SPK’dan Sonra KGK’da Denetim Krizi: Eski SPK, Yeni KGK Başkanı Kendi Dönemini Nasıl Denetleyecek?
- GİRİŞ20.10.2026 08:43
- GÜNCELLEME20.10.2026 08:43
Yukarıdaki başlıkla hazırladığım köşe yazımı Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Osman Ateşli’ye mail yoluyla gönderdikten sonra, görevden alınması gerektiğini savunduğum KGK Başkanının görevden alındığı haberini aldım. Bu karar, devlet aklının ve siyasi iradenin finansal şeffaflığı sağlama konusundaki kararlılığını net bir şekilde ortaya koymuştur.
Bu yazıyı, ilk halindeki argümanlara ve gerekçelere tek bir dokunuş dahi yapmadan aynen yayınlatmak istedim. İstedim ki, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın finansal piyasalardaki bu kanserli hücreye karşı vaktinde vurduğu neşterin ve aldığı görevden alma kararının ne kadar yerinde, ne kadar hukuki ve rasyonel bir karar olduğunu herkes tüm çıplaklığı ve teknik gerekçeleriyle okumuş olsun.
Adaletin, piyasa güveninin ve şeffaflığın tesisi için atılan bu adım, finansal sistemin geleceğine dair umutları yeniden tazelemiştir.
Görevden alma öncesi hazırladığım yazım aşağıdaki gibidir:
“Bu yazımda, bugüne kadar kamuoyunda hiç gündeme gelmeyen bir konuyu ele alarak; Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bünyesinde yaşanan denetim ve gözetim tartışmalarının ardından, kurumun eski başkanının yönetiminde bulunan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu'nda (KGK) baş gösteren ve derin bir 'kendi kendini denetleme' paradoksuna dönüşen çok ciddi bir denetim krizini izah edeceğim.
SPK denetim ve gözetimi konusunda yaşanan tartışmaların ardından, Kamu Gözetimi Kurumu'nda (KGK) da ciddi bir denetim krizi söz konusudur.
KGK, Türkiye’de bağımsız denetim standartlarını belirleyen, denetim kuruluşlarını yetkilendiren ve denetleyen üst kuruldur.
Hakkında "görevi kötüye kullanma" şüphesiyle soruşturma izni verilen eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül, hâlen KGK Başkanı olarak görev yapmaktadır.
Sermaye piyasalarında milyarlık fon vurgunları, batık portföyler ve feryat eden yatırımcılar konuşulurken skandalın en kritik halkası adeta sis perdesinin arkasına saklanıyor: Bağımsız dış denetim şirketleri.
Bu batık fonların defterlerini kim inceledi? Sahte finansal tablolara "gerçeğe uygundur" vizelerini kim bastı? Neden hiç kimse bu denetim devlerinin sorumluluğunu masaya yatırmıyor?
Cevap, Türk bürokrasisinin yapısal bir çıkmazında gizli: Denetçileri denetleyecek, gerekirse kapılarına kilit vuracak kurumun tepesinde, krizin bizzat başaktörlerinden biri oturuyor.
Yetki Var, İrade Nerede?
Türkiye’de bağımsız denetim piyasasının tek mutlak hakimi var: Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK).
2014 yılında Amme İdaresi Dergisi'nde yayımlanan makalemde, KGK’nın idari yapısını, görevlerini ve Türkiye'deki düzenleyici kurumlar arasındaki konumunu, kurumun bağımsızlık tartışmalarını ve bağımsız denetim alanındaki düzenleyici rolünü hukuki açıdan ele almıştım (Karasu, R. (2014). Yeni Bir Düzenleyici ve Denetleyici Kurum: Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, Amme İdaresi Dergisi, Mart 2014, 79-105.
Makalemde de ayrıntılı olarak izah ettiğim gibi 660 sayılı KHK ve Bağımsız Denetim Yönetmeliği, KGK’ya muazzam bir güç atfediyor. Kurum, KHK’nin 25. ve Yönetmeliğin 36. maddesi uyarınca, hiçbir ihbar ya da şikâyet beklemeksizin, resen bağımsız dış denetim şirketlerine müfettiş gönderebilir; denetim belgelerini didik didik edebilir. Eğer bir bağımsız dış denetim şirketi fon krizine göz yumduysa KHK’nin 26. ve Yönetmeliğin 40. maddesi uyarınca yetki belgesi anında iptal edilebilir, lisansı elinden alınabilir.
Mevzuat net, yetki sınırsız. Peki, KGK bu devasa fon krizinde görevini ihmal eden şirketlere karşı harekete geçiyor mu? Hayır.
Denetim Biliminin İflası: "Kendi Kendini Denetleme" Çıkmazı
KGK’nin koltuğunda bugün kim oturuyor? İbrahim Ömer Gönül. Yani o fon skandallarının patlak verdiği, bilançoların makyajlandığı dönemin Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı. Üstelik kendisi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca "görevi kötüye kullanma" suçlamasıyla yürütülen adli bir soruşturmanın muhatabı. Dahası, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından hakkında bizzat soruşturma izni verilmiş bir isim.
Şimdi mantık ve rasyonalite penceresinden bakalım:
KGK müfettişleri gidip o dönemki fonları denetleyen bağımsız dış denetim şirketine ceza keserse ne olur? Dolaylı olarak, "Evet, bu şirketler görevini yapmamış, o dönemki SPK yönetimi de piyasayı izlememiş, ağır bir gözetim zafiyeti yaşanmıştır" demiş olurlar. Yani İbrahim Ömer Gönül, KGK Başkanı sıfatıyla, kendi SPK Başkanlığı döneminin ihmallerini tescillemiş olur.
Denetim teorisinde bu paradoksa "kendi kendini denetleme tehdidi" (self-review threat) denir.
Şüphe Altında Meşruiyet Olmaz
Elbette masumiyet karinesi esastır. Yargı kararı kesinleşene kadar kimse suçlu ilan edilemez; koltuğundan zorla indirilemez. Fakat buradaki mesele salt bir ceza hukuku teknikliği değil; kamu etiği ve devlet ciddiyeti meselesidir.
Bakanlığın soruşturma izni vermesi, idari aklın "Burada yargının karara bağlaması gereken ciddi bir şüphe odağı vardır" demesidir. Hakkında bu düzeyde ağır bir isnat bulunan ve eski görev dönemine dair adli süreç işletilen bir bürokratın, o dönemin aktörlerini denetlemekle yükümlü bir üst kurulun başında kalması, finansal piyasaların kalan son güven kırıntılarını da yok etmektedir.
Son Söz
Piyasalara güven; devasa binalarla veya parlak logolarla değil, kurumların başındaki figürlerin mutlak tarafsızlığıyla inşa edilir.
Eski SPK Başkanı’nın KGK koltuğunda oturmaya devam ettiği her gün, ne fon skandallarının hesabı tam anlamıyla sorulabilir ne de bağımsız dış denetim şirketleri adil bir denetime tabi tutulabilir.”
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol