Alkol ve madde: Görmezden geldiğimiz sorun

  • GİRİŞ31.01.2026 08:51
  • GÜNCELLEME31.01.2026 08:51

Şiddetin ve Felaketlerin Arka Planı

Gazetelerde, haber sitelerinde hemen her gün alkol ve madde bağımlılığıyla ilgili şu tür haberler okumaktayız: “Ortalık savaş alanına döndü”, “babasını vuran kişinin alkollü olduğu ortaya çıktı”, “madde bağımlısı bir kişi apartmanı ateşe verdi”. “Eşini ve çocuklarını vurduktan sonra intihar eden kişinin madde bağımlısı olduğu anlaşıldı”. “Kırmızı ışıkta bekleyen araca çarpan sürücünün şu kadar promil alkollü olduğu tespit edildi”. “Eşine şiddet uygulayan doktorun alkollü olduğu anlaşıldı” gibi… İstatistikler açıkça göstermektedir ki şiddet olaylarının, trafik kazalarının ve cinayetlerin önemli bir kısmının arkasında alkol ve madde (uyuşturucu) bağımlılığı yer almaktadır.

Neyi, Neden Konuşmalıyız? Tehlike Kapımızda

Kötülüklerin anası olarak nitelendirilen alkol/madde/uyuşturucu, günümüzde niçin bu kadar yaygın tüketilmektedir? Bununla mücadelede gerek birey, gerek aile, gerekse toplum (devlet) olarak niçin yetersiz kalmaktayız? Neler yapabiliriz? Bu sorular hepimizi meşgul etmeli, gündemimizi oluşturmalıdır. Bu çerçevede konunun nedeni üzerinde ciddiyetle durulması gerektiğini hatırlamak yerinde olacaktır. Peki, niçin mücadele etmeliyiz? Çünkü alkol ve madde (uyuşturucu) kullanma yaşı oldukça düşmüştür. Diğer taraftan alkol ve madde kullanım oranı da ciddi biçimde yaygınlaşmıştır. Küçük şehirlerde bile aileler, çocuklarının bu illete bulaşmasından haklı olarak ciddi bir şekilde endişe duymaktadırlar.

Tarihsel perspektiften değerlendirildiğinde, TBMM’nin ilk dönemlerinde Ali Şükrü Bey’in sunduğu Men-i Müskirat (alkollü içkilerin yasaklanması) Kanunu’yla başlayan alkol tartışmaları, zamanla ideolojik tartışmaların gölgesinde kalmış; mesele çoğu kez halk sağlığı ve toplumsal etkileri yönüyle ele alınmak yerine ikinci plana itilmiştir. Bu tartışmalar maalesef günümüzde dahi sağlıklı yapılamamaktadır.

Yaygınlaşmayı Besleyen Dinamikler

Bireyin alkol bağımlılığına yatkınlığında; ailede alkol bağımlılığı öyküsünün bulunması, psikolojik ve sosyal durum, kendini yetersiz görme, sorunlarını alkolle aşacağını düşünme ya da unutma isteği gibi etkenler bireysel faktörler arasında yer alır.

Alkol ve madde (uyuşturucu) bağımlılığının toplumda yaygınlaşmasında pek çok etken iç içe geçmektedir: Kapitalist sistemin insan sağlığından önce kârı öncelemesi, medyada alkolün sanki sorunları çözen bir araçmış gibi sunulması başta olmak üzere; toplumda rol model kabul edilen kişilerin bu bağımlılığı sıradanlaştırıp normalleştirmesi, sosyal medya ve dijital oyunlar üzerinden gençlerin bu sürece sürekli maruz kalması, dizilerin bunu özendirmesi, daha düne kadar devlet ricalinin (yöneticilerinin) alkolü modernleşmenin göstergesi gibi sunması vb. sıralanabilir.

Daha düne kadar devlet televizyonlarında sansürsüz olarak özendirici reklamların yapılması da oldukça düşündürücüdür. Çocukluğumda Anadolu’nun orta ölçekli bir kentinde, kent meydanında bulunan dev bira şişesi reklamının 1990’lı yıllara kadar orada durduğunu herkes bilir. Bütün bunlar, alkol gibi riskleri açık bir ürünün bir dönem böylesine görünür ve özendirici biçimde reklamının yapılması kamusal sorumluluk ve toplumsal sağlık açısından ne kadar problemli olduğunu açıkça göstermektedir.

Erişim Kolaylaştıkça Risk Büyümektedir

Hemen her gün çarşıda, pazarda, marketlerde ve küçük mahallelerin neredeyse her köşe başında yayılan alkol satış yerleri; eğitim yuvası olan üniversite kampüslerinin çevresinde açılması beklenen kitapçı ve kırtasiye dükkânları yerine alkol tüketiminin yapıldığı kafelerin yayılması, bunun göstergesi değil midir?

Alımı, satımı, reklamı, dizilerle özendirilmesi vs. her tarafta serbestçe hatta gıda satın alınan marketlerde bile su gibi satılırken vatandaşlara (gençlere) içme demek ne kadar makuldür?

Sıcak Yuvalara Düşen Ateş

Sadece gençlerimiz ve çocuklarımız mı tehlikede? Bu illet, sıcak yuvalarımızı, akrabalık ilişkilerimizi ve ekonomik yapıyı da tehdit etmektedir. Geçenlerde sınıfta aile ve evlilik konusunu işlerken, gençlerin evliliği erteleme nedenlerini konuşuyorduk. O sırada bir kız öğrencimin söyledikleri beni dehşete düşürdü: “Hocam, evlilik için düşündüğümüz gençlerden alkol kullanmayan kimse yok denilecek kadar az”. Gerçekten üzülecek bir durum değil mi?

Türkiye Aile Yapısı Araştırması (2021) bulgularına göre, kadınların boşanma nedenleri arasında alkol kullanımının payı %8,7’dir; bu oran, bağımlılık ve riskli madde kullanımıyla ilişkili sorunların aile bütünlüğü üzerinde dikkate değer bir etkisi olduğuna işaret etmektedir. Yine alkol bağımlılığı nedeniyle ortaya çıkan şiddet, hakaret, ilgisizlik ve sorumluluklarını yerine getirmeme davranışları da hesaba kattığımızda ailelerin dağılmasında ciddi bir oran oluşturmaktadır. 

Kendilerini dindar, muhafazakâr kabul edip alkole, inancı gereği mesafeli duran aileleri bile tehdit eden bu salgın, artık toplumumuzu çepeçevre sarmaktadır. Bireyi, aileyi ve toplumu çevreleyen bu ateşi kim söndürecek?

Görüntü Var, Tedbir Yok

Modern insanın, toplumların ve devletlerin en büyük çıkmazlarından birisi, bu illetin can yakıcı, ocakları söndürücü, toplumları mahvedici özellikleri bilinmesine rağmen ciddi koruyucu önlemlerin alınmamasıdır. Sadece yapıyormuş gibi görünmektir.

Bu durum bana Nasrettin Hoca’nın meşhur fıkrasını hatırlatmaktadır: Kış günü bir köye giden Hoca, köpeklerin saldırısına uğrar. Taş atmak ister ancak donmuş toprakta taş bulamaz. Şaşkınlıkla, “Bu nasıl köy, taşları bağlamışlar, köpekleri salmışlar” der hayretle…

Bugün de benzer bir çelişkiyle karşı karşıyayız: Bir yanda zarara giden yollar sonuna kadar açık tutulurken, diğer yanda sonuç doğduğunda vatandaştan “sakın” denmesi bekleniyor. Risk üreten kanallar açıkken, vatandaşın iradesine “dayanıklılık” yüklemek; taşları bağlayıp köpekleri salmaktan farklı mı?

Koruyucu–Önleyici Yaklaşım ve Çözüm Önerileri

Risk doğmadan önce önleyici tedbirler almak gerekirken, çoğu zaman bu alan boş bırakılmaktadır. Önleyici mekanizmaların zayıf olması, caydırıcılığın bulunmaması ve denetimin gevşek olması nedeniyle serbestlik “özgürlük” diye pazarlanırken riskler birikiyor; felaket olunca maalesef hukuk devreye giriyor.

Bu felaketin/tehlikenin önlenmesinde bireye, aileye ve topluma (devlete) çeşitli sorumluluklar düşmektedir. Sadece yasaklamak yerine arzı, talebi ve zararı da dikkate alarak önlemler alınmalıdır.

Öncelikle alkol ve madde bağımlılığıyla ilgili önleyici ve koruyucu eğitime öncelik verilmelidir. Bireysel düzeyde alkolün ne zaman ve hangi duygularla bir “kaçış” ya da “rahatlama” aracına dönüştüğünü fark etmek, belki de bu döngüyü kırmanın ilk adımıdır. Ailede ve eğitim kurumlarında öğrencinin yaşına ve anlama düzeyine göre uygun bir dil ve üslupla bilinçlendirme/farkındalık çalışmaları yapılmalıdır. Ergenlerde arkadaş çevresi, gece geç saatlerde eve gelme ve harçlığın kullanımı konusunda dengeli bir denetim sağlanmalıdır. Çocukları ve gençleri teşvik edici arkadaş çevrelerinden ve uygun olmayan bu tür mekânlardan uzak tutmak gerekir. Çocuklara bu tür durumlarda “hayır” demeyi öğretmek önemlidir. Özellikle ebeveynlerin, çocuklarının yanında normalleştirici tutumlardan kaçınması gerekmektedir. Bunun yanında bağımlılık tedavisi, psikososyal destek ve aile danışmanlığı hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Yargılayıcı olmak yerine, çözüm arayıcı bir tavırla yaklaşılmalıdır.

Devlet olarak; çocuklar ve gençler için spor, sanat, atölye, hobi vb. erişilebilir sosyal alanlar oluşturulmalıdır. Dijital mecralarda açık reklamların yanı sıra dolaylı reklamlar için de yaptırımlar getirilmelidir. Sponsorluk görünürlüğü sıkı denetim altına alınmalıdır. Kısacası reklam, pazarlama ve özendirme hattı denetlenmeli ve kısıtlanmalıdır. Özellikle çocuklar ve gençler için kimlik kontrolü zorunlu hâle getirilmeli; satış yerleri ve satış saatlerine sınırlamalar getirilmelidir. Ayrıca fiyat konusunda çeşitli kampanyalar, indirimler vb. uygulamalar sınırlandırılmalıdır. Fiyat konusu belli çevrelerde tartışmaya açık bir konu olarak gündeme getirilirken, bu bağlamda, fiyatın başka tür sarhoşluk veren maddelere yönlendirdiği gerçeği de unutulmamalıdır.

Daha kaç ocağın sönmesini bekleyeceğiz? Daha kaç yavrunun elimizden kaymasını bekleyeceğiz? Hiç bir şeyden haberi olmayan daha kaç masum bireyin canının yanmasını bekleyeceğiz?
 

Prof. Dr. Vehbi ÜNAL

Yorumlar5

  • Rds 54 dakika önce Şikayet Et
    Sonumuz gelmiş.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Zeynel Akın 1 saat önce Şikayet Et
    Gerçekten de devlet olarak; çocuklar ve gençler için spor, sanat, atölye, hobi vb. erişilebilir sosyal alanlar oluşturulmalı. Bağımlılık ile mücadele de toplum olarak daha bilinçli olmalıyız.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Ebubekir Alantar 1 saat önce Şikayet Et
    Sosyal çürüme ancak bu kadar güzel anlatılır. Tehlikeli büyük rabbim yardımcımız olsun. Dilinize sağlık. Bu tür yazılarınızın devamını bekliyoruz
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Ali Can 1 saat önce Şikayet Et
    Hocam aileleri söndüren ateş gerçekten tespit ve çözüm önerileriniz harika
    Cevapla
  • Captain GOKCEHAN 2 saat önce Şikayet Et
    Ellerinize saglik hocam. Teshisleriniz ve arastirmaci calismaniz, orneklerle mukemmel anlatiyor tehlikeyi. Selam ve saygillar.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat