Kentsel ekonomik gelişimde japon modeli

  • GİRİŞ11.08.2020 09:30
  • GÜNCELLEME12.08.2020 09:21

Silikon Vadisi’nin küresel düzeyde bir çekim merkezi haline gelmesi, şehir yönetiminde de âdeta devrim niteliğinde dönüşümlere neden oldu.

 

 

Silikon Vadisi’nin sağladığı olağanüstü ekonomik avantajlar San Francisco gibi adı bir zamanlar her türden suç, suç örgütleri ve Alcatraz Hapishanesi ile anılan bir şehri sadece ABD’nin değil dünyanın en inovatif şehirlerinden biri haline getirdi.

Dünyanın her yanından genç beyinleri, parlak fikirleri ve cesur girişimcileri kendine çeken Silikon Vadisi, sayısız start-up’ın faaliyet gösterdiği, yüzden fazlasının unicorn, onlarcasının decacorn ve birkaç tanesinin hectocorn haline geldiği devasa bir kuluçka makinesine dönmüş durumda.

 

 

Ve San Francisco günümüzde ABD’de kişi başı millî gelirin en yüksek olduğu şehir haline geldi.

Hem de New York, Los Angeles ve Miami gibi adı ve ünü ABD’nin bile önüne geçmiş şehirleri geride bırakarak.

Silikon Vadisi modeli Güney Kore, Çin, Tayvan, Finlandiya ve Almanya’da da örnek alındı.

Güney Kore’de Seul, Çin’de Guangzhou, Almanya’da Berlin, Finlandiya’da Helsinki ve Taywan’da Taipei küresel düzeyde önem taşıyan start-up merkezlerine dönüştüler.

Fakat tuhaf bir şekilde, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olan ve adı teknoloji ile âdeta özdeşleşmiş olan Japonya’da bu konuda dikkate değer bir faaliyet görülmüyordu.

Sadece dünyanın en kalabalık şehri değil, aynı zamanda dünyanın en büyük şehir ekonomisine de ev sahipliği yapan Tokyo’daki görece yetersiz start-uplar ile Japonya’nın geleneksel olarak sanayi ve ticaret merkezi olan Osaka’daki yine görece yetersiz girişimler dışında, dev Japon ekonomisi içinde bu alanda yeterli çaba yoktu.

Oysa KOBİ’ler ülke ekonomilerinin sağlıklı bir şekilde varlığını devam ettirebilmesi için vazgeçilmez işletmelerdir.

Start-uplar ise KOBİ’lerin başlangıç aşaması olup, ne kadar çok start-up faaliyete geçerse, hem şehir ekonomisi için hem de ülke ekonomisi için o kadar güçlü bir taban oluşur.

Bu gerçeği geç de olsa fark eden Fukuoka şehri, sonradan girdiği bu yarışta kısa zamanda büyük bir başarıya ulaştı.

2011 yılında ABD’nin önemli start-up şehirleri olan Seattle’ı ve San Francisco’yu ziyaret eden Fukuoka Belediye Başkanı, buralardaki start-up ekosisteminden çok etkilendi ve Fukuoka’yı sadece Japonya’nın değil, Asya’nın en cazip start-up merkezi haline getirmeye yönelik bir proje hazırlayarak Japon Hükümetine sundu.

Belediye başkanı Soichiro Takashima’nın yoğun gayretleri sonucunda merkezî hükümet Fukuoka’yı start-up firmalar için “ulusal stratejik özel bölge” ilan etti, Japonya’nın sıkı vize rejimi Fukuoka için gevşetilerek ilk defa “start-up vizesi” uygulaması başlatıldı ve start-uplara yönelik vergi indirimleri sağlandı.

Fukuoka Belediyesi de “Fukuoka Growth Next” (FGN) projesini hayata geçirdi.

Proje kapsamında eski bir okul binası yenilenerek FGN merkezine dönüştürüldü.

Merkezde start-uplar için indirimli ofisler, prototip laboratuvarı ve test laboratuvarı kuruldu.

Yine merkezde finans, muhasebe, hukuk, iş, insan kaynakları ve yurt dışı iş deneyimleri konularında danışmanlık hizmetleri ücretsiz olarak sunulmaktadır.

Genç girişimcilerin birbirleriyle tanışmasını sağlayan start-up cafe, şehirdeki start-upların küresel iletişim ve işbirliği geliştirebilecekleri, dünyaya açılabilecekleri, yurt dışı sermayeli start-upların Japonya’ya uyum sağlamalarını kolaylaştırıcı (ev ve ofis bulmalarını, çalışma ve ikâmet izinleri ile resmî prosedürleri kolayca tamamlamalarını, banka hesabı vb. açmalarını, sanayi ve ticaret odaları ile iletişime geçmelerini, sektörel bağlantılar kurmalarını, akademik kurumlara erişebilmelerini, Fukuoka’da ekonomik ve sosyal hayata sorunsuz bir şekilde katılmalarını kolaylaştırıcı) destekler sunan Küresel Start-up Merkezi (GSC) bulunmaktadır.

Ayrıca start-uplara yönelik kapsamlı ve devamlı mentörlük, bilgilendirme, tanıştırma ve eşleştirme programları uygulanmakta, start-up ekosistemleri desteklenmekte ve bu çerçevede işbirliği modelleri geliştirilmektedir.

Bu süreçte Fukuoka Belediyesi dünya çapında kapsamlı bir tanıtım kampanyası başlatarak San Francisco, Helsinki, Berlin, Tallinn (Estonya) ve Taipei gibi önde gelen start-up merkezleri ile çok yönlü işbirliği antlaşmaları yaptı.

Fukuoka, start-up firmaların ekonomik hacmi açısından kısa zamanda Tokyo’yu bile geride bırakarak ülkedeki bütün start-upların %7’sine ev sahipliği yapmaya başladı.

Tokyo, Seul ve Şanghay’a 2 saat mesafede bulunan bu şehir, coğrafî konumunun sağladığı bu avantajı en etkili şekilde değerlendirmeye çalışmakta.

1,5 milyon nüfuslu Fukuoka, gelişmiş altyapısı, düşük maliyetli iş hayatı, yüksek hayat kalitesi ve olağanüstü doğal güzellikleri ile sadece Japonya’dan değil, dünyanın her yanından insanları kendisine çekmeye başladı.

Fukuoka’nın kısa zamanda elde ettiği başarı sonrasında Japon Hükümeti, Fukuoka’nın merkezine sadece 4 kilometre mesafedeki 124 dönümlük eski bir üniversite kampüsünü şehrin nitelikli ofis ve konut ihtiyacını karşılamak üzere bir akıllı şehre dönüştürme projesi başlatarak daha çok IoT (nesnelerin interneti), AI (yapay zekâ), 5G, sürücüsüz araçlar ve teletıp teknolojilerinin kümeleneceği bir merkez kurmaktadır.

Türkiye’de Bursa, Gaziantep, Kayseri, Adana ve Antalya gibi belirli bir ekonomik güce ve hayat standardına ulaşmış bazı şehirler için dikkate değer bir modeldir Fukuoka.

Şehirlerine sınıf atlatmak için olağanüstü çaba harcayan vizyoner belediye başkanlarımızın ilk fırsatta bu modeli ayrıntılı bir şekilde analiz etmesini tavsiye ederim.

Kalın sağlıcakla.

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat