Sınıfta şiddet, toplumda çöküş

  • GİRİŞ07.03.2026 08:55
  • GÜNCELLEME07.03.2026 08:55

Son günlerde ABD-İran savaşı dünya gündemini yoğun biçimde meşgul ederken, ülkemizde yaşanan Fatma Nur Çelik öğretmenin katledilmesi hadisesinin toplumumuzun geleceği açısından en az bu gelişmeler kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Psikolojik sorunları olduğu ifade edilen bir öğrenci tarafından bir öğretmenin hayatına son verilmesi, yalnızca eğitim camiasını değil, bütün toplumu derin bir üzüntüye ve kaygıya sevk etmiştir. Her ne kadar bu olay ilk bakışta bireysel bir trajedi gibi görünse de aslında daha geniş bir toplumsal sorunun işaretlerini barındırmaktadır. Bu nedenle meseleyi yalnızca bireysel bir suç vakası olarak değerlendirmek yeterli değildir. Asıl yapılması gereken, benzer olayların tekrar yaşanmaması için eğitim sistemi, aile yapısı, toplumsal değerler ve kültürel dönüşüm gibi alanları birlikte ele alarak daha kapsamlı bir değerlendirme yapmaktır. Sorulması gereken temel soru şudur: Nerede hata yapıyoruz ve hangi yapısal önlemleri almak zorundayız?

Bu noktada ilk dikkat çeken sorunlardan biri, 12 yıllık zorunlu eğitim adı altında akademik eğitime yatkın olmayan öğrencileri sınıflarda tutma ısrarımızdır. Bu yaklaşım hem gençleri asileştirip umutlarını kırmakta, hem öğretmenlerimizi çaresiz bırakmakta, hem de aile ve devlet bütçesine gereksiz yük oluşturmaktadır.

Bu bağlamda mesleki eğitimin güçlendirilmesi önemli bir çözüm alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. İlköğretim sonrasında öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine uygun biçimde mesleki eğitim programlarına yönlendirilmesi hem bireysel gelişimi destekleyecek hem de eğitim sisteminin daha verimli işlemesine katkı sağlayacaktır. Ancak Türkiye’de meslek liselerine yönelik toplumsal algı uzun yıllardır sorunlu bir seyir izlemektedir. Özellikle 28 Şubat sürecinde İmam Hatip Liselerinin hedef alınması, dolaylı olarak diğer meslek liselerinin de toplumsal prestijini zayıflatmıştır. Bu süreçten sonra mesleki eğitim, geniş toplum kesimleri tarafından ikinci sınıf bir seçenek olarak görülmeye başlanmıştır.

Bugün proje İmam Hatip liseleri aracılığıyla bu algının kısmen değişmeye başladığı görülse de diğer meslek liseleri için aynı dönüşümün henüz tam anlamıyla gerçekleştiğini söylemek güçtür. Devlet burs, yurt ve çeşitli teşvik mekanizmalarıyla mesleki eğitimi desteklemeye çalışsa da toplumsal algının dönüşmesi daha uzun vadeli bir kültürel değişimi gerektirmektedir. Oysa ekonomik gerçekler ve iş gücü piyasasının ihtiyaçları dikkate alındığında, genç nüfusun önemli bir bölümünün mesleki eğitime yönlendirilmesi giderek daha stratejik bir önem kazanmaktadır.

İkinci temel sorun ise değerlerdeki aşınmadır. Öğretmenlik mesleğinin sistematik bir şekilde değersizleştirildiği gözlenmektedir. Kültürümüzde öğretmenlik uzun yıllar kutsal bir meslek olarak görüldü. Ne var ki post/modern yaşamın her şeyi altüst etmesiyle birlikte bu anlayış da çöktü. Post/modern düzen kutsalı olmayan düzendir. Kendi değerlerimizi unutmamız ve toplumsal dönüşümler bu süreci hızlandırdı. "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" sözü, "Maaşını alıyorsa görevini yapsın" gibi vefasız bir mantığa evrildi. Anne babadan sonra büyük kabul ettiğimiz, hayatımıza yön veren emektar öğretmenlerimiz, artık sıradan bir esnaftan farksız muamele görmektedir.

Bu noktaya gelinmesinin elbette birçok nedeni bulunmaktadır. Öğretmenlerin mesleki yeterlilikleri, eğitim sisteminin yapısal sorunları, medya kültürünün etkisi ve velilerin değişen beklentileri bu sürecin önemli bileşenleridir. Ancak asıl mesele, değerlerdeki çöküştür. Bu çöküşün iki ana sebebi var: Birincisi, öğretmenlerin toplumsal saygınlığını koruyamaması; ikincisi, hukuk sisteminin en ufak bir sorunda öğretmeni suçlu ilan etmesi. Hukukçu bir arkadaşım, 15 yıllık öğretmenlik dönemimde şu uyarıyı yapmıştı: “Öğrenci meselelerinde mahkemeye düşersen, baştan suçlusun.” Bu cümle, öğretmenin hukuki durumunu acı bir şekilde özetliyor.

Üçüncü önemli etken, çocuklarımızın artık “ailenin” değil, Halil Cibran'ın ifadesiyle “vaktin çocukları” olmasıdır. Bugün çocuklarımızı şekillendiren aile değil; diziler, sosyal medya ve sokak kültürüdür. Bu mecraların sürekli mafya, cinsellik ve şiddet içerikleri pompaladığı bir ortamda büyüyen gençler, en küçük kıvılcımda parlayan, her sorunun çözümünü şiddette arayan, tahammülsüz bireyler haline gelmiştir.

Öte yandan çocuk yetiştirme anlayışımız da alarm vermektedir. Her isteği anında yerine getirilen, aşırı sevgiyle şımartılan, özgürlük kisvesi altında başıboş bırakılan çocuklar; sınır nedir bilmiyor. “Benim çocuğum yanlış yapmaz” diyen ebeveynler, sürekli hatalarını örterek egoları şişmiş, özgüveni çarpık, kendini merkeze koyan bir nesil yetiştirdi. Her biri birer kral ve kraliçe gibi davranan bu gençler, mücadele etmeyi bilmeyen, sorumsuz ve sorunlu bir kuşak olarak karşımızda durmaktadır.

Okullardaki şiddet sorunu sadece öğretmenlere yönelik saldırılarla sınırlı değildir; akran zorbalığı da giderek yaygınlaşan bir şiddet türüdür. Bu durumun önüne geçmek için acil adımlar atılmalıdır: Sorunlu aile ve çocuklara yönelik kalıcı ve önleyici politikalar ortaya konmalı, rehberlik ve psikolojik destek hizmetleri güçlendirilmeli, okul sosyal hizmet uygulamaları bir an önce hayata geçirilmelidir. Okullarda şiddeti önleyici destek mekanizmaları ciddi bir biçimde gözden geçirilmeli ve güvenlik mekanizmaları artırılmalıdır. Artık bu tedbirler zorunluluktur.

Artık suçlu aramayı bırakıp aynaya bakma, hesap sorma ve çözüm üretme zamanıdır. Eğer bugün bu sorunlara kalıcı çözümler üretmezsek, yarın kaybettiğimiz sadece öğretmenler değil, toplumun tüm geleceği olacaktır.

 

 

Yorumlar7

  • Onur Yılmaz 43 dakika önce Şikayet Et
    12 yıl eğitim süresinin kısaltılması sonrası Norm fazlası öğretmen sorunu nasıl çözülür? Öğretmenlere yıpranma payı ile erken emeklilik imkânı verilir, yaş haddinden emeklilik 58 yaşa çekilir ve bu şekilde aynı zamanda öğretimde istenilen dönüşüm sağlanır; aklın yolu bir.
    Cevapla
  • RUHİ 49 dakika önce Şikayet Et
    Belli bir not, belli bir başarı, belli bir kapasite yoksa devlet, o çocuğu okuldan alıp meslek grubuna dahil etmeli. Anne ve Babasına zorunlu tutacağı mevzu bu olmalı. Kanunlar toplumun refahı içindir, değil ise zulümdür..
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Urfalı 50 dakika önce Şikayet Et
    Yazınız son derece önemli hususlara temas etmiş Sayın hocam konuyu gündem yaptığınız için de teşekkür ederim. Bu konuda değinilecek çok daha fazla problemler yığını var. Problemlerden biri de hayata atılma sorumluluğunu çok ileri yaşlara öteleyen ve böylece "Aile" kavramını yıkmaya başlayan ve buna bağlı olarak nüfusun azalmasını sağlayan bir eğitim sistemi içerisindeyiz.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Mehmet 54 dakika önce Şikayet Et
    Sorun çözümü yanlış yerde aranıyor. Yirmi beş yıldır bizzat egitimin içinde olan biri olarak şunu belirteyim.; zorunlu eğitimi kaldırın, öğretmenlere ve okul yönetimilerine biraz yetki verin. Sorun kendiliğinden çözülecektir.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • cemal şimşek 54 dakika önce Şikayet Et
    çok doğru bir tespit
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat