Ayasofya'nın anlamı
- GİRİŞ16.06.2020 09:29
- GÜNCELLEME17.06.2020 09:43
İstanbul dünyaya yön veren iki kadim kıtanın buluşma noktasında kurulmuş yegâne şehirdir.
Şehrin göz kamaştırıcı zenginliği asırlar boyunca efsanelere konu oldu.
Sayısız girişime rağmen ele geçirilemeyen bu şehrin “Allah tarafından korunduğu” inancı, Doğu Hıristiyanlarının hafızalarına kazındı.
İstanbul’un fethedilmesi arzusu, İslâm toplumunda da güçlü bir gaye oldu.
Peygamberimizin “Kostantiniyye elbet bir gün fetholunacaktır. O’nu fetheden komutan ne güzel komutan, O’nu fetheden asker ne güzel askerdir” sözü, fethin manevî gerekçesini oluşturdu.
Bu hadis-i şerifteki iltifata vâsıl olmak isteyen birçok hükümdar ve komutan, şehri fethetme teşebbüsünde bulundu.
Bu büyük pâye 1453 yılında Sultan II. Mehmet’e nasip oldu ve “Fatih” unvanını aldı.
İstanbul’un fethi, Doğu Hıristiyanlarında âdeta travma etkisi yaptı.
Fethi Romalıların Kudüs’ü yakıp yıkması, kendi inançlarındaki İsa’nın çarmıha gerilmesi ve dünyanın sonu gibi olaylarla karşılaştırdılar.
Tarihçi Dukas, fetihten sonra “bütün şehirlerin başı, dünyanın dört köşesinin merkezi, ikinci cennet, manevî meyvelerle yüklü şehir” ifadelerini kullanarak ağıt yaktı.
Şehri savunan son askerî birliğin komutanı İtalyan asıllı Pavlos “titre güneş, ağla yeryüzü, çünkü şehir düştü.” dedi.
Fatih, şehri fethettikten sonra o güne kadar görülmemiş büyüklükte bir imar hareketi başlattı.
Ayasofya’yı da geleneklere uygun olarak camiye çevirtti.
Bedelini kendi has hazinesinden ödeyerek mülkiyetini aldı ve kurduğu Ayasofya Vakfı’na devretti.
Ayasofya 471 sene cami olarak kaldı.
471 yıl boyunca, Fatih’in hakkı, vasiyeti ve vakfiyesi üzere Müslümanların Allah’ın huzuruna çıktığı kutlu bir mekân olarak kaldı.
Her gün beş vakit kılınan farz namazlarda, her saat, her an kılınan nafile namazlarda Müminlerin Allah’a en çok yaklaştığı sayısız rükûun, secdenin, niyazın ve duanın arz edildiği bir iltica mekânı oldu.
Namaz, secde, dua, ibadet ….
Ne kadar yabancı kavramlar değil mi, Ayasofya’nın ibadete açılmasına karşı çıkanlara!
Karşı çıkmanın da ötesinde çığırtkanlık yapanlara…
Cenaze namazı dışında yolu camiye düşmeyip de mevzu Ayasofya olunca, meydanı kimseye bırakmayanlara…
Ayasofya dâhil hiçbir camiye beş kuruş bağışta bulunmayanlara…
Cenaze namazını “cenaze töreni”ne çevirenlere…
Cenaze namazı kılınırken geride sabırsızlıkla bitmesini bekleyenlere…
Mevtanın arkasından dua etmekten bile aciz olup, alkış tutanlara…
Hızını alamayıp Sultanahmet’i, Süleymaniye’yi, hatta Eyüp Sultan’ı bile müzeye çevirme hayali kuranlara…
Bunu da kürsüden dile getirenlere…
Sonra da dönüp manevra üstüne manevra yapanlara…
Nasıl anlatılabilir Ayasofya’nın anlamı?
“Bu topraklarda zulüm 1453’te başladı” diyenlere, bunlara kol kanat gerenlere, Yunan’ın sorusuna Yunan’ı mest edecek cevap verenlere…
Sonra dönüp içeri “ben öyle demek istemedim, şöyle demek istedim” diye kıvranıp duranlara…
Hızır Bey Çelebi’nin makamında oturup da Ayasofya’nın mevcut halinden memnuniyet duyanlara…
Memnuniyet duyup da belediyenin kasasından her kandilde tebrik mesajı yağdıranlara…
Nasıl anlatılabilir Ayasofya’nın anlamı?
Taksim’e yapılan camiye her daim karşı çıkanlara!
Çamlıca’ya yapılan camiyi “Dırar Mescidi”ne benzetenlere!
Sonra işi getirip laikliğe bağlayanlara!
Kendilerinden başka kimseye inanç özgürlüğü tanımayanlara!
Kendi özgürlüklerini de “çeyrek domuzdan” yana kullananlara!
Nasıl anlatılabilir Ayasofya’nın anlamı?
“Kâbe Arap’ın olsun, bize Çankaya yeter” diyenlere!
Minaresiz İstanbul resmi çizenlere!
Milletin ne kadar kutsalı varsa hepsiyle cenk edenlere!
Kalın sağlıcakla.
Yorumlar5