Fahiş fiyatla mücadelede kayyum ataması çözüm olur mu? İşte cevabı ve alternatif çözüm önerileri
- GİRİŞ18.06.2026 08:49
- GÜNCELLEME18.06.2026 09:35
16.06.2026 tarihli, “Türkiye’de bir ilk: Fahiş fiyat uygulayan firmalara denetim kayyumu atandı” başlıklı yazımızda denetim kayyumunun ne anlama geldiğini ve İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesinin beyaz et ticareti yapan 13 firmaya kayyum atama kararının gerekçelerini izah etmiştik. Bu yazımızda ise fahiş fiyatla mücadelede kayyum atama tedbirinin istenilen sonucu verip veremeyeceği ve başka ne tür hukuki tedbirlerin alınması gerektiği konusunda değerlendirme yapacağız.
Kayyum atama tedbiri sorunu çözmeye elverişli bir tedbir değildir.
Türkiye’de özellikle son 6 yıldır fahiş fiyatı önlemek için uygulanan idari para cezaları ne yazık ki istenilen ölçüde etkili olmamıştır. Bu nedenle yeni tedbirlerin uygulanmasına ihtiyaç duyulduğu kuşkusuzdur. Bu kapsamda beyaz et ticareti yapan firmalara atanan denetim kayyumu tedbiri de bu amaçla alınmış bir önlemdir. Ancak kanaatimizce denetim kayyumu, kısa vadede fiyatların düşmesine katkı sağlasa da orta ve uzun vadede bu etkisini yitirecek; bilakis sektörde doğuracağı olumsuz sonuçlar nedeniyle fiyatların artmasına da neden olabilecektir.
Denetim kayyumunun atanması bir yandan şirketi işlediği bir suçtan dolayı cezalandırırken, diğer yandan orta ve uzun vadede şirkete ve piyasanın işleyişine telafisi güç bazı zararlar vermektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, kayyum atanmasından sonra uygulanması gereken yeni karar alma süreçleri nedeniyle şirket, dinamik piyasa koşullarına ayak uydurmada zorluk yaşayacaktır. Kayyumların şirketi iyi yönetememe riski nedeniyle şirketin rekabet etme gücü azalabilir. Gelecek kaygısı taşıyan şirketin nitelikli iş gücü firmadan ayrılabilmektedir. Bu durum şirketin kredi kuruluşları nezdindeki kredibilitesinin ve borçlanma kabiliyetinin düşmesine neden olur.
Kayyum yönetim veya denetimindeki bir şirketin tedarik zinciri de bozulur. Zira bu tür bir şirkete satıcılar vadeli mal vermez. Yine kayyum atanan şirketin piyasadaki "suçla ilişkili" algısı nedeniyle ticari itibarı büyük bir zarar görür ve bu durum müşteri kaybına neden olur.
Şirketin mali durumunun bozulması sonucunda çalışanlar işini kaybeder. Soruşturma sonunda şirket isnat edilen suçlardan aklansa bile şirketin eski haline gelmesi artık mümkün olamaz. Ceza soruşturması kapsamında şirketlere kayyum atanmasının serbest piyasaya ve teşebbüs hürriyetine ölçüsüz bir müdahale olup olmadığı konusu hukuken tartışılabilir ve bu konuda farklı görüşler ileri sürülebilir elbette. Ancak şu hususu da vurgulamak istiyorum ki, bu tedbirin hukuken ölçülü bir müdahale olduğu varsayılsa ve mahkemeler de bu tedbirin ölçülü bir tedbir olduğuna karar verse bile, bu uygulama piyasa aktörleri tarafından serbest piyasaya ve teşebbüs hürriyetine ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirilecektir. Söz konusu değerlendirme ve algı, mülkiyet hakkı ve hukuki güvenlik ilkesine olan güvenin zedelenmesine neden olur. Bu güven kaybı yabancı ve yerli sermayenin ülkeden kaçmasına ve ilgili sektörde arzın azalmasına yol açar. Arzın azalması sonucunda fiyatlar orta ve uzun vadede daha fazla yükselir.
Bu nedenle fahiş fiyata karşı mücadelede kanaatimce kayyum atama tedbiri yerine başka çözüm yolları ve alternatif tedbirler üzerinde durulmalıdır.
Alınması gereken alternatif tedbirleri ve çözüm yollarını şu şekilde sıralayabiliriz:
1) Tüketici boykotu daha etkin hale getirilmelidir
Fahiş fiyata karşı daha etkin mücadele etmek için öncelikle fahiş fiyat uygulayan işletmelerin piyasa koşulları içinde doğrudan tüketiciler tarafından cezalandırılmasına imkan tanıyacak mevcut yollar ve mekanizmalar geliştirilmelidir. Bu kapsamda gündeme gelecek en etkili mekanizma tüketici boykotudur. Boykot bir yandan fahiş fiyat uygulayan işletmeyi cezalandırırken, diğer yandan da serbest piyasa dengesini korur. Herkes tarafından zaten bilinen ve zaman zaman uygulanan bu tedbir, şimdiye kadar Türkiye’de istenilen etkiyi doğurmamıştır maalesef. Kanaatimizce tüketici boykotunun istenilen etkiyi göstermesi için sürdürülebilir ve sistemli bir şekilde uygulanması gerekir. Bunun için öncelikle tüketicilerin aynı mal ve hizmeti satan rakip işletmelerin mal ve hizmet fiyatlarını karşılaştırmasına imkan sağlayacak bir sistem kurulmalıdır. Özellikle bu konuda yapay zekadan yararlanılabilir. Oluşturulacak bir dijital platformda tüketici bir ürünün fiyatını sorduğunda, o ürünün satıldığı birkaç işletmenin satış fiyatını görebilmelidir. Bu kapsamda halen uygulanan bazı sistemlerin devlet eliyle daha da geliştirilerek geniş kitlelerce kullanımının yaygınlaştırılması sağlanmalıdır. Ayrıca fahiş fiyat uygulayan ve idari para cezası verilen işletme isimleri Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu ve tüketici dernekleri tarafından ilan edilmelidir. Bu konuda sosyal medya ağlarından yararlanılarak ceza alan işletmelerin isimlerinin hızlı bir şekilde geniş kitlelere yayılması sağlanabilir.
2) Üretici ile tüketici arasındaki zincir mümkün olduğunca kısaltılmalıdır
Yapılan araştırmalara göre gıda ürünlerinin fiyatının ortalama %50'si, hatta bazı ürünlerde %80'i üretici ile market arasındaki halkada oluşmaktadır. Bu zincir kısaltılırsa hem gıda fiyatları düşecek hem de üreticiler ve çiftçiler emeğinin karşılığını alacaktır. Bu kapsamda, Hal Kanunu Taslağı'nda öngörülen yeni uygulamaların başlaması için taslağın en kısa sürede yasalaşması sağlanmalıdır. Taslak, üretici örgütlerine bedelsiz yer tahsisini öngörürken, zincir marketlerin sebze ve meyvelerinin %20'sini doğrudan üreticiden veya üretici kooperatiflerinden/birliklerinden alma zorunluluğunu getirmektedir. Bu yükümlülüğe uymayan büyük perakendecilere yıllık 50 milyon TL'ye varan idari para cezaları öngörülmektedir. Ayrıca aracılık maliyetlerini düşürmek için bölgesel lisanslı depoların kurulması, bu depolardan üretici örgütlerine bedelsiz yer tahsisi yapılması ve kira, nakliye ile depolama desteğinin verilmesi de taslakta yer alan yenilikler arasında sayılabilir.
3) İdari para cezaları artırılmalı ve işletmelere kısa süreli geçici kapatma cezası uygulanmalıdır
Maalesef para cezaları düşük olduğunda işletmeler fiyatı düşürmek yerine cezayı ödemeyi göze almaktadır. Bu nedenle Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu, ilk defa fahiş fiyat uygulayan bir işletmeye cirosunun belirli bir miktarı kadar para cezası vermelidir. Fahiş fiyat artışı nedeniyle idari para cezası verilen işletme, bir yıl içinde ikinci kez fahiş fiyatla satış yaparsa para cezası iki katına çıkarılmalıdır. Bir yıl içinde üçüncü kez fahiş fiyat uygulandığının tespiti halinde ise işletmenin 6 (altı) gün süreyle geçici olarak durdurulmasına karar verilmelidir.
İşletmenin faaliyetinin geçici olarak durdurulması, suçun tekrarını anında önler. Caydırıcılık sağlayarak işletmenin kısa süre içinde hatasını anlayıp düzelterek normal faaliyetlerine devam etmesini sağlar. İşletme kısa süre içinde faaliyetine devam edeceğinden, şirketin kredi kuruluşları ve müşteriler nazarındaki itibarı kayyum tedbirine kıyasla daha az zarar görür. Kayyum tedbirinin aksine, nitelikli iş gücü firmayı terk etmez. Geçici durdurma döneminde çalışanlara ücretsiz izin vermek suretiyle süreç yönetilerek çalışanların kalıcı olarak işsiz kalmasının önüne geçilir. Sonuç olarak işletme faaliyetinin geçici olarak durdurulması, kayyum tedbirinin aksine işletmeler üzerinde, dolayısıyla ilgili piyasada kalıcı ekonomik sorunlara neden olmaz.
Nitekim 6585 sayılı Kanun'un ceza hükümlerini düzenleyen 18. maddesine ve Ek 1 hükmüne göre; bir üretici, tedarikçi veya perakende işletmenin bir takvim yılı içinde üç defa stokçuluk yaptığı tespit edilir ve bu eylemler kesinleşirse, bu işletmeye Ticaret Bakanlığı tarafından 6 güne kadar iş yeri kapatma cezası uygulanmaktadır. Stokçuluk için verilen bu cezanın fahiş fiyat için de uygulanması halinde, piyasa gerçekleriyle izah edilemeyen fahiş fiyat artışları önlenerek dürüst ve bozulmamış bir rekabet düzeni sağlanmış olacaktır.
4) İdari para cezaları yanında zarar gören tüketicilerin zararlarının kolay bir şekilde tazmin edilmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır
Fahiş fiyatla yapılan bir alım satım sözleşmesi nedeniyle tüketiciler, sözleşmenin kısmi butlanını (kısmi hükümsüzlüğünü) tespit ettirip ödedikleri fazla ücretin iadesini talep etme hakkına sahiptir. Bu konuda yazmış olduğum kapsamlı bilimsel makaleye şu linkten ulaşabilirsiniz: https://doi.org/10.34246/ahbvuhfd.1310689
Ancak ne yazık ki tüketiciler, hem hakları ve açabilecekleri davalar hakkında yeterince bilgi sahibi değildir hem de bilgi sahibi olsalar bile her bir tüketicinin uğradığı zarar küçük olduğundan kimse dava açma yoluna gitmemektedir. Tüketiciler dava açmayınca fahiş fiyat uygulayan şirketlerin elde ettiği haksız kazanç yanlarına kâr kaldığı gibi, bu durum onları fahiş fiyat uygulamaya devam etme konusunda cesaretlendirmektedir. Özellikle gıda sektöründe uygulanan fahiş fiyat sonucunda her bir müşteri küçük miktarlı zarara uğradığından, bu sektörde dava açma yoluna başvuranlar neredeyse yok denecek kadar azdır. Gıda şirketleri de bunu iyi bildikleri için fahiş fiyat nedeniyle idari para cezası almalarına rağmen, fahiş fiyattan elde ettikleri haksız kazanç idari para cezasına göre çok daha fazla olduğundan tekrar fahiş fiyat uygulamaya devam etmektedir.
Kanaatimizce bu sorunun önlenmesi için topluluk davası (grup davası) hakkında yeni düzenlemeler yapılarak aynı durumda olan tüketicilerin birlikte dava açmasına imkân tanınmalıdır. Bu imkân sağlandığında tüketiciler hem fazla ödedikleri ücreti geri alacak hem de fahiş fiyatla satış yapanlar, ödedikleri toplu yüksek tazminatlar nedeniyle fahiş fiyat ile elde ettikleri yüksek kârları iade etmiş olacaktır. Bu da bu şirketler üzerinde caydırıcı bir etki doğuracak ve tekrar fahiş fiyat uygulamaya cesaret edememelerini sağlayacaktır.
Örneğin, (A) Zincir Marketi, piyasa fiyatı 500,00 TL olan bir gıda ürününü fahiş fiyatla 800,00 TL'ye satmış olsun ve Türkiye genelinde 1 milyon tüketici bu ürünü satın almış olsun. Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu tarafından yapılan denetimler sonucunda bu zincir marketin fahiş fiyat uyguladığının tespit edilerek idari para cezasının da verilmiş olduğunu varsayalım. Acaba bu 1 milyon tüketiciden kaç kişi fazla ödediği 300,00 TL için dava açar? Kanaatimce dava açanların sayısı 100’ü geçmez. Ancak 1 milyon tüketici adına tüketici derneklerinin dava açma hakkı olsa, bu 1 milyon kişiden en az 900 bin kişi dava açmayı düşünür. Bu şekilde küçük miktarlı tazminat davalarının topluluk davası şeklinde açılmasının önü açıldığında, fahiş fiyat uygulayan şirketler üzerinde hem mali yönden olumsuz etki doğuracak hem de bu şirketler kamuoyunda itibar kaybına uğrayacaktır. Bu sonuçlar şirketler üzerinde büyük bir caydırıcılık etkisi oluşturacaktır; şirketler milyonlarca tüketicinin tazminat davası ile muhatap olmamak için fahiş fiyat uygulamaktan vazgeçeceklerdir.
Prof. Dr. Rauf Karasu
Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuklu ABD Başkanı
Yorumlar12
-
Sefa
15 dakika önce
Şikayet Et
Ulusal marketler nüfusa göre açabilmeli veya mesafe olmalı bakkal ,kasap ,manav,kırtasiye ,züccaciye ,baharatçı gibi nice ufak esnaf kalmadı bunlar yüzünden 30 metrekare dükkan ve 1 kişi çalışan yermi ucuz olur 300 metre kare 10 tane adam çalıştıran yermi ucuz olur ulusal marketler hem üreticiyi hem tüketiciyi resmen soyuyorlar ....
Beğen
Cevapla
-
Sefa
19 dakika önce
Şikayet Et
Acilen hâl ve market yasası çıkarılmalı;devlet bakkal dükkanı açmamalı üreticiden alıp 1 nci elden tuketici ile buluşturmalı, fahiş fiat ile satan market o ilçedeki şubeleri 3 gün kapatılmalı çünkü para cezasını yine tuketici ödüyor fabrikalar ambalajların üzerini satış fiyatını yazmalı ,marketler nasıl oluyorda milyon dolarlık reklam veriyorlar ,küçük esnaf ayrıcalıklı olmalı ....
Beğen
Cevapla
-
kara kartal
24 dakika önce
Şikayet Et
TEK ÇARE belediyeler eli ile devletin ZİNCİR MARKET ağı oluşturmasıdır. Bu marketlerin sayısı an itibarı ile en fazla sayıya ait olan 3 harfli marketin en az 2 katı olmalıdır.
Beğen
Cevapla
-
Dünyanın Merkezi
36 dakika önce
Şikayet Et
Ürünlere belli bir kar marjı olmalı, herkes kafasına göre fiyat belirliyor bu kadar da serbest piyasa olmaz ki, bir markete gittim (3 harfliler) 10 kğ lık deterjana 599 tl fiyat yazmışlar, başka marketten aynı ürünü (üç harfli olmayan) aynı ürünü 389 tl ye aldım. bu nasıl fiyat farkı,.
Beğen
Cevapla
-
Cihan
36 dakika önce
Şikayet Et
Güzel bir yazı olmuş. Özellikle 4 . Önlem.maddesi çok mantıklı . Toplu dava ile tüm tüketiciler korunursa iyi sonuçlar alınır
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle