Fon krizinde dava süreleri ve usullerine ilişkin hukuki rehber: SPK'ya Karşı İdari Dava Yollarında 8 Kritik Soru, 8 Cevap!
- GİRİŞ08.11.2026 12:49
- GÜNCELLEME08.11.2026 12:49
Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) kriz öncesindeki denetim ve gözetim görevini ihmal etmesi ile yatırımcıları alacaklı yerine tasfiye kapsamında değerlendiren 17 Eylül 2026 tarihli SPK kararına karşı açılacak idari davaların usul kuralları büyük önem arz etmektedir.
Uyuşmazlık konusu hem sermaye piyasası hukukunu hem de idare hukukunu ilgilendirdiği için, bu alanlarda uzman öğretim üyeleri olarak birlikte bilimsel bir makale kaleme aldık. Makalemiz yakın zamanda bilimsel bir dergide yayımlanacaktır.
Ancak konunun güncel olması ve mağdurların yasal süreler yönünden hak kaybına uğramaması amacıyla, çalışmamızın bir özetini soru-cevap şeklinde sizlerle paylaşıyoruz.
Hazırlayanlar:
• Prof. Dr. Rauf Karasu (Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sermaye Piyasası Hukuku Öğretim Üyesi)
• Prof. Dr. Ramazan Çağlayan (Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İdare Hukuku Öğretim Üyesi)
8 KRİTİK SORU VE CEVABIN TAMAMI AŞAĞIDADIR:
1. GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME
SORU 1: 17 EYLÜL TARİHLİ SPK KARARINA KARŞI DAVA HANGİ MAHKEMEDE (DANIŞTAY MI, İDARE MAHKEMESİ Mİ) VE HANGİ ŞEHİRDE AÇILMALIDIR? YANLIŞ MAHKEMEDE DAVA AÇILMASI HAK KAYBINA YOL AÇAR MI?
Cevap: Dava açılacak mahkeme ve şehir, kararın hukuki niteliğine göre belirlenir:
• Danıştay: Karar, ülke çapında uygulanacak genel ve düzenleyici bir işlem niteliğindeyse dava, ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da açılır (2575 sayılı Kanun m. 24). Kararın çok sayıda yatırımcıyı etkilemesi, tek başına Danıştay’ı görevli kılmaz.
• İdare Mahkemesi: Karar; belirli fonlara ve mevcut somut durumlara yönelik bireysel bir işlem niteliğindeyse idare mahkemesi görevlidir (2576 sayılı Kanun m. 5).
• Kişisel Görüşümüz: Söz konusu işlem, belirli fonlara ilişkin oluşan somut soruna yönelik alınan bir karar olduğu için Danıştay’da değil, idare mahkemesinde açılmalıdır.
• Yetkili Şehir: İdare mahkemesinin görevli olması halinde genel kural uyarınca, işlemi tesis eden SPK merciinin bulunduğu yerdeki (Ankara) idare mahkemesi yetkilidir (İYUK m. 32).
• Görev ve Hak Kaybı Güvencesi: Unutulmamalıdır ki idare mahkemesinde veya Danıştayda açacağınız dava ile dava açma süreniz korunur. Mahkeme kendisini görevli görmezse dosya ilgili mahkemeye gönderilir ve herhangi bir hak kaybı oluşmaz.
Soru 2: SPK’nın kriz öncesindeki denetim ihmali nedeniyle açılacak tazminat davasında yetkili mahkeme nasıl belirlenir? Her durumda Ankara mahkemeleri mi yetkilidir?
Cevap: İdare mahkemesinin görevli olduğu ve özel bir yetki kuralının bulunmadığı durumlarda, idari işlemi yapan Sermaye Piyasası Kurulunun merkezi Ankara'da olduğundan, dava Ankara İdare Mahkemelerinde açılmak zorundadır (İYUK m. 32).
2. DAVA VE BAŞVURU SÜRELERİ
SORU 3: 17 EYLÜL KARARINA KARŞI DAVA AÇMA SÜRESİ NE KADARDIR, BU SÜRE NE ZAMAN BAŞLAR VE SON GÜN NE ZAMANDIR?
Cevap: 17 Eylül kararına karşı dava açma süresi genel olarak 60 gündür (İYUK m. 7).
• Süre Başlangıcı: 60 günlük süre, kararın SPK bülteni ile mevzuata uygun şekilde ilan edildiği 17 Eylül tarihinde başlar. Buna göre davanın en geç 16 Kasım 2026 Pazartesi günü açılması gerekir.
SORU 4: SPK’NIN KRİZ ÖNCESİ DENETİM İHMALİ NEDENİYLE TAZMİNAT DAVASI AÇMADAN ÖNCE BİR YERE BAŞVURMAK GEREKİR Mİ? BU BAŞVURUNUN VE SONRASINDA AÇILACAK DAVANIN SÜRE SINIRLARI NELERDİR?
Cevap: Evet, doğrudan dava açılamaz; önce idareye başvuru zorunluluğu vardır. SPK’nın bağımsız idari eylemsizliğinden veya hizmet kusurundan doğan zararlar için İYUK m. 13 uyarınca öncelikle SPK’ya yazılı bir tazminat başvurusu yapılmalıdır.
• Başvuru Süresi: Bu başvuru, denetim ihmalinin ve zararın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her durumda eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde yapılmalıdır.
• Dava Açma Süresi: SPK, yapılan bu başvuruya 30 gün içinde cevap vermezse talep reddedilmiş sayılır. Bu 30 günlük sürenin bittiği tarihten (veya idarenin verdiği resmi ret cevabının tebliğinden) itibaren genel dava süresi olan 60 gün içinde tam yargı davası açılmalıdır.
SORU 5: DENETİM İHMALİ İDDİASIYLA SPK’YA TAZMİNAT BAŞVURUSU YAPILMASI, 17 EYLÜL KARARINA KARŞI OLAN 60 GÜNLÜK DAVA AÇMA SÜRESİNİ DURDURUR MU?
Cevap: Hayır, kendiliğinden durdurmaz. Kriz öncesi bağımsız denetim ihmali nedeniyle yapılan İYUK m. 13 kapsamındaki tazminat başvurusu ile 17 Eylül idari işlemine karşı açılacak davanın süreleri hukuken ayrı değerlendirilir. İşlemin kaldırılması veya değiştirilmesi amacıyla İYUK m. 11 kapsamında yapılan başvuruların süreye etkisi farklıdır; bu nedenle iki ayrı süreç birbiriyle karıştırılmamalıdır.
SORU 6: 17 EYLÜL KARARINA HER YATIRIMCININ İPTAL DAVASI AÇMASINA GEREK VAR MI? BİR VEYA BİRDEN FAZLA YATIRIMCININ AÇTIĞI DAVA SONUCUNDA VERİLEN İPTAL KARARINDAN DAVA AÇMAYAN DİĞER YATIRIMCILAR YARARLANABİLİR Mİ? DOLAYISIYLA İPTAL DAVASI AÇMAYAN KİŞİLER DE TAM YARGI DAVASI AÇABİLİR Mİ?
Cevap: İdari yargı hukukunda iptal kararları geriye yürür ve objektif (herkes için geçerli) sonuçlar doğurur.
• İptal Kararından Yararlanma: Bir veya birden fazla yatırımcının açtığı dava sonucunda 17 Eylül kararı mahkemece iptal edilirse, bu karar hukuk aleminden tamamen silinir. Dolayısıyla dava açmayan diğer yatırımcılar da bu iptal kararının sonuçlarından yararlanabilir; Kurulun kararı hiç alınmamış gibi hukuki durumları eski haline döner. Bu yönüyle her yatırımcının mutlaka ayrı bir iptal davası açması şart değildir.
• İptal Davası Açmayanın Tam Yargı (Tazminat) Hakkı: Evet, iptal davası açmayan kişiler de tam yargı davası açabilir. İYUK m. 12 uyarınca, bir idari işlem nedeniyle hakları ihlal edilenler, bu işlemin iptali davası başka bir yatırımcı tarafından açılıp iptal kararı verildikten sonra, bu kararın kendilerine tebliğ veya ilanı tarihinden itibaren 60 gün içinde doğrudan tam yargı davası açma hakkına kavuşurlar. Ancak başkasının açtığı davanın reddedilme ihtimali veya dava sürecinin uzun yıllar alabileceği riski göz önünde bulundurulmalıdır. Risk almamak adına her yatırımcının kendi yasal süresi içinde iptal ve tazminat taleplerini ileri sürmesi en güvenli yoldur.
3. TALEPLERİN BİRLİKTE İLERİ SÜRÜLMESİ VE DAVA STRATEJİLERİ
SORU 7: 17 EYLÜL KARARININ İPTALİ İLE BU KARARDAN DOĞAN TAZMİNAT TALEBİNİ AYNI DAVADA İSTEYEBİLİR MİYİM? İPTAL İSTEMEDEN SADECE TAZMİNAT VEYA ÖNCE İPTAL SONRA TAZMİNAT DAVASI AÇMAK MÜMKÜN MÜDÜR?
Cevap: Evet, İYUK m. 12 uyarınca her üç yöntem de hukuken mümkündür:
• Birlikte Açma: 17 Eylül kararının iptali ile bu karardan doğan tazminat talebi aynı dilekçeyle birlikte ileri sürülebilir. Bu durum mahkemeyi kendiliğinden Danıştay yapmaz, görev kuralları yine işlemin niteliğine göre belirlenir.
• Sadece Tazminat: İptal davası açılmadan, doğrudan ve sadece idari işlemden doğan zararlar için tam yargı davası açılabilir.
• Önce İptal Sonra Tazminat: Önce iptal davası açılıp, bu davanın kesinleşmesinden veya kanunda belirtilen aşamalardan sonra süresi içinde ayrı bir tazminat davası açılması da mümkündür.
SORU 8: 17 EYLÜL KARARINA KARŞI AÇACAĞIM DAVA İLE KRİZ ÖNCESİ DENETİM İHMALİ TALEBİMİ AYNI DİLEKÇEDE BİRLEŞTİREBİLİR MİYİM? DENETİM VE GÖZETİM İHMALİNİ (HİZMET KUSUR) İŞLEM DAVASINDA HİÇ ANLATAMAZ MIYIM?
Cevap: Bu iki talebin aynı dilekçede birleştirilmesine her durum için kesin olarak "evet" denilemez. Çünkü denetim ihmali için İYUK m. 13 uyarınca zorunlu bir ön başvuru şartı bulunurken, idari işlem davası doğrudan açılabilmektedir. Ancak 17 Eylül kararının iptali talebiyle açılacak davada, idarenin kriz öncesindeki denetim eksiklikleri ve ihmalleri, işlemin hukuka aykırılığını ortaya koymak adına kusur ve gerekçe unsurları bağlamında mahkemeye anlatılabilir.
Özellikle, 17 Eylül kararına karşı iptal ve tazminat isteminde bulunulması, bağımsız denetim ihmali için gerekli olabilecek İYUK m.13 başvurusunun yerini kendiliğinden tutmaz. İhtiyatlı yaklaşım, işlem davasının süresini korurken bağımsız ihmal için ayrıca SPK’ya başvurmaktır.
Faydalı olması dileğiyle. Hak kayıplarının önüne geçmek adına bu önemli rehberi çevrenizle paylaşarak fon mağdurlarına destek olabilirsiniz.
#FonKrizi #SPK #İdareHukuku #SermayePiyasası #YatırımcıHakları #HukukRehberi
2026 EYLÜL FON KRİZİ BAĞLAMINDA SERMAYE PİYASASI KURULU’NA KARŞI AÇILACAK DAVALAR: GÖREV, YETKİ VE SÜRE REJİMİ
Öz
Eylül 2026 fon krizi, satış emri verilmiş ancak takası kesinleşmemiş fon paylarına ilişkin idari işlemler ile Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) kriz öncesindeki denetim ve gözetim görevleri bakımından idari yargı yollarının değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bu makale, 17 Eylül 2026 tarihli olduğu belirtilen Kurul kararına karşı açılabilecek iptal ve tam yargı davaları ile bağımsız denetim ve gözetim yükümlülüğünün ihlali iddiasına dayanan tazminat taleplerini usul bakımından incelemektedir.
Çalışmada görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi, dava açma ve idari başvuru süreleri, İYUK’un 12. ve 13. maddeleri arasındaki ayrım ve taleplerin birlikte ileri sürülmesi ele alınmaktadır. Sonuç olarak, yatırımcıların hak arama stratejisinin ortak bir tarih ve mahkemeye göre değil; işlemin niteliği ile her yatırımcının bildirim, başvuru ve zarar durumuna göre belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Anahtar kelimeler: Fon krizi, Sermaye Piyasası Kurulu, idari yargı, tam yargı davası, denetim ihmali, dava açma süresi.
Abstract
The September 2026 fund crisis calls for an assessment of administrative judicial remedies concerning fund units for which redemption orders were placed but settlement had not become final, as well as the Capital Markets Board’s supervisory and oversight duties before the crisis. This article examines the procedural aspects of annulment and compensation actions concerning the Board decision reportedly dated 17 September 2026 and compensation claims based on independent allegations of supervisory failure. It addresses the determination of the competent court, time limits for judicial proceedings and administrative applications, the distinction between Articles 12 and 13 of the Administrative Procedure Law, and the joinder of claims. The article concludes that investors’ litigation strategies should be determined not by reference to a single date or court, but according to the nature of the administrative act and each investor’s notification, application and loss.
Keywords: Fund crisis, Capital Markets Board, administrative proceedings, compensation action, supervisory failure, time limit for filing an action.
Giriş
Eylül 2026’da yaşanan fon krizi, yatırımcıların satış emirlerinin hukuki sonuçları ve Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) gözetim sorumluluğu bakımından iki ayrı tartışmayı gündeme getirmektedir. Bunlardan ilki, 17 Eylül 2026 tarihli Kurul kararının yatırımcıların mevcut haklarını hukuka aykırı biçimde etkileyip etkilemediğidir. İkincisi ise kriz öncesinde yerine getirilmediği ileri sürülen denetim ve gözetim görevlerinin yatırımcı zararına yol açıp açmadığıdır.
Bu iki sorun birbiriyle ilişkili olsa da aynı dava sebebine indirgenmemelidir. Somut Kurul kararına karşı başvurulacak yol ile karardan bağımsız bir denetim ihmali nedeniyle istenecek tazminatın tabi olduğu usul ve süreler farklılık gösterebilir.
Bu nedenle bütün yatırımcıların aynı tarihe kadar, aynı mahkemede ve tek dilekçeyle dava açması gerektiğini söylemek isabetli değildir. Daha güvenli yaklaşım; işlemin niteliğini, her yatırımcının emir ve bildirim durumunu, zararın kaynağını ve başvuru sürelerini ayrı ayrı belirlemektir.
I. Krizde Birbirinden Ayrılması Gereken İki Hukuki Sorun
Dosya özetine göre, SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli kararı, satış emri verilmiş ancak takası tamamlanmamış fon paylarının tasfiye sürecindeki durumunu etkilemiştir. Bu anlatım doğrulanırsa, yatırımcılar bakımından iki farklı sorumluluk iddiası ortaya çıkabilir.
İlk iddia, Kurul kararının kendisinden doğan zararlarla ilgilidir. Örneğin yatırımcı, kararın önceden doğmuş bir hakkı geriye etkili olarak zayıflattığını, tahsil sırasını değiştirdiğini veya kanuni yetki sınırlarını aştığını ileri sürebilir.
İkinci iddia ise karardan bağımsız denetim ve gözetim ihmallerine dayanabilir. İhbarların değerlendirilmemesi, bilinen mevzuat ihlallerine karşı tedbir alınmaması veya belirli bir riskin zamanında denetlenmemesi bu kapsamda tartışılabilir. Ancak bu iddiaların somut belgelerle desteklenmesi ve iddia edilen ihmal ile zarar arasındaki ilişkinin kurulması gerekir.
Geçmişteki denetim eksiklikleri, Kurul kararının hukuka aykırılığını açıklayan olgular olarak işlem davasında kullanılabilir. Buna karşılık, bu eksikliklerden bağımsız bir zararın tazmini isteniyorsa, istemin kendi başvuru ve süre koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.
II. Görevli Mahkeme: Çok Sayıda Yatırımcının Etkilenmesi Yeterli Midir?
Bir kurul kararının çok sayıda fonu veya yatırımcıyı etkilemesi, tek başına davanın ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da açılmasını gerektirmez. Görev değerlendirmesinde, kararın yalnızca etki alanı değil, hukuki niteliği ve içeriği belirleyicidir.
Ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemler bakımından, işlemin genel, soyut ve norm koyucu özellik taşıyıp taşımadığı incelenmelidir. Buna karşılık belirli fonlara, mevcut emirlere veya belirli bir kriz sürecine yönelik somut bir tedbir, çok sayıda kişiyi etkilese de düzenleyici işlem niteliğinde olmayabilir.
Danıştay 13. Dairesinin 10.03.2022 tarihli, E.2022/806, K.2022/958 sayılı kararında, bir sermaye artırımı onayı başvurusuna ilişkin uyuşmazlığın Danıştay’ın ilk derece görevine girmediği ve Ankara İdare Mahkemesinde çözümlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Danıştay 13. Dairesinin 27.12.2023 tarihli, E.2023/3722, K.2023/6328 sayılı kararında ise belirli elektrik üretim projelerine ilişkin süreçlerin durdurulması yönündeki Kurul kararı düzenleyici işlem olarak nitelendirilmemiştir. Fon krizine doğrudan ilişkin olmayan bu karar, geniş bir proje grubunu etkileyen idari işlemin niteliği bakımından kıyasen değerlendirilebilir.
Somut olayda SPK kararı, yalnızca belirlenebilir fonlara ve mevcut emirlere yönelik olup, gelecekteki benzer olaylara uygulanacak genel bir kural koymamaktadır.
III. Dava Süresi: “16 Kasım” Tarihine Neden İhtiyatla Yaklaşılmalı?
Kurul kararının alındığı tarih ile dava açma süresinin başladığı tarih aynı olmak zorunda değildir. İşlemin niteliğine göre yazılı bildirim, gerekli ilan veya sonraki uygulama işlemleri önem taşıyabilir. Bu nedenle her yatırımcı için karar tarihi, yayımlanma tarihi, bildirim tarihi ve varsa bireysel uygulama tarihi birbirinden ayrılmalıdır.
Somut olayda süreyi başlatan geçerli bildirim veya ilan 17 Eylül 2026’da gerçekleşmiş olup uygulanacak 60 günlük sürenin sonu 16 Kasım 2026 Pazartesi gününü göstermektedir.
Bununla birlikte 16 Kasım da herkes için kesin son gün değildir. Başlangıç tarihi, varsa özel süre, süreye etkili başvurular ve diğer usuli koşullar yatırımcı bazında doğrulanmalıdır. İhtiyatlı yaklaşım, 17 Eylül’ün başlangıç sayılması ihtimalini göz ardı etmeden bildirim ve ilan belgelerini gecikmeden incelemektir.
IV. İptal ve Tam Yargı Davaları
İdari işlem nedeniyle hakkı ihlal edilen kişi bakımından İYUK m.12, olayın koşullarına göre farklı yollar öngörmektedir. İşleme karşı iptal ve tam yargı taleplerinin birlikte ileri sürülmesi mümkün olabileceği gibi, doğrudan tam yargı davası veya önce iptal davası açılarak daha sonra kanundaki koşullarla tazminat istenmesi de değerlendirilebilir.
Bu seçimlik yollar, Danıştay 8. Dairesinin 10.11.2022 tarihli, E.2018/5626, K.2022/6403 sayılı kararında da açıklanmıştır. Daire, işlem nedeniyle haklarının ihlal edildiğini ileri süren kişinin doğrudan tam yargı davası açabileceğini; iptal ve tam yargı davalarını birlikte veya kanundaki koşullarla sırasıyla açabileceğini belirtmiştir. Personel sözleşmesinin feshine ilişkin bu karar, fon krizine kıyasen değerlendirilebilir (Danıştay 8. Daire, E.2018/5626, K.2022/6403).
Bu nedenle, her yatırımcı için iptal ve tazminat taleplerinin mutlaka aynı dilekçede ileri sürülmesi gerektiği söylenemez. Hangi yolun seçileceği özellikle şu sorulara bağlıdır:
• İşlemin ortadan kaldırılması yatırımcı açısından hangi sonucu sağlayacaktır?
• İşlemden kaynaklandığı ileri sürülen zarar gerçekleşmiş midir?
• Zararın miktarı hangi ölçüde belirlenebilmektedir?
• Bildirim ve dava süresi bakımından hangi tarihler söz konusudur?
• İleri sürülecek diğer zararlar aynı işlemden mi, yoksa bağımsız bir idari davranıştan mı kaynaklanmaktadır?
İptal istemiyle birlikte tazminat istenmesi, görevli mahkemeyi kendiliğinden değiştirmez. Aynı şekilde, farklı kaynaklardan doğan bütün zararların tek dilekçede ve aynı usul koşullarıyla ileri sürülebileceği de varsayılmamalıdır.
V. Bağımsız Denetim ve Gözetim İhmali ve Sermaye Piyasası Kurulu’na Başvuru
Kriz öncesindeki gözetim ve denetim eksikliklerinden bağımsız bir zarar doğduğu ileri sürülüyorsa, bu istemin idari eylem veya eylemsizlik kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği önem taşır. Böyle bir durumda İYUK m.13 kapsamındaki idari başvuru koşulları ayrıca ele alınmalıdır.
İşleme karşı iptal veya tam yargı davası açılması, bağımsız eylem zararları için gerekli olabilecek ön başvuruyu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İstemlerin aynı olaylar zincirine dayanması da tek başına bütün usul koşullarını birleştirmez.
Bu bakımdan ihtiyatlı strateji, işleme karşı dava hakkını korurken bağımsız denetim ihmali iddiası için SPK’ya ayrıca ve açık bir tazminat başvurusu yapılmasını değerlendirmektir. Böyle bir başvuruda mümkün olduğunca:
• İhmal edildiği ileri sürülen görev veya tedbir;
• İdarenin riskten ne zaman ve nasıl haberdar olduğu;
• Yatırımcının zarar doğuran olguları öğrenme zamanı;
• Zarar kalemleri ve talep edilen tutar;
• İhmal ile zarar arasındaki nedensellik ilişkisi
açıklanmalıdır.
Bilgi edinme talebi ile tazminat başvurusunun amacı farklıdır. Bu nedenle yalnızca bilgi istenmiş olması, mutlaka açık bir tazminat isteminde bulunulduğu anlamına gelmez.
İdari eylemden doğan zararlar bakımından bir yıllık başvuru süresinin başlangıcı, zarar ve eylemin öğrenilmesine ilişkin somut olgulara göre değerlendirilir; beş yıllık üst sınır da göz önünde bulundurulur.
VI. İptal Davası Açılmaması İşleme Rıza Anlamına Gelir Mi?
İptal davası açılmaması, tek başına yatırımcının işlemi hukuka uygun bulduğu veya işleme rıza gösterdiği anlamına gelmez. Bir işlemin hukuka uygunluk karinesinden yararlanması, dava süresinin dolması ve işlemin yargısal olarak hukuka uygun bulunması birbirinden farklı durumlardır.
İYUK m.12’nin doğrudan tam yargı davasına da imkân tanıması karşısında, iptal davası açılmamış olması her durumda tazminat incelemesini engellemez. Aynı şekilde, yalnızca iptal davası açılmadığı gerekçesiyle zarar ile idari davranış arasındaki illiyet bağının otomatik olarak kesildiği de söylenemez.
Nitekim Danıştay 8. Dairesinin 10.11.2022 tarihli, E.2018/5626, K.2022/6403 sayılı kararında, fesih işlemine karşı süresinde iptal davası açılmamış olmasının, süresinde açılmış tam yargı davasının esasının incelenmesini engellemediği kabul edilmiştir. Karar farklı bir uyuşmazlığa ilişkin olduğundan fon krizinde olay farkı gözetilerek değerlendirilmelidir (Danıştay 8. Daire, E.2018/5626, K.2022/6403).
VII. Sermaye Piyasası Kurulu’nun Gözetim ve Denetim Sorumluluğu: Krizin Yaşanması Tek Başına Yeterli Değildir
SPK’nın sermaye piyasasını düzenleme ve denetleme görevleri bulunması, yatırımcıların her piyasa kaybından otomatik olarak sorumlu olduğu anlamına gelmez. Kurum, yatırımın anaparasını veya getirisini genel olarak garanti eden bir yapı değildir.
Bu nedenle normal piyasa riski ile somut bir denetim kusurundan doğduğu ileri sürülen zarar ayrılmalıdır. Sorumluluk iddiasında şu sorular önem taşır:
1. SPK’nın somut olayda yerine getirmesi gereken belirli bir görevi veya alabileceği bir tedbir var mıydı?
2. Risk veya mevzuat ihlali idare tarafından biliniyor ya da bilinebilir durumda mıydı?
3. İleri sürülen müdahale zamanında yapılsaydı zarar önlenebilir veya azaltılabilir miydi?
4. Talep edilen kaybın ne kadarı bu ihmale, ne kadarı piyasa koşullarına veya başka nedenlere bağlanabilir?
Danıştay 13. Dairesinin 23.10.2024 tarihli, E.2020/1282, K.2024/4244 sayılı kararı, kaldıraçlı piyasa işlemlerinden doğan kayıp ile SPK’ya yöneltilen denetim ihmali iddiası arasındaki nedenselliği ele almaktadır. İncelenen olayda, zararın işlemlerin bilinen riskinden kaynaklandığı ve idarenin eylemleriyle uygun illiyet bağı kurulamadığı gerekçesiyle verilen ret kararı onanmıştır. Karar aynı fon tasfiyesine ilişkin değildir; piyasa kaybı ile idari davranış arasındaki bağın ayrıca incelenmesi bakımından kıyasen önem taşır (Danıştay 13. Daire, E.2020/1282, K.2024/4244).
Burada belirleyici olan, soyut olarak “kriz yaşandığı” değil; somut görev, ihlal, zarar ve uygun illiyet bağının ortaya konulabilmesidir.
VIII. TASFİYE SÜRERKEN ZARAR NASIL TALEP EDİLEBİLİR?
Tasfiyenin devam etmesi, her durumda zararın henüz doğmadığı anlamına gelmez. Ancak zararın varlığının belirsiz olması ile doğmuş zararın miktarının henüz tam hesaplanamaması birbirinden farklıdır.
Örneğin nihai tasfiye tahsilatı bilinmediğinden anapara kaybının tamamı henüz kesinleşmemiş olabilir. Buna karşılık, koşulları ve ispatı ayrıca değerlendirilmek üzere, gerçekleşmiş bir ödeme gecikmesi, belgeli finansman gideri veya belirli bir işlemden kaynaklanan kayıp daha önce ortaya çıkmış olabilir.
Danıştay 10. Dairesinin 04.12.1997 tarihli, E.1994/3467, K.1997/5311 sayılı kararında, banka üzerindeki denetim görevinin zamanında yerine getirilmemesi hizmet kusuru olarak değerlendirilmiş; ancak banka tasfiyesi sonuçlanmadığından ve davacının gerçek zararı o aşamada miktar olarak ortaya çıkmadığından maddi tazminata hükmedilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Karar yatırım fonuna değil banka tasfiyesine ilişkindir; bu nedenle nihai kaybın belirsizliği riskini göstermek bakımından kıyasen kullanılmalı, tasfiye bitmeden hiçbir zarar kaleminin istenemeyeceği şeklinde genelleştirilmemelidir (Danıştay 10. Daire, E.1994/3467, K.1997/5311).
Yatırımcı zararını tek bir toplamdan ibaret görmek yerine, mümkün olduğunca şu kalemlere ayırmalıdır:
• İşlem veya ödeme gecikmesinden doğduğu ileri sürülen zarar;
• Belgeli finansman ve işlem giderleri;
• Fon varlıklarındaki piyasa değer kaybı;
• Tasfiye sonucunda ortaya çıkabilecek nihai tahsilat açığı.
Her kalem bakımından zararın gerçekleşip gerçekleşmediği, miktarı ve iddia edilen idari davranışla ilişkisi ayrıca gösterilmelidir. Tasfiye veya diğer sorumlulardan yapılan tahsilatlar da mükerrer giderimi önlemek için hesaba katılmalıdır.
Düşük bir tutarla dava açılması, henüz gerçekleşmemiş zararı gerçekleşmiş hâle getirmez. Başlangıçta talep edilecek tutarın gerekçelendirilmesi ve sonradan artırılmasının usulü ayrıca değerlendirilmelidir. Zararın henüz olgunlaşmadığı durumlarda, koşulları ve süreleri gözetilerek önce iptal davası açılması ve daha sonra tam yargı yolunun değerlendirilmesi de seçenekler arasındadır.
IX. Yatırımcılar İçin Koordineli Hareket Planı
Fon krizine ilişkin hukuki strateji, tek bir dilekçeye veya bütün yatırımcılar için ortak bir son güne indirgenmemelidir. Daha sağlam bir hazırlık için şu adımlar izlenmelidir:
1. Kurul kararı ve ekleri temin edilmelidir. Kararın kapsamı, hukuki dayanağı, yayımlanması ve yatırımcıya bildirimi incelenmelidir.
2. Her yatırımcı için ayrı işlem çizelgesi oluşturulmalıdır. Emir, fiyatlama, gerçekleşme, takas ve ödeme aşamaları belgelenmelidir.
3. Süreler yatırımcı bazında değerlendirilmelidir. Özellikle 17 Eylül’ün geçerli başlangıç sayılması ihtimali bakımından 16 Kasım hesabı gecikmeden kontrol edilmelidir.
4. Görevli mahkeme işlem içeriğine göre belirlenmelidir. Kararın çok sayıda kişiyi etkilemesi tek başına yeterli ölçüt kabul edilmemelidir.
5. İşlemden ve bağımsız ihmallerden doğan zararlar ayrılmalıdır. Her istemin dayanağı, başvuru koşulu ve süresi ayrı gösterilmelidir.
6. Bağımsız denetim ihmali iddiası için açık tazminat başvurusu değerlendirilmelidir. İşleme karşı dava hakkı, bu başvurunun sonucu beklenirken gözden kaçırılmamalıdır.
7. Zarar hesabı belgelendirilmelidir. Gerçekleşmiş giderler, piyasa kaybı ve nihai tasfiye açığı birbirine karıştırılmamalıdır.
8. Birden fazla yatırımcının birlikte hareket etmesi ayrıca incelenmelidir. Ortak bir hukuki sorun bulunması, emir, bildirim ve zarar durumlarının da aynı olduğu anlamına gelmez.
Yürütmenin durdurulması istenecekse, talep somut hukuka aykırılık ve telafisi güç zarar olgularına dayandırılmalı; böyle bir kararın kendiliğinden yatırımcıya ödeme sağlayacağı varsayılmamalıdır.
Sonuç
Eylül fon krizinde etkili bir hukuki yol haritası, iki katmanlı fakat koordineli bir yaklaşım gerektirir: Somut kurul kararına karşı hakların korunması ve bağımsız denetim ihmallerinden doğduğu ileri sürülen zararların ayrıca değerlendirilmesi.
Bu yaklaşımın başarısı, tek bir mahkeme veya tarihin bütün yatırımcılara uygulanmasına değil; kararın gerçek niteliğinin, her emrin ulaştığı aşamanın, bildirim tarihlerinin ve gerçekleşmiş zararın ayrı ayrı ortaya konulmasına bağlıdır. İptal davası açılmaması kendiliğinden işleme rıza anlamına gelmez; ancak her tazminat isteminin kendi usul ve süre koşulları korunmalıdır.
Sonuç olarak, yatırımcıların ortak hukuki sorunları birlikte ele alınabilir. Buna karşılık dava stratejisi, her yatırımcının belge ve zarar durumuna göre kurulmalıdır.
Makalede yer verilen EMSAL KARARLAR
1. Danıştay 13. Daire, E.2022/806, K.2022/958, 10.03.2022 【2】
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2022/806 E. , 2022/958 K. "İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2022/806
Karar No : 2022/958
DAVACI : …
DAVALI : … Kurulu
DAVANIN KONUSU : … Holding'in … Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. ile ilgili olarak 29/12/2021 tarihinde Sermaye Piyasası Kurulu (Kurul)'na bildirmiş olduğu bedelli sermaye onayı başvurusunun iptali istenilmektedir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'UN DÜŞÜNCESİ : Davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dava dilekçesi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY :
Davacı tarafından, … Holding'in … Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. ile ilgili olarak 29/12/2021 tarihinde Kurul'a bildirmiş olduğu bedelli sermaye onayı başvurusunun iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş "genel görevli" mahkemeler olduğu; 5. maddesinde, idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay'da çözümlenecek olanlar dışındaki davaları çözümleyeceği kuralına yer verilmiş; 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24/1-c maddesinde, "Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere" karşı açılacak idarî davaların ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'ca karara bağlanacağı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14/3-a maddesinde, dilekçelerin görev ve yetki yönünden inceleneceği; 15/1-a maddesinde, 14. maddenin 3/a bendine göre adlî yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine, idarî yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verileceği; 32. maddesinin 1. fıkrasında ise, göreve ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla bu Kanun'da veya özel kanunlarda yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması hâlinde, yetkili idare mahkemesinin, dava konusu olan idarî işlemi veya idarî sözleşmeyi yapan idarî merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi olduğu kurala bağlanmıştır.
Bu itibarla, … Holding'in … Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. ile ilgili olarak 29/12/2021 tarihinde Kurul'a bildirmiş olduğu bedelli sermaye onayı başvurusunun iptali istemiyle açılan davanın, 2575 sayılı Kanun'un 24. maddesinde sayma suretiyle belirlenen ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'ca karara bağlanacak davalar kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından, uyuşmazlığın, işlemi tesis eden idarî merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesi'nce çözümlenmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
- DAVANIN GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE,
- Dosyanın Ankara İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine,
10/03/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2. Danıştay 13. Daire, E.2023/3722, K.2023/6328, 27.12.2023 【7】
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2023/3722 E. , 2023/6328 K. "İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/3722
Karar No : 2023/6328
DAVACI : … Ambalaj Ürünleri A.Ş.
VEKİLİ: Av. …
DAVALI : … Kurumu
DAVANIN KONUSU : Davacı şirket tarafından, Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği uyarınca Adıyaman ve Kahramanmaraş illerinde kurulması planlanan ve bu kapsamda 02/03/2023 tarihinden itibaren bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu düzenlenen projeler ile ilgili ... Elektrik Dağıtım A.Ş. (...) tarafından yürütülen tüm işlemlerin durdurulmasına ve söz konusu projeler ile ilgili proje onay ve kabul süreçlerine ilişkin işlemlerin de durdurulması için ilgili ana hizmet birimince Bakanlık tarafından yetkilendirilen kurum ve kuruluşlara gerekli bildirimlerin yapılmasına dair … tarih ve … sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmektedir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ : 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'ın karara bağlayacağı uyuşmazlıklardan olmayan davanın görev yönünden reddine karar verilerek dosyanın görevli ve yetkili Ankara İdare Mahkemesi'ne gönderilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dava dilekçesi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
...'ın dağıtım bölgesinde dağıtım seviyesinden yapılan depolamalı üretim tesislerine ilişkin ön lisans başvuruları hakkında yeniden bağlantı görüşü oluşturulmasına karar verilmesi sebebiyle; Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği uyarınca Adıyaman ve Kahramanmaraş illerinde kurulması planlanan ve bu kapsamda 02/03/2023 tarihinden itibaren bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu düzenlenen projeler ile ilgili ... tarafından yürütülen tüm işlemlerin durdurulmasına ve söz konusu projeler ile ilgili proje onay ve kabul süreçlerine ilişkin işlemlerin de durdurulması için ilgili ana hizmet birimince Bakanlık tarafından yetkilendirilen kurum ve kuruluşlara gerekli bildirimlerin yapılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Kurul kararının alındığı, davacı tarafından Kahramanmaraş ili, Afşin ilçesinde devam eden yatırımlarının söz konusu işlem nedeniyle durdurulduğundan bahisle anılan işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı görülmektedir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinde, ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görülecek davalar sayılarak, yalnızca bu davaların ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'ca karara bağlanacağı; 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş "genel görevli" mahkemeler olduğu; 5. maddesinde, idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay'da çözümlenecek olanlar dışındaki davaları çözümleyeceği; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14/3-(a) maddesinde, dilekçelerin görev ve yetki yönünden inceleneceği; 15/1-(a) maddesinde, 14. maddenin 3. fıkrasının (a) bendine göre adlî yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine, idarî yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verileceği; 32. maddesinin 1. fıkrasında, göreve ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, bu Kanun'da veya özel kanunlarda yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması hâlinde, yetkili idare mahkemesinin, dava konusu olan idarî işlemi veya idarî sözleşmeyi yapan idarî merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi olduğu kurala bağlanmıştır.
Düzenli hâle koymak, düzen vermek olarak tanımlanan düzenleme, kamu hukukunda kural koyma ile eşanlamlıdır. Kural ise, hukukta sürekli, soyut ve objektif, genel durumları belirleyen bir içeriğe sahiptir. Yasama organının yasama tasarrufları dışında idare, Anayasa ve yasal düzenlemelerden aldığı yetki ile kural koyma, düzenleme yapma yetkisine sahiptir. Düzenleme yetkisini kullanarak yönetmelik, genelge gibi düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin düzenleyici nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, söz konusu işlemin sürekli, soyut, gayrî şahsî (objektif), genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermesi, başka bir anlatımla, belirtilen nitelikte kurallar koymuş olması gerekir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından Kahramanmaraş ili, Afşin ilçesinde devam eden yatırımlarının, bu ilde kurulması planlanan ve bu kapsamda 02/03/2023 tarihinden itibaren bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu düzenlenen projeler ile ilgili ... tarafından yürütülen tüm işlemlerin durdurulmasına ilişkin dava konusu işlem nedeniyle durdurulduğundan bahisle bakılan davanın açıldığı, anılan işlemin yukarıda açıklanan nitelikte bir düzenleyici işlem olmadığı gibi, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinde sayma suretiyle belirlenen Danıştay'ın ilk derece olarak bakacağı diğer davalar kapsamında da değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, 09/11/2023 tarih ve 12175 sayılı Kurul kararının iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde, dava konusu işlemi tesis eden idarî merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi olan ... İdare Mahkemesi'nin görevli ve yetkili olduğu sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
- DAVANIN GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE,
- Dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine,
27/12/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Danıştay 8. Daire, E.2018/5626, K.2022/6403, 10.11.2022
【yeni: Danıştay 8. Daire, E.2018/5626, K.2022/6403】
Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2018/5626 E. , 2022/6403 K. "İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/5626
Karar No : 2022/6403
Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı) : ...
Vekili : Av. ...
Karşı Taraf (Davalı) : ... Odası Başkanlığı
Vekili : Av. ...
İstemin Özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı Kanunun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmuştur.
Danıştay Tetkik Hakimi : ...
Düşüncesi : Hukuka aykırı olduğu anlaşılan İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dava; ... Odası Başkanlığında, sözleşmeli memur olarak, Genel Sekreter vekili kadrosunda görev yapan davacının, iş sözleşmesinin feshedilmesine ve 05.07.2012- 21.02.2015 tarihleri arasında aldığı vekalet ücretinin iadesinin istenilmesine ilişkin ... Odası Meclisinin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali ve göreve son vermeden itibaren mahrum kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince; Dairemizin 31.05.2016 tarih ve E:2016/3784, K:2016/6034 sayılı kısmen onama, kısmen bozma kararının; bozma kısmına uyularak, mahkeme kararının, davacının görevine son verilmesine ilişkin meclis kararı yönünden davanın süre aşımı nedeniyle reddi ilişkin kısmının onanarak kesinleştiği anlaşıldığından, meclis kararının esası yönünden değerlendirme yapma olanağının bulunmadığı; davacının yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemi yönünden; parasal hak istemine dayanak idari işlemin süresinde dava konusu yapılmayarak kesinleşmiş olması nedeniyle, hukuka uygunluk karinesinden istifade eden idari işleme bağlı parasal hak isteminin karşılanmasına olanak bulunmadığından, istemin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun ''İptal ve tam yargı davaları'' başlığını taşıyan 12. maddesinde; ''İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.'' kuralı yer almıştır.
2577 sayılı Kanunun yukarıda aktarılan 12. maddesi, idari işlem dolayısıyla hakları ihlal edilen kişilere seçimlik bir hak tanımış olup; kişiler bu Kanun maddesi uyarınca; haklarını ihlal eden idari işlemlerin iptali isteminde bulunmadan, doğrudan doğruya sadece tam yargı davası açabilecekleri gibi iptal ve tam yargı davasını birlikte açmaları, iptal davası sonrası tam yargı davası açmaları ya da işlemin icrası sebebiyle tam yargı davası açmaları mümkündür.
Kişilerin haklarını ihlal eden işlem nedeniyle doğrudan doğruya tam yargı davası açmaları durumunda, idari işlemin, uğranıldığı ileri sürülen zarara yol açıcı nitelikte olması gerektiği gibi uğranılan zarar ile illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Burada kişinin amacı, idari işlemin iptal edilmesi değil, işlem nedeniyle uğradığı zararın giderilmesidir. Kişi iptal davası açmadan, hatta idareye başvurmadan, hakkını ihlal eden işlem nedeniyle tam yargı davası açabilmektedir. Bu çerçevede açılan davada; idari yargı merci tarafından, kişinin bir hakkının bulunup bulunmadığı ve idari işlem nedeniyle bu hakkının ihlal edilip edilmediği yönünde değerlendirme yapılmalıdır.
Uyuşmazlıkta; davacının, ... Odası Yönetim Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla sözleşmeli memur olarak, Genel Sekreter vekili kadrosunda görev yapmasına ve uygun diğer görevlerde çalıştırılabilmesine karar verilmiş olup, davacı ile davalı İdare arasında, 15.06.2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 05.07.2012 tarihli 3 yıl süreli hizmet sözleşmesi imzalanmıştır. ... Odası Meclisinin davaya konu kararıyla, davacının Genel Sekreter vekili olarak görevlendirilmesinin, Oda Meclis kararıyla mümkün olmasına karşın, sadece Oda Yönetim Kurulu kararıyla görevlendirilmiş olduğundan bahisle iş sözleşmesinin feshine, 05.07.2012- 21.02.2015 tarihleri arasında aldığı vekalet ücretinin iadesinin istenilmesine karar verilmiştir.
Davacı tarafından; kıdem ve ihbar tazminatı ile işçilik alacaklarının tazmini istemiyle 06.04.2015 tarihinde adli yargıda açılan dava; uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanına girdiğinden, yargı yolunun caiz olmadığı gerekçesiyle usulden reddedilmiş ve bu kararın Yargıtay incelemesinden geçerek, 19.10.2015 tarihinde kesinleşmesi üzerine bakılan dava açılmıştır. Adli yargıda açılan davada; iş sözleşmesinin feshedilmesine ve 05.07.2012- 21.02.2015 tarihleri arasında aldığı vekalet ücretinin iadesinin istenilmesine ilişkin ... Odası Meclisinin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali isteminde bulunulmamış olması nedeniyle İdare Mahkemesince davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Dairemizce; Mahkeme Kararının, Oda Meclis kararı yönünden davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin kısmının onanmasına; parasal hakların tazmini isteminin adli yargıda açılan davanın devamı olarak kabulüyle bu kısım yönünden işin esasına geçilerek karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından yoksun kalındığı öne sürülen parasal hakların kaynağı olarak gösterilen dava konusu Oda Meclis kararının, 23.02.2015 tarihinde tebliğ alınması suretiyle öğrenilmesi üzerine, parasal haklarının ihlâl edilmesi sebebiyle zarar oluştuğu iddiasıyla, dava açma süresi içerinde, 06.04.2015 tarihinde doğrudan doğruya tam yargı davası açma hakkının kullanıldığı görülmüştür. Bakılan davada; adli yargıda açılmış olan ve görev yönünden reddedilen tazminat istemi ile birlikte adli yargıda dava konusu edilmemiş olan sözleşmenin feshine ilişkin işlem de dava konusu edilmektedir. Bu noktada, sözleşmenin feshine ilişkin işlemin dava açma süresinde dava konusu edilmemiş olması, süresinde açıldığı açık olan tam yargı davasının esasının incelenmesine engel teşkil etmeyecektir.
Uyuşmazlığın çözümü için, İdare Mahkemesince, sözleşmenin feshedilmesine ilişkin işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal hakkının, ödenmesini hak edip etmediğinin değerlendirmesi zorunludur. Bu çerçevede; sözleşmenin feshinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı ve sözleşmenin feshinin geçerli bir nedene dayanmaması durumunda davacının istediği parasal haklarının ve tazmin edilebilecek parasal hakların neler olduğunun, gerekirse ara kararı ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle tespit edilmesi sonrası karar verilmelidir.
Bu bağlamda; sözleşmenin feshinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı, davacının parasal kayıpların ödenmesini hak edip etmediği ve bu parasal hak kayıplarının neler olduğu değerlendirilmeden, sözleşmesinin feshine ilişkin işlemin süresinde dava konusu yapılmayarak kesinleşmiş olduğundan hareketle, süresinde dava konusu edilmek suretiyle ödenmesinin istenildiği anlaşılan yoksun kalınan parasal hak kayıplarının doğrudan reddedilmesinin, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayanması nedeniyle İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; ... İdare Mahkemesinin temyize konu kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 10.11.2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY : (X)- İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır. İdare Mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe usul ve kanuna uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanması gerektiği oyu ile aksi yönde oluşan çoğunluk kararına katılmıyorum.
KARŞI OY : (XX) Dava; ... Odası Başkanlığında, sözleşmeli memur olarak, Genel Sekreter vekili kadrosunda görev yapan davacının, iş sözleşmesinin feshedilmesine ve 05.07.2012- 21.02.2015 tarihleri arasında aldığı vekalet ücretinin iadesinin istenilmesine ilişkin ... Odası Meclisinin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali ve göreve son vermeden itibaren mahrum kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Olayda; davacının iş sözleşmesinin feshine ilişkin Oda Meclis kararının iptali ile birlikte işçilik alacaklarının tazmini isteminde bulunulduğu ve iş sözleşmesi ile davacının Genel Sekreter vekili olarak görev yaptığı dikkate alındığında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olması nedeniyle olumsuz görev uyuşmazlığı çıkarılması gerektiği yönünde karşı oyum bulunmakla birlikte; 2577 sayılı Kanunun 22. maddesi uyarınca esas hakkında oyumu kullanmam gerekirse, İdare Mahkemesince; Dairemizin 31.05.2016 tarih ve E:2016/3784, K:2016/6034 sayılı kısmen onama, kısmen bozma kararında, parasal haklar yönünden, uyuşmalığın adli yargıda açılan davanın devamı olarak kabulü ile işin esasına geçilerek karar verilmesi gerektiğinin belirtilmesine karşın, bozma kararımızın, gereğinin yerine getirilmemiş olması nedeniyle usul yönünden hukuka aykırı olması nedeniyle kararın bozulması gerekmektedir.
Bununla birlikte; sözleşmenin feshinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı ve sözleşmenin feshinin geçerli bir nedene dayanmaması durumunda davacının istediği parasal haklarının ve tazmin edilebilecek parasal hakların neler olduğunun, gerekirse Ara kararı ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle tespit edilmesi sonrası karar verilmesi gerektiği oyu ile gerekçe yönünden çoğunluk kararına katılmıyorum.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol