Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz

  • GİRİŞ23.10.2026 09:00
  • GÜNCELLEME23.10.2026 09:00

Türkiye’nin dostu kim, zor günümüzde kime güvenebiliriz? Beklediğimiz destek vaktinde gelmezse ne yaparız? Ya da hiç gelmezse? Güvenliğimizi, refahımızı ve geleceğimizi neden başkalarının kararlarına bu kadar bağlı tutalım?

Devletler arasındaki yakınlıkların çıkarlarla sınandığını biliyoruz. Yine de her anlaşmazlıkta şaşırıyor, her destek açıklamasında seviniyoruz. Biraz da kendi gücümüzün hangi eksiklerini başkalarının dostluğuyla tamamlamaya çalıştığımıza baksak? Başkalarının niyetlerini tartışmaya ayırdığımız enerjiyi bizi onların niyetlerine karşı dayanıklı kılacak işlere harcasak?

Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz devletler için de geçerli bir uyarıdır. Güçlüyseniz etrafınız kalabalıklaşır. Sözünüz daha dikkatli dinlenir, sizinle iş tutmak isteyenler çoğalır. Elbette bu kalabalığın tamamı dostunuz olmaz. Fakat kendi kararlarınızın arkasında durabilecek imkânlara sahipseniz kimsenin desteğine mecbur kalmadan ilişki kurabilirsiniz. Asıl güvence buradadır.

Türkiye’nin kendi içinde geliştirebileceği ya da daha ileri taşıyabileceği sağlam güç kaynakları ve güvenilir dayanakları var.

Bir ülkenin en sağlam dostlarından biri, hiç kuşkusuz kendi savunma gücüdür. Hele de egemenliğini, zor zamanlarda yardımına koşmasını beklediği ülkelerin değişken çıkar hesaplarına emanet etmenin acı tecrübelerini yaşamış bir ülkenin. Başkalarının desteğinin şartlara, ittifaklara, konjonktüre veya pazarlıklara bağlı olabileceğini yakinen deneyimlemiş bir ülkenin. Ya da muhannete muhtaç olmanın ne demek olduğunu bilen bir ülkenin...

Ekonomi ise bağışıklık sistemi asla çökmemesi gereken bir başka dostunuzdur. Bu dostu içerden teslim almanın yolu; enflasyonla emeği, belirsizlikle üretimi, rant kolaycılığı ile üretken yatırımları aşındırmaktır. Üreterek kazanmak yerine rantla zenginleşmenin teşvik edildiği bir düzende ne ekonomik adalet kalır ne de sürdürülebilir kalkınma. Ekonomik direnci tükenen ülkenin kararlarına başkalarının hesabı ister istemez karışacaktır.

Adalet bir ülkenin can dostu, devletin vatandaşına verdiği sözün namusudur. Geciken hükümlerin, ayrıcalık şüphesinin ve cezasızlığın o sözü hükümsüz bırakmasına izin verilmemelidir. Yargının kendini onaramaması ister istemez bir süre sonra sistemin yapay zekâ marifetiyle yürütülmesi çağrılarına davetiye çıkaracaktır. Çünkü insanlar yapay zekânın en azından kişisel husumet, siyasi yakınlık, ideolojik aidiyet veya hatır gönül ilişkileriyle karar vermeyeceğini düşünebilirler!

Nihayetinde bütün bu dayanakları ayakta tutan toplumsal ahlaktır. İnsanlar arasındaki güvenin aşındığı, kolay para hevesinin teşvik edildiği, işini hakkıyla yapmanın enayilik diye yaftalandığı, tembellik kültürünün özendirildiği bir toplumda işini düzgün yapmamanın bedelini bütün toplum öder.

Toplumda sıradanlaşan ahlaki çürüme, devleti içeriden kemiren bir kurt gibidir. Çünkü askerî gücü, ekonomik imkânları ve kurumları ayakta tutan da işini dürüstçe yapan, milletin ortak emanetine sahip çıkan insanlardır.

Öyleyse devletten beklediğimiz, enerjisini yukarıda belirtilen dostlar marifetiyle bağımsızlaşmaya harcamasıdır. Bir başka ülkenin yönetimi veya politikası değiştiğinde kaygıyla yeni bir dost aramak zorunda kalmayacağımız imkânları bugünden geliştirmesidir. Bütçenin, eğitimin ve kamu yönetiminin öncelikleri buna göre belirlenmelidir. Hangi kararın bizi kime bağımlı kıldığını da açıkça konuşabilmeliyiz.

Türkiye elbette dostluklar kurmalı, ittifaklar geliştirmelidir. Fakat dostlarının desteğini kendi eksiklerini ertelemenin gerekçesine dönüştürmemelidir. Başka başkentlerin kararlarını her zaman belirleyemeyiz. Kendi kurumlarımızı, üretimimizi ve toplumsal güvenimizi güçlendirmek bizim sorumluluğumuzdur. Dışarıda aradığımız güvenceyi içerdeki hangi ihmallerimizle zayıflattığımızı artık daha ciddi bir biçimde sorgulamalıyız.

Prof. Dr. Hakan Aydın / Haber 7

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat