21.yy’da Batı’nın Grand Stratejisi’nde İsrail ve Türkiye
- GİRİŞ04.03.2026 08:52
- GÜNCELLEME04.03.2026 08:52
Büyük (Grand) Strateji, uyumlu hale getirilen askeri ve askeri olmayan hedeflere sahip bir ülkenin, en az yüzyıl içinde yapacağı kısa (0-30 yıl), orta (30-50) ve uzun (50-100) vadeli iktisadi, siyasi ve askeri gibi temel dış hedeflerine ulaşma çalışmaları olarak tanımlanabilir. Osmanlı’nın İstanbul’u fethi, Rusların sıcak sulara ulaşma gayreti ve şu anda İsrail’in, Büyük İsrail kurma çalışmaları, bu kavram çerçevesinde akla gelen ilk örnekler olarak görülebilir.
Soğuk Savaş’ın sonunda (1945-1990), Batı Bloku’nun SSCB liderliğindeki Doğu Bloku’na karşı mutlak zaferle bitmesinden hemen sonra (1991) başlayan, ABD’nin uluslararası ilişkilerdeki Başat Güç konumu, Fukuyama tarafından, Tarihin Sonu olarak değerlendirilirken, kısa bir süre sonra (1993), Huntıngton tarafından yazılan, “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin yeniden Kurulması” tezinden sonra ABD, Avrupa, İngiltere ve İsrail‘den oluşan Batı’nın Grand Strateji Aktörleri (Kıyametin Dört Atlısı), yeni bir sürecin başlangıcı olarak görülmüştür.
Bu kıyametin dört atlısı olan Küresel Çete’nin, 2000’e birkaç yıl kala Çin (Budist) ve İslam Dünyası ayrı birer medeniyet olsa da, tek düşman cephesi olarak görülürken, Hıristiyan ve Yahudi medeniyetleri, Budist-İslam cephesine karşı, ortak bir karşı cephe kurup(Haçlı-Siyonist), bu amaçla, bölgesel ve küresel (başkenti Kudüs olan Büyük İsrail ve ABD’nin Truva Atı olduğu Tek Dünya Devleti) Grand Strateji üzerinde çalıştıkları görülmektedir.
Küresel merkez kavşak bölgesi olan İslam Dünyası’nın, Çin-Rusya ve ABD fillerin ayaklarının altında ezildiği bu stratejide, Batı’yla savaşan Rusya ve Çin’le savaşan Hindistan’ın arada kaldığı ve iki asırdır Batı’ya çekilen geminin doğuya bakan yolcularını taşıyan Türkiye’nin de bu depremde, fay hattında kalan bir ülke olarak görülmüştür.
Bu tanımlamalar esasen İsrail’in Büyük İsrail, İngiltere’nin İmparatorluk Yolu, ABD’nin rakipsiz küresel Başat Güç ve Avrupa’nın da yeni bir Rönesans süreci olarak görülmektedir. Bu yeni sömürgeci bakış açısına göre, bir zamanlar muhteşem medeniyetlerin doğduğu ve son bir asırda dev bir krateri andıran bölgesel ve küresel Güç Boşluğu’nun yaşandığı Bereketli Hilal yani Orta Doğu, yeniden dizayn edilmelidir. Çünkü beş asırlık bir Osmanlı hâkimiyetinden sonra (1517-1917) kurulan Batı(l)ı Durand Hattı (1893) ve Sykes-Picot (1917) düzenine karşı, buraya yol ve enerji kaynağı olarak musallat olan bir ejderhaya dönüşen Çin, Avrupa’nın sularını bulandırmakta ve dirilen İslam ruhu, Büyük İsrail’e engel olarak görülmektedir.
Çin, enerjisinin yarısını buradan ama özellikle İran’dan karşılamakta ve Kuşak Yol Projesi (BRI) ve Yumuşak Güç değerleriyle Afrika, Güney Amerika ve Batı’yı adeta istila etmektedir. Hindistan da artık İngiltere’nin İmparatorluk Yolu’nun kaynağı olmaktan çıkmış durumdadır. Bu nedenle Batı’nın Çin ve dirilen İslam Dünyası karşısında, İsrail merkezli Avrupa-Hindistan koridoru (IMEC), AUKUS, QUADR ve son çeyrek asırda, eyaletlerden vilayetlere indirgenen Bölünmüş Ortadoğu Projesi (BOP) stratejilerini geliştirdiği görülmektedir.
Bu Grand Strateji’nin uygulanması için de Batı tarafından, ABD’nin ikiz kulelerinde 11 Eylül 2001 yılında tam Hollywood’un en gerçekçi filmi sahneye konulmuştur. Uçaklar binalara çarpmış, binalar içerden patlatılmış, ofis sahibi tüm Yahudiler o gün işe gelmediği için kurtulurken, Orta Doğulu güvenlik ve temizlik işçileri ölmüştür. Tıpkı bugün Trump’ta olduğu gibi o zamanda yeni seçilen II. Bush, hemen suçu bir mağarada yaşayan Ladin’in üzerine atmış ve bu maksatla Afganistan’ı (2001) işgal eden, Neocon ABD Savunma Bakanı, “Düşünülemeyini düşünün” diyen Rumsfeld daha sonra da rakı masası dostu Saddam’ın Irak’ını da (2003) işgal ve/ya imha etmiştir. Bu süreç daha sonra Libya, Sudan ve Somali’ye kadar Arap Baharı (2009) şeklinde uygulanmıştır.
2005 yılında SSCB’nin hayat sahası olan Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya’da (Lebenshraum) başlatılan Soros Devrimleri ve 2009 yılında Orta Doğu’da uygulama konulan Arap Baharı, Ukrayna ve Suriye’de çok kanlı olarak sahneye konulmuştur. Bu süreçte DAİŞ başta olmak üzere çok sayıda terör örgütü hapishanelerde üretilmiştir. Ukrayna Rusya, bataklığa sürüklenirken, Türkiye’nin Ukrayna’sı olan Suriye üzerinden Türkiye boğulmak istenilmiştir.
Batı’nın bu süreçte en çok istediği Şii ve Sünni çatışması yaşanmasa da bu süreçte İran’a Şii Hilali kurma konusunda alan açılmış, Irak ve Afganistan’da İran, leş kargası gibi tuzağa düşürülmüş ve bugün İran’ın halkını fakirleştiren ve tüm enerjisini tüketen sürece yol açmıştır. Bunun başlıca sebebi, 75 yıl sonra İran’a İngiltere’ye ödediği vergiden daha az para ödeyen BP’yi dışarı atmak üzere olan Şah’ın devrildiği, liyakat ve ehliyet sahibi 400 000 İranlı bürokratın saf dışı edildiği, İran kurumsal devlet aklı yerine, alaylı Humeyni ve ekibi tarafından uygulamaya konulan, kurumsal yapısı ve devlet refleksleri zayıflatılan İran’ın yeni Grand Strateji’sinin hatalı olmasıdır.
Bu kapsamda, istihbarat, bürokrasi ve temel devlet kurumları çöken ve paralel bir yapıya sürüklenen, 2500 yıllık kadim İran’ın Şii ve Pers hedeflerini İslam olarak görüp, Kudüs yerine Şam, Sana ve Bağdat’ı işgal eden inşaat işçisi İran’ın Orta Doğu komutanı ve 80 milyar dolar ve 400 000 kişiyi yöneten ve ilk mermide ölen Kasım Süleymani’nin stratejisi ibretliktir. MOSSAD’ı tespit için göre kurulan birimin başına MOSSAD ajanı getirilmiştir ki, ülkemizdeki 12 Mart darbecilerinin, rahmetli hocam Mahir Kaynak’a içlerindeki haini tespit etme görevi vermeleri durumundan daha ironik bir durum gibi görülmektedir.
Devletin içinden çok, dışarısı için kurulan İran direniş ekseni hedefine göre İran’ın etrafında Şii Dairesi kurup (Lübnan Hizbullahı, Yemen Ensarullah ve Irak Heşti Şeabi, Afganistan/Pakistan, Fatımiyyun-Zeynebiyyun tugayları… gibi), bu örgütlerin İran çıkarlarına göre küresel ve bölgesel güçlerle savaşması tavsiye edilmiştir. Örneğin, katil Esad’ın 2015 yılında çökmesini önleyen Hizbullah’ın Halep katliamı, İsrail zulmüne rağmen bugün bile unutulacak gibi görülmüyor.
İç, bölgesel ve küresel dengelerin sarsılması nedeniyle 35 yıl sonra Grand Stratejisi değişen ABD’nin, 2025’in son ayında ilan ettiği Ulusal Güvenli Strateji (NSS-2025)’ne göre de ABD, Doğu Akdeniz, Hürmüz Körfezi, Panama, Gröndland’ı kontrol altına alıp Pasifik’te Çin’e karşı konumlanmaya çalıştığı görülmektedir. Bu, ABD’li ünlü stratejist John Meirshmer’e göre ise ABD, “Ruh gücü bitmiş olan Avrupa’dan çekilmeli ve tüm enerjisini sadece Çin’e” karşı kullanmalıdır.
Venezuella petrolü ve Gröndland’a çökmeye çalışsa da görüldüğü gibi esas kavga Orta Doğu yani Bereketli Hilal Bölgesi’nde yaşanmaktadır. Çünkü Batı’nın Grand Stratejisi, Mescidi Aksa’nın yerine siyon tapınağı kurulmuş ve başkenti Kudüs merkezli Büyük İsrail, dünyanın NTE, petrol ve doğal gaz eksenli enerji kaynaklarının dörtte üçüne sahip olan Bereketli Hilal’in (Kalbgah-Heartland) olan Suriye-Irak’ın kontrolü, Doğu Akdeniz, Hürmüz ve Kızıldeniz’in köprübaşlarının tutulmasına dayanmaktadır.
Bu stratejiye göre de Doğu, Orta ve Batı arasında fay hattında bulunan Büyük Türkiye’nin, İsrail’le çatışması kaçınılmaz görülmektedir. Somali, Türkistan, Balkanlar, Libya, Katar hattından gelişen Türkiye’nin Grand Stratejisi ve İsrail’in Arzı Mevud endeksli Grand Stratejisi, kalkınma Yolu-IMEC, Altıgen Pakt/Türkiye, Mısır, Irak, Suriye, Pakistan ve Suudi ekseni (Bereketli Hilal Birliği) ve Yunan-Rum eksenli Doğu Akdeniz’e çatışma sürecine girmiş durumdadır. Bu kapsamda geçen hafta İsrail Başbakanı, Netanyahu, Trump’ı da arkasına alarak açık ve net bir biçimde, hedefin yalnızca İran olmadığını; Şii eksenin ardından Sünni eksenin de tasfiye edileceğini ve ardından ekseni genişleterek İslam ile mücadele edeceğini ve tüm İslam âlemine sıra geleceğini vurgularken, bir asker de doğrudan Crusader yani Haçlı savaşı savaşı çağrısında bulunmuştur.
Türkiye ise Rusya’nın kaçtığı, İran’ın ana karasına çekildiği ve ABD’nin küresel hedef için bölgeyi Türkiye’ye terk etmek zorunda kaldığı bir zamanda, 108 yıl sonra Suriye’ye geri dönmüş, 12 günde Şam’ı alarak son bir ayda da Suriye’yi bütünleştirmiş ve Şeyh Dağı eteklerinde İsrail’e dayanmıştır. Bu süreç Akdeniz, Kıbrıs ve Lübnan’da da yaşanmaktadır.
Kısaca Suriye, Doğu Akdeniz, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolü; 21.yy’ın da küresel hâkimini belirleyecektir. Türkiye Yüzyılı hedefine hızla ilerleyen Rusya, Çin ve ABD arasında pratik, pragmatik ve proaktif bir dış politika takip eden, terör sorununu çözen, ruh gücü dirilmiş, Kürdleri Arap ve Acem kavşağına; Türkistan ve Arabistan’ı yanına almış bir Türkiye çok kuvvetli aday olarak görülmektedir. Bu bağlamda Menderes ve Erbakan’ın yolunda ilerleyen Erdoğan’ın Büyük Türkiye Yüzyılı yürüyüşü, İngiltere, İsrail ve ABD çetesinin İran’ı boğma savaşında daha da önem kazanmış durumdadır.
Prof. Dr. Hüseyin ŞEYHANLIOĞLU
Kütahya Dumlupınar Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı
hseyhanlioglu@gmail.com
Yorumlar2