek de doğru değil. Aileleri veya yakınları ile birlikte kalan insanlar için de benzer riskler söz konusu. Evde bakım yardımı alan kim varsa şiddet, göstermelik bakım veya bakım işini sürdürecek fiziki ve psikolojik dayanıklılığa sahip olup olmadığı yönünden düzenli kontrollere tabi tutulmalı.

Türkiye’de bakım hizmetleri sistemi çok hızlı büyüdü ama akademik ve mesleki standartlar aynı hızda kurumsallaşamadı. Bu yüzden sertifika ile çalışanlar, kısa kurs mezunları, meslek standardı belirsiz personel hala sistem içinde çok yaygın. Bu nedenle bakım merkezleri için yeni bir sisteme ihtiyaç var. Onları müşteri değil, bu toplumun vicdan emaneti olarak gören bir sisteme.

En önemlisi bakım hizmeti “ucuz iş gücü” mantığından çıkarılıp profesyonel bir uzmanlık alanı olarak yeniden tanımlanmalı. Kamu ve özel bakım merkezleri arasındaki ücret dengesizliği giderilmeli. En azından özel bakım merkezleri için taban ücret zorunluluğu getirilmeli. Eğitim gereksinimine sadece lisans düzeyinde profesyonel programlar marifetiyle yanıt verilmeli. Ailelerin, en azından ortak kullanım alanlarını kapsar şekilde, anlık gözlem yapabileceği dijital şeffaflık mekanizmaları oluşturulmalı. İhbar sistemleri yeniden gözden geçirilmeli.

Bakım merkezleri bir nevi izole mekânlar olmaktan çıkarılmalı, kuşaklararası bağ ve ilişkinin canlandırılması için daha çok çaba gösterilmeli. Bakım emeği, birkaç kurum ya da aileden ziyade toplumun vicdanını ayakta tutan ortak bir sorumluluk olarak yeniden tarif edilmeli. Yaşlılık ve engellilik, hayatın dışına itilen değil; toplumsal hafızayı ve insanlık değerini büyüten bir birlikte yaşam deneyimi olarak ele alınmalı. Eğitimden medyaya kadar her dil, dışlayan değil kapsayan bir insanlık tonu üretmeli.

Üstelik mesele yalnızca bugünün problemi değil. Önümüzdeki yıllarda yaşlı nüfusun artışı, yalnız yaşayan bireylerin çoğalması ve özel gereksinimli bireylerin bakım ihtiyacının büyümesiyle birlikte bu kurumlara duyulan ihtiyaç çok daha artacak. Eğer sistemdeki boşluklar bugünden çözülmezse, Yarın çok daha ağır travmaların, çok daha sarsıcı görüntülerin ve geri dönüşü zor toplumsal yaraların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Allah elden ayaktan düşürmesin duası ile bitirelim.

 

Yorumlar5

  • AĞACAN 2 saat önce Şikayet Et
    Amin amin amin sayın hocam, emeğinize sağılık çok önemli bir konuya temas etmişsiniz. İcra makamlarının bütün kurumlarda denetim, liyakat meselesi her geçen gün tartışılır hale gelmekte maalesef kulak tıkamadan ve günü kurtarmaktan başka bir işe yaramıyor.
    Cevapla
  • Selim 3 saat önce Şikayet Et
    Çok doğru ve güzel fikirler, uygulaması ise çık kolay değil.Devlet eliyle masraflı bir iş, özel sektör ya da vakıflar aracılığıyla yapılmalı, devlet destek verip eğitim ve denetleme yapmalı...
    Cevapla
  • Ahmed90 3 saat önce Şikayet Et
    Hakan Bey . Rabbim sizi de elden ayağa düşürmesin. Oğlum kızım dedirtmesin İnşaallah. Yerinde bir konuya değindiniz sağ olun. Ben 35 yaşındayım çok zaman anne babam bakıma muhtaç olduklarında onlara nasıl faydam olabilir diye düşünüyorum. Ama biliyorum ki onları evimde bakıma alsam. Yarın eşim evi terkeder. Ne olacak bizim halimiz. İşin bir de bu kısmı var.
    Cevapla
  • 42K 1 saat önce Şikayet Et
    Ahmed bey bugün yaşlılarımıza bakmazsak yarın evlatlarımızdan aynı muameleyi görürüz.. eşinizin annesi ve babasıda yaşlanacak siz de onlara merhamet göstereceksiniz elbette.. ama eşiniz illada bakmam diyorsa kendiniz ilgileneceksiniz..çocuklarınızda sizin iyi niyetinizi görecekler.. değilse silsle yoluyla huzursuzluğa gidersiniz..Selam ve dua ile..
  • Orta 3 saat önce Şikayet Et
    Birey kelimesi ortalıkta ne kadar çok dolaşıyorsa o toplumda sosyoliji o kadar surunlu denektir.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat