İstanbul'un küresel misyonu
- GİRİŞ04.08.2020 09:10
- GÜNCELLEME05.08.2020 09:31
“İstanbul sanki dünyanın başkenti olmak için yaratılmış” der Busbecq, 16. yüzyılda.
Bugünün küresel sisteminde ise dünyanın başkenti olmak, küresel toplumun üretim ve tüketim kalıplarını şekillendirme kudretine sahip olmayı gerektirir.
İnsanlık için önem taşıyan her türlü mamulün, kültürel değerlerin ve bilginin üretilmesini, pazarlanmasını, ihtiyaç duyulan finansman ve emek hareketlerinin yönlendirilmesini gerektirir.
Ne kadar tahakkümcü, kapitalist ve hırslı bir yaklaşım değil mi?
Başka milletlere ve başka şehirlere hareket sahası bırakmayan, bütün dünyayı âdeta bir tür sömürgeye çevirmeye niyetli bir açgözlülük.
Gözü asla doymayan, kendi menfaatleri için dün birkaç ülkeye, bugün birkaçına daha, yarın kim bilir kaç tanesine krizlerden kriz beğendirerek, her defasında kesesini doldurmayı becerebilen yaklaşım.
Neredeyse 400 yıl boyunca Sahra altı Afrika’nın ve güneydoğu Asya’nın, 300 yıl boyunca İnkaların, Azteklerin, Mayaların, 200 yıl boyunca Orta Asya’nın, Kafkasların, 100 yıl boyunca Hindistan’ın, Kuzey Afrika’nın ve Ortadoğu’nun yer altı kaynaklarını, tarımsal potansiyelini, işgücü kapasitesini, kültürel ve tarihî değerlerini ve daha ne bulmuşsa hepsini canavarca hislerle kurutan bir kölelik düzeni.
Dün öyleydi de bugün farklı mı?
Trump’un esip gürlemesi karşısında bacakları keman çalan petrol şeyhlerinin hali ortada.
Hortumlarını dünyanın her noktasına uzatmış asla doymak bilmeyen filler gibi dünyanın tepesine oturan bir “merkez” ve onları doyurmaya programlanmış “periferi”.
Kurulu sistem o kadar iştah kabartıcı, o kadar cezbedici ki filler dünyanın tepesinde itişip kakışırken periferide milyonlar can veriyor, millî servetler hebâ oluyor, milletlerin istikbali kararıyor.
Libya’nın, Suriye’nin, Irak’ın, Afganistan’ın, Yemen, Sudan’ın, Mısır’ın hali içler acısı.
Bu yapıda küresel sistemin kumanda merkezleri ise “küresel kentler” olarak adlandırılıyor. New York, Londra, Tokyo, Paris ve Berlin ipleri elden bırakmama niyetindeyken; Şanghay, Brüksel, Toronto, Amsterdam, Sidney, Seul ve Milano imtiyazlılar sınıfına dâhil olma çabasında.
Her yıl hazırlanan endekslerle küresel şehirlerin kumanda ve kontrol gücü ayrıntılı bir şekilde analiz edilerek âdeta bir erken uyarı sistemi kurulmuş vaziyette.
Böylece muhtemel rakipler tespit edilmekte ve onlara karşı ne tür stratejilerin geliştirilebileceğine odaklanılmakta.
Sistemin tepesindeki şehirler bir yandan işbirliğine gitmekte, diğer yandan da aralarına başkalarının girmesini engelleme derdinde.
Hâkim küresel şehirler Mumbai’nin, Sao Paulo’nun, Mexico City’nin, Jakarta’nın, Lagos’un, Kahire’nin, Dakka’nın sağlıksız kentsel ortamının bir gün gelip kendilerini de yutacak büyüklükte bir girdap üretme potansiyeli taşıdığının ne ölçüde farkındalar?
İnsanlığı felâkete sürükleyen mevcut hayat tarzının baş aktörlerinin kendileri olduğunun ne ölçüde farkındalar?
Aileyi parçalayan, insanları soyutlayarak atomize eden, insanî değerleri yok eden, maddiyat adına ne varsa kutsayan, maneviyat adına ne varsa gündelik hayatın dışına iten, materyalist, faydacı, fırsatçı, bencil ve haz düşkünü hayat tarzı, küresel şehirlerde kendisine en uygun hayat sahasını bulmakta, tıpkı Manuel Castells’in ortaya döküp saçtığı gibi.
Almanlar eskiden “şehir havası insanı özgür kılar” dermiş, hâkim küresel şehirler ise tam anlamıyla “koparmakta”.
Böylesi bir dünyaya mı başkent olmalı İstanbul?
Busbecq bugün hayatta olsaydı İstanbul için aynı şeyi söyler miydi?
Evet, İstanbul kendine küresel bir şehir olma misyonu biçmeli.
Ama ne Londra gibi ne New York ne de Paris gibi.
İstanbul, temsil ettiği medeniyetin temsilcisi olarak yeni bir küresel şehir anlayışı geliştirmeli.
Hem de karamsarlığa ve komplekse kapılmadan.
Engin tarihî birikimini daima hatırda tutarak büyük bir özgüven ve gururla.
Çünkü İstanbul’un dayandığı değerler sistemine asıl bugün ihtiyacı var insanlığın.
O korkunç sömürü düzeninin, haz düşkünlüğünün ve egoizmin kasıp kavurduğu insanlığın.
Bütün dünyaya model olabilecek potansiyel, İstanbul’un “Dersaadet” olduğu dönemde saklı.
Eksik olan şey ise kapasite.
Potansiyel varsa kapasite inşa edilir.
Ümitsizliğe veya komplekse kapılmamak lazım.
İstanbul’u “Dersaadet” yapan medeniyet kodları iyi analiz edilmeli.
Bugünün dünyasının sorunlarına çözüm üretecek şekilde yorumlanmalı.
Bugünün dünyasının ihtiyaçlarını karşılayacak anlamlar çıkarılmalı.
Geçmişi özlemle anmak ve unutulup giden değerlere ağlamak yeterli değil.
Geçmişi daima hatırda tutmak, bugünü çok iyi analiz etmek, geleceğe dair gerçekçi planlamalar yapmak gerekli.
Bu ise şehrin küresel misyonunu anlayabilen kadrolarla mümkün.
Kalın sağlıcakla.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol