Savunma sanayiinde asıl mesele başarıların sürdürülebilirliği

  • GİRİŞ05.06.2026 09:06
  • GÜNCELLEME05.06.2026 09:06

Türkiye artık savunma sanayiinde üretim aşamasını geçti. Şimdi sınav, kişilere, partilere veya dönemsel konjonktürlere bağımlı olmaktan çıkarıp bu başarıların sürdürülebilirliğini sağlamakta.

Sürdürülebilirlik, yalnızca yeni projeler geliştirmekle değil, gelecekte ortaya çıkabilecek riskleri önceden görebilmek ve yönetebilmekle mümkün.

Bu nedenle Türkiye'nin savunma sanayiini değerlendirirken sadece mevcut başarılarına değil, bu başarıları geleceğe taşıyacak yapının ne kadar sağlam olduğuna da bakmak gerekir.

İnsan kaynağından sosyolojik ve siyasi açmazlara, teknoloji ekosisteminden kurumsal esnekliğe kadar birçok alanda ortaya çıkabilecek riskler, uzun vadede dış tehditlerden daha belirleyici sonuçlar doğurabiliyor. Yakın geçmiş bunun kanıtlarıyla dolu. Cumhuriyetin ilk yıllarında yerli girişimciler tarafından başlatılıp dönemin siyasi ve ekonomik kararlarıyla akamete uğratılan havacılık projeleri ile dış baskılarla iptal edilen bazı modern projeler hakkında düne kadar çok bilgimiz yoktu. Tarihe damga vuran ve engellenen önemli savunma ve havacılık hamlelerine ilişkin artık daha çok şey biliyoruz.

Sürdürülebilirliğin önündeki risklere gelince… Öncelikle savunma sanayi artık yalnızca mühendislik faaliyeti değil. Yapay zekâ uzmanlarından yazılım geliştiricilere, malzeme bilimcilerinden siber güvenlik uzmanlarına, teknisyenlerden üretim operatörlerine kadar çok geniş bir insan kaynağına ihtiyaç duyuyor.

Peki, üniversiteler bu ihtiyaca ne ölçüde cevap verebiliyor? Daha önemlisi, yüksek teknoloji üretiminin görünmeyen kahramanları olan ara teknik elemanlar konusunda yeterli kapasiteye sahip miyiz? Savunma sanayiinin ihtiyaç duyduğu uzmanlık alanlarına göre şekillenen yeni bir eğitim mimarisi oluşturulmadan sürdürülebilir büyümeden söz etmek zor. Belki de artık kamu ve özel sektör savunma kuruluşlarının ortaklığında doğrudan bu amaca hizmet edecek bir Savunma Teknolojileri Üniversitesi modeli tartışılmalı.

İkinci aslında sürekli tekrarlanan bir sorun: Savunma sanayi başarılarının hâlâ 86 milyonun ortak kazanımı olarak görülememesi. Bir ülkenin millî başarılarının toplumun tamamı tarafından sahiplenilememesi hafife alınmaması gereken bir kırılganlık. Daha da düşündürücü olan, savunma sanayisindeki ilerlemelerden rahatsızlık duyan veya bu başarıları küçümsemeye çalışan bir anlayışın varlığını sürdürmesi. Maalesef bu konuda bir mesafe kat edemiyoruz. Oysa millî güvenlik söz konusu olduğunda siyasi rekabetin ötesine geçebilmek gerekir.

Savunma sanayi vizyonunu iktidarla veya belirli isimlerle özdeşleştirenler temelde haksız sayılmazlar. Nihayetinde hakkın teslim edilmesi manasına gelir. Ama mesele bundan ibaret değil. İktidarlar değişebilir, siyasetçiler değişebilir, partiler değişebilir. Ancak devletin stratejik hedefleri ve millî çıkarları kalıcıdır. Daha doğrusu öyle olması gerekir. Savunma sanayimizi, günlük siyasi tartışmalardan kurtarıp, ulusal mutabakatın konusu hâline getirmeden sürdürülebilirliği sağlamak yine zor.

Üçüncü riskle medyada yer alan bazı haberlere göre, hâlihazırda bazı ülkelerin karşılaşmaya başladığını görüyoruz. Bugün dünyanın birçok ülkesinde savunma şirketleri daha uygun finansman, daha hızlı karar mekanizmaları ve daha güçlü yatırım ortamları sunan ülkelere yöneliyor. Son dönemde İngiltere'de yaşanan tartışmalar bunu gösteriyor. Türkiye açısından risk yalnızca beyin göçü değil yani. Teknoloji göçü de risk potasında. Eğer savunma sanayi ekosistemi zamanla ağır bürokratik süreçlere teslim olur, özel sektörün hareket alanı daralır, yatırım ortamı zayıflar ve yenilikçi şirketler desteklenemez hale gelirse; şirketler, yatırımlar ve nitelikli insan kaynağı bakımından kendileri için daha elverişli ortamlar aramaya başlayacaktır.

Özetle savunma sanayiinin tehdit skalasında yalnızca dışarıyı değil içeriyi de hesap etmek gerekiyor. Savunma sanayi başarılarını sürdürülebilir hale getirmek en temelde insan kaynağını yetiştirebilen, toplumsal mutabakatı güçlendirebilen ve teknoloji ekosistemini canlı tutabilen bir ülke yapısına ihtiyaç duyuyor. Nevzat Tandoğan'ın meşhur yaklaşımındaki gibi, ‘bu iyi bir şeyse zaten biz yaparız; siz kendinizi niye yoruyorsunuz, (üstünüze vazife mi?)’ dememek, tüm iyileştirme önerilerine açık olmak lazım.

Prof. Dr. Hakan Aydın / Haber 7

Yorumlar4

  • SARIÇİÇEK. 13 dakika önce Şikayet Et
    Türkiye bitti demeden Teknoloji bitmez.....Sıra kıtalar arası Balisik füzede?
    Cevapla
  • AĞACAN 44 dakika önce Şikayet Et
    Uygulamalı Savunma Teknolojileri Üniversitesi çok ama çok isabetli olur. Emeğinize sağılık sayın hocam.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Osman YALÇİNKAYA 1 saat önce Şikayet Et
    Uygulamalı savunma teknoloji üniversitesi kurulması çok iyi olur.
    Cevapla
  • zeki 2 saat önce Şikayet Et
    Bu yazınız tam olarak Savunma Sanayi Başkanlığının görevi oluyor. İşlerini iyi yapmaları gerekli tabiki
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat