Uğraşı (hobi) bahçeleri

  • GİRİŞ11.04.2026 08:36
  • GÜNCELLEME11.04.2026 08:36

Hobi bahçeleri kavramını Türkçemize  "uğraşı bahçeleri" olarak kazandıran, ömrünü Türkoloji’ye adamış ve Türk Dil Kurumu eski Başkan Yardımcısı ve günümüzün Kaşgarlı Mahmud’u Prof. Dr. Recep Toparlı hocama öncelikle şükranlarımı sunuyorum. İkinci teşekkürüm ise yazarımız Gaffar Yakınca Bey'e; konuyu "efradını cami ağyarını mani" bir üslupla kaleme alan komu ile ilgili değerli yazıları için kendisini candan kutluyorum. Bu yazıyı kaleme almamda ise okurlardan gelen yoğun ilgi ve talebin belirleyici olduğunu da belirtmek isterim.

Uğraşı bahçeleri, tarım arazilerini korumak amacıyla Meclis komisyonunda şu günlerde gündemde olan bir konudur. Konunun temelde iki boyutu bulunmaktadır. Birincisi; tarım arazilerinin parçalanması, şehir çevrelerinde estetikten uzak bir görünüm oluşturması ve izinsiz arazi kullanımı hiç kuşkusuz arzu edilen bir tablo değildir.

İkinci boyut ise bahçe sahiplerinin neden böyle bir yola başvurduğudur. Ülkemizde özellikle 1950 ve 1980 sonrasında kırsal alandan şehirlere doğru yoğun bir göç dalgası yaşanmış; hızlı ve çarpık kentleşmeyle birlikte insanlar beton yapılar arasında nefes alamaz hale gelmiştir. Belediyelere 18. madde kapsamında yeşil alanlar dahil ortak alanları belirleme zorunluluğu getirilmiş olsa da bu alanlar zamanla yine belediyeler eliyle satılmış ya da üzerine konut inşa edilmiştir. Kısacası insanlar dinlenebilecekleri, nefes alabilecekleri ve piknik yapabilecekleri alanlardan yoksun bırakılmıştır. Çocuklar için yeterli oyun alanlarının bulunmaması ise başlı başına ayrı bir sorun olarak öne çıkmaktadır.

Ülkemizdeki dikey mimari yapı bu süreçte, sosyolojik açıdan toplumsal ilişkileri derinden zedelemiş; komşuluk bağları zayıflamış, sosyal denetim işlevsiz hale gelmiştir. Betonlar arasında sıkışıp kalan bu insanlar, pandemi sürecinin ve depremlerin de etkisiyle kendilerini dışarı atacak, soluk alacak alanlar arayışına girmiştir. Uğraşı bahçelerinin giderek yaygınlaşmasının ardında da büyük ölçüde bu arayış yatmaktadır.

Özetle bu olgu; mimari yapıdaki sorunlardan beslenen bir ihtiyacın ve kamunun bu ihtiyacı karşılamadaki yetersizliğinin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu bahçelere sahip olanlar ise çoğunlukla gelir düzeyi sınırlı, dişinden tırnağından artırarak bu imkânı biriktirmiş emeklilerden oluşmaktadır.

Amaç kaçak yapıları önlemek ise Türkiye'nin kıyı bölgelerinde on binlerce kaçak yapı bulunduğunu hatırlatmak gerekir; bunların büyük çoğunluğu lüks villalar, rezidanslar ve oteller gibi yüksek değerli yapılardır. Çeşitli yasal boşluklardan yararlanılarak inşa edilen bu yapılar, mevcut mevzuata açıkça aykırı olmakla birlikte ne yıkım ne de yaptırım gündemine girmektedir. Bu tablo, adaletin zengine ve fakire aynı şekilde işleyip işlemediği sorusunu kaçınılmaz biçimde gündeme taşımaktadır.

Bu yapıların yıkılması milli ekonomiye zarar vereceği gibi yapı sahiplerinin devlete olan güvenini de zedeleyecektir. Dolayısıyla hem siyasileri hem de vatandaşı rahatlatacak makul bir çözüm yolunun bulunması büyük önem taşımaktadır.

Ülkemizde bu tür konularda yüzölçümü, kültürel yapı ve bölgesel farklılıklar yeterince gözetilmeden yapılan yasal düzenlemeler zaman zaman yeni sorunları da beraberinde getirmektedir. Tabi ki, sahil kenarlarına, ana yol kenarlarına, orman içlerine rant elde etmek amaçlı yapılar yıkılabilir. Oysa Anadolu'nun kıraç topraklarından henüz göç devam ederken, birkaç dönümlük arazileri meyve bahçelerine dönüştüren, o toprakları yeşerten insanları ödüllendirmek gerekirken; onları deniz kıyılarını işgal edenlerle aynı kefeye koymak hakkaniyetle bağdaşmamaktadır. 

Bu nedenle yasa koyucuların bölgesel farklılıkları mutlaka göz önünde bulundurması gerektiği kanaatindeyim. Sivas'ın, Ağrı'nın, Kırşehir'in, Hakkâri’nin kıraç topraklarında bir şeyler üretmenin hazzını yaşayan, ayağının toprağa değmesinden mutluluk duyan, doğa ile yeniden bağ kuran insanları yeniden beton yığınları arasına hapsetmek, kahve köşelerinde dedi kodu yaptırmak ne derece doğru olabilir? Üstelik bu kıraç ve verimsiz toprakları; Ege'nin, Akdeniz'in ve Karadeniz'in bereketli, mümbit topraklarıyla aynı kefeye koymak da ne ölçüde hakkaniyetli bir yaklaşım olabilir?

Öte yandan yalnızca 300-500 metrekarelik bir parsele sahip olanlarla, miras yoluyla bölünmüş 2-3 dönümlük arazileri bulunanları aynı kefeye koymak da doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Üstelik kıraç arazileri verimli bahçelere dönüştüren, ciddi üretim yapan ve bu yolla milli ekonomiye katkı sağlayan insanları cezalandırmak; hem emeklerinin karşılığını vermemek hem de üreten kesimi caydırmak anlamına gelecektir.

Sonuç olarak asıl sorunun kaynağı; tarım arazilerini parçalayan, satan ve bu arazilerin ticaretini yapan kişilerdir. Esas cezalandırılması gereken bu kesim göz ardı edilirken, toprağa emek veren ve üretenden hesap sorulması, hırsızı değil ev sahibini cezalandırmaktan farklı bir şey değildir.

Yapılması gereken şey vatandaşı mağdur etmek değil, önünü açacak akılcı düzenlemeler hayata geçirmektir. Bu yapıların yıkımı; ekonomik açıdan telafisi güç mağduriyetler doğuracağı gibi siyasi açıdan da ciddi bir güven bunalımına ve seçmen nezdinde derin bir hayal kırıklığına zemin hazırlayacağı açıktır. Dolayısıyla kalıcı ve kapsayıcı bir çözüm; hem üretenin emeğini korumalı hem de hukuki meşruiyeti yeniden tesis etmelidir.

Birkaç gün önce yürürlüğe giren Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmelik, öngördüğü yaptırımların ağırlığı bakımından son derece dikkat çekicidir; zira söz konusu yaptırımlar, uyuşturucu bağımlılarına ve hırsızlara dahi uygulanmayan cezaları bahçe ve arazi sahiplerine reva görmektedir. Oysa meselenin özüne inildiğinde, yaşanan pandemi süreci ve ardından gelen deprem felaketi gibi büyük toplumsal sarsıntıların insanları güvenli bir sığınak arayışına ittiği görülmektedir. Bu zorunluluktan doğan ve zamanla yaygınlaşan yapılaşma olgusunun, devletin uzun yıllar boyunca görmezden gelmesiyle bugünkü içinden çıkılmaz boyutlara ulaştığı açıktır.

Bu noktada devlete düşen görev, salt hukuki yaptırımlarla vatandaşı köşeye sıkıştırmak değil; büyüklük göstererek, mağduriyete yol açmayacak orta yollu ve kalıcı çözümler üretmektir. Meseleye yalnızca toprak kullanımı ya da tarım arazilerinin korunması ekseninde bakmak, konuyu daraltmak anlamına gelir. Zira bu sorun, aynı zamanda derin bir sosyolojik gerçekliğin yansımasıdır. Doğaya dönme arzusu, ekonomik çaresizlik, göç ve afet mağduriyeti gibi toplumsal dinamikler göz ardı edildiğinde, yalnızca ceza odaklı bir yaklaşımın kalıcı çözüm üretemeyeceği açıktır. Devlet; hem toprağını koruyan hem de insanını kollayan bir denge politikası izlemek durumundadır.

Prof. Dr. Vehbi ÜNAL / Haber7

Yorumlar50

  • Osman Taş 2 saat önce Şikayet Et
    İhtiyaç boyutu göz ardı edilince farklı sıkıntılar yaşanıyor, kalemine sağlık kıymetli hocam.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • enver 3 saat önce Şikayet Et
    sn. vehbi bey başlık dikkatimi çekti. açıkgözler arazileri özel parsel yaparak uydu kent eylemleriyle bu işi yasallaştırdılar ve büyük rantlar elde ettiler. bu işin başlangıcı böyle zannediyorum. sonra bunu hobi bahç çevirdiler yine aynı. alanda satanda razi. alanlar bekle gör deyip gözlerini yumdular. arazi için herhangi bir değişiklik yapılmaksızın devam edebilir. yenisine hobiler olmamalı.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Yakup Yılmaz 5 saat önce Şikayet Et
    Hocam ne güzel yazmissiniz Allah razı olsun milletin derdine derman oldunuz kalemine sağlık mevlam güç kuvvet versin sizlerin sayısını artırsın insallah
    Cevapla
  • Maraşlı 5 saat önce Şikayet Et
    Saha gözlemleri yapılmadan, millet dinlenmeden masa başında üç kişinin vereceği milyonları ilgilendiren kararlar yanlıştır.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Mehmet Yeşiltaş 7 saat önce Şikayet Et
    Öncelikle Uğraş bahçeleri çık daha amacına uygun bşr tanımlama. Bu bilgi için ayrıca teşekkürler. Sosyolojik tespitleriniz Türkiye toplumunu iyi tanıdığınızın göstergesi. Bahçelere uygulanmak istenen cezalar gerçekten orantısız ve hakkaniyetli uygun değil. Bura da çoluk çocuğu ile zaman geçiren insanları cezalandırmak yerine tabirinizle ödüllendirmek gerekir. Allah razı olsun
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat