Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035) Vizyon Belgesi üzerine düşünceler ve çözüm arayışları

  • GİRİŞ16.05.2026 09:04
  • GÜNCELLEME16.05.2026 09:04

Sayın Cumhurbaşkanımızın iktidara geldiğinden beri özellikle üzerinde durduğu, uygun platformlarda dile getirdiği üç çocuk çağrısı; bir kısım geleceği göremeyenler tarafından özel hayata müdahale ve kadın bedenine tahakküm olarak nitelendirildi. Zannedersem bugün durumun vahametini istatistiklerden anlamak mümkündür.

Bilindiği üzere aile ve nüfus politikaları, uzun soluklu ve istikrarlı çalışmalar gerektiren, sonuçlarının ancak yıllar sonra alınabildiği alanlardan biridir. Bu bağlamda birkaç hafta önce yayımlanan Aile ve Nüfus On Yılı Belgesi; ailenin korunması ve güçlendirilmesi, doğum teşvikleri ve demografik hedefler, aile eğitimi programları ile sosyal hizmetlerin aileye yönlendirilmesi gibi kritik konuları kapsamaktadır.

Küresel ölçekte nüfusun azaltılmasına ve cinsiyetsizleştirmeye yönelik politikaların bireysel özgürlük söylemi arkasına gizlenerek aile kurumunu sistematik biçimde aşındırdığı ve bu sürecin varoluşsal bir tehdit boyutu taşıdığı açıkça ifade edilmiştir. Aile yapısında köklü bir dönüşüm yaşandığı, doğum oranlarının neslin yenilenmesini sağlayacak eşik değerlerin altına gerilediği ve nüfus yapısındaki bu olumsuz değişimlerin artık varoluşsal bir krize dönüştüğü tespit edildikten sonra; ailenin korunması ve güçlendirilmesi amacıyla 2026-2035 dönemi “Aile ve Nüfus On Yılı” olarak ilan edilmiştir. Bu süreçte aile ve nüfusun güçlendirilmesine yönelik politikaların geliştirilmesi ve uygulamaya geçilmesi için öncelikle kamu kuruluşları olmak üzere toplumun tüm kesimlerine görev düştüğü belirtilmiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2026-2035 dönemini kapsayan Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Belgesi'nin tanıtımında, Türkiye'nin demografik yapısını güçlendirmeyi hedefleyen ve birbirini tamamlayan beş stratejik önceliği, bir anlamda bu belgenin özeti olarak şu şekilde ifade etmiştir. “Birinci stratejik önceliğimiz, aile kurumunun ve nesillerin korunmasıdır. İkinci önceliğimiz, evlilik müessesesinin teşvikidir. Üçüncü önceliğimiz doğurganlık hızının artırılması, dördüncüsü gençlerin nitelikli yetiştirilmesi ve yaşlı refahıdır. Beşinci ve son stratejik önceliğimiz ise kırsalın yerinde kalkınması ve nüfusun dengeli dağılımıdır.”

Genelgenin resmiyet kazanması ve bir devlet politikasına dönüşmesi, sorunun devletin en yüksek makamlarınca görülmesi ve kabul edilmesi şüphesiz önemli bir adımdır. Genelgede özellikle aile kurumunun yalnızca demografik bir araç olarak değil, toplumsal yapının temel taşı olarak ele alınması ve bütüncül bir politika izlenmesinin gerekliliği dikkat çekicidir.

Neredeyse yarım asırdır, 2000'li yılların başına kadar nüfusun azaltılmasına yönelik oluşturulan; hatta o dönemde devlet politikası hâline getirilen bu anlayışın kırılması şüphesiz zaman alacaktır. Yine bu süreçte çok çocuk sahibi olmak aşağılandı, olumsuz bir olgu olarak sunuldu ve mizah konusuna dönüştürüldü. Nüfus artışının önlenmesine yönelik çalışmaları nedeniyle o dönemde çeşitli vakıflar fonlandı ve devlet erkânı bu politikaları ve vakıfları alkışladı.

Konunun birçok yönünün olduğunu unutmamak gerekir; sadece ekonomik programlarla düzeltilebilseydi, İskandinav ülkelerinin nüfusunun daha yüksek olması gerekirdi. Dolayısıyla bu, çok boyutlu ve dinamikleri farklı bir konu olarak karşımızda durmaktadır.

Yaklaşık 20-25 yıldır nüfusu artırmaya yönelik söylemlerin sahada karşılık bulmadığı açıktır. Çok katmanlı bir yapıya sahip olan ve birçok etkenin iç içe geçtiği bu sorunu kısa sürede çözmek mümkün olmadığı da açıktır. Peki, bu noktada neler yapılabilir? Temel başlıklar hâlinde ele alacak olursak:

1- Eğitim müfredatının batıcı ve bireyci değer sistemlerini ön plana çıkarması, geleneksel toplumsal normlar ile modern yaşam biçimleri arasında kuşaklar arası bir değer çatışması yaratmaktadır. İnsanların büyük çoğunluğu bireyselleşmeyle birlikte rahat ve konforlarından bir şey kaybetmek istememektedir. Bireyler konfor alanın bozulacağını düşünmekte bu durum evliliklerin dolayısıyla doğum oranlarının düşmesine neden olmaktadır.

2- Modernite, kadının zihnine çalışmayı özgürlük, çocuğu ise yük olarak kodlamaktadır. Bu algının kırılması; yalnızca bireysel bir farkındalık meselesi değil, aynı zamanda doğru sosyal politikalar ve güçlü bir aile destekleme sistemiyle mümkün olabilecek toplumsal bir dönüşüm meselesidir. Ekonomik kaygıların artması, kadınların istihdam içindeki payını yükseltmekte; ancak bu süreç bir yandan doğurganlık oranlarını olumsuz etkilerken diğer yandan evliliklerin ertelenmesine zemin hazırlamaktadır. Ailenin ve kadının evde desteklenmesi, çocuk sayısına göre belirlenen ekonomik yardımlar ve güvencesi olmayan ev hanımlarının sosyal güvenceden yararlanılması; hem annenin refahını hem de toplumun sürdürülebilir nüfus yapısını koruma açısından vazgeçilmez bir politika bileşeni olacaktır. Kadının mutluluğunu ve huzurunu sağlamadan ne sağlıklı bir aile inşa edebilir, ne de güçlü bir toplum kurabiliriz.

3- Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması ve gençlerin mesleki eğitime değil sürekli akademiye yönlendirilmesi, “bir an önce meslek sahibi olayım, yuvamı kurayım” düşüncesinden uzaklaştırdı. Eğitim süresinin uzaması iş hayatına girişi geciktirmekte; iş hayatına geç giriş ise evliliği ötelemektedir. Bu durum kaçınılmaz olarak çocuk sayısını azaltmaktadır.

4- Medyanın yıllardır diziler ve kadın (gündüz kuşağı) programları aracılığıyla tekrar eden olumsuz aile modelleri, aldatma, cinsellik ve çarpık ilişkileri sürekli izletmesi aileyi ciddi anlamda yıprattı ve gençlerin aile kurmaya korkuyla yaklaşmalarına neden oldu. Bu çerçevede son yıllarda yayınlanan dizilerde ailenin nasıl tahrip edildiğini somut örneklerle görmek mümkündür. (Bkz. https://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-vehbi-unal/3617229-carpik-iliskiler-ve-aldatmanin-kiskacindaki-aileler-diziler-i). Bu çerçevede aile, evlilik ve çocuk sahibi olma; medyada, dizilerde ve sosyal platformlarda olumlu, değerli ve özendirici biçimde sunulmalıdır. Kültürel kodlar yeniden inşa edilmelidir.

5- Aile politikalarını etkileyen hukuki tartışmalar arasında “kadının beyanı esastır” yaklaşımının kötüye kullanılması, aile birlikteliğini temelden zedeleyen zinanın hukuki yaptırım alanı dışına çıkarılmış olması, kısa süren evliliklerde ömür boyu süren nafaka meselesi ve boşanma durumunda mal paylaşımı konusu; yuva kurmayı düşünen gençlerin gözünü korkutmaktadır. Bu konuların yasal mevzuat çerçevesinde bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir.

6- Boşanma oranlarının yüksekliği, gençleri evlenmekten uzaklaştırmaktadır. Evlilik öncesinde çift adaylarına; evlilik, aile, çocuk, iletişim ve değer aktarımı gibi konuları kapsayan sertifikalı bir eğitimin zorunlu olarak verilmesi, ayrıca yeni evlenenlerin ekonomik olarak desteklenmesi önemlidir.

7- Boşanmaların evliliğin ilk beş yılında yoğunlaşması göz önüne alındığında, bu duruma sürüklenmeden yeni kurulan ailelerin sürekliliğini sağlamak açısından; işverenlerin işyerlerinde belirli oranda engelli çalıştırma zorunluluğu olduğu gibi, evliliğin ilk beş yılındaki genç çiftlere belirli oranda istihdam zorunluluğu getirilebilir. Bu düzenlemenin, iş stresi, iş kaybı ve ekonomik güçlükler nedeniyle ailenin sarsılmasının önüne geçeceği değerlendirilmektedir.

8- Evliliği sürdürme konusunda riskli ailelerin aile hekimliği modelinde olduğu gibi takip edilmesi ve aile danışmanlığı hizmetlerinin bu ailelere götürülmesinin boşanma oranlarını azaltmada etkili olacağı kanaatindeyim.

9- Gelir eşitsizliği ve tüketim kültürünün dayattığı yaşam standartları, dar gelirli vatandaşlarımızı evlilik ve çocuk sahibi olmaktan alıkoymaktadır. Bu kesimi koruyacak güçlü sosyal politikalara olan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır.

10- Çalışan kadınlar için iş ve aile yaşamını uzlaştırıcı mekanizmaların yetersiz olması, çocuk doğurma oranlarını düşürmektedir. Bu çerçevede kreş, esnek çalışma saatleri ve ebeveyn izni gibi yapısal düzenlemelerin yapılması önemlidir.

11- Düğün merasimlerinin “adet” adı altında ağır ve altından kalkılamayacak bir yük oluşturması, evlenmeyi ve aile kurmayı zorlaştırmaktadır. Bu nedenle kamu kurumları, okullar vb. mekânlarda tatil dönemlerinde düğün için bir platform oluşturularak evlenecek gençlere sembolik ücretlerle kiraya verilmesi, bu yükü hafifletme açısından en azından bir nebze katkı sağlayacaktır.

12- Doğum teşvikleri sembolik düzeyde kalmaktan çıkarılmalı; çocuk başına sağlanan maddi destekler, vergi indirimleri ve sosyal haklar somut ve cazip bir hâle getirilmelidir.

13- Evli ve çocuklu ailelere yönelik öncelikli ve avantajlı konut edinme imkânları sunulmalıdır. Aile kurmak, ekonomik açıdan erişilebilir kılınmalıdır.

14- Türkiye'de sezaryen oranı %60'ın üzerinde seyrederek OECD ülkeleri arasında en yüksek düzeye ulaşmış; AB ortalamasının (%29) neredeyse iki katına çıkmıştır. Bu çarpıcı tablo, yalnızca bir tıbbi tercih meselesi değil, aynı zamanda doğum oranlarını olumsuz etkileyen yapısal bir sorun olarak değerlendirilmelidir. Özellikle özel sağlık sektöründe kâr güdüsünün tıbbi kararların önüne geçmesi; gereksiz tetkikler ve operasyonlarla birlikte sezaryen oranlarını yukarı çekmekte, bu durum doğurganlık üzerinde de ciddi bir baskı oluşturmaktadır.

15- Aile değerlerini güçlendiren sivil toplum kuruluşları ve dini kurumlar bu sürecin aktif paydaşları hâline getirilmelidir.

Türkiye'nin demografik gidişatı, yalnızca istatistiksel bir sorun olmanın ötesinde; toplumsal, kültürel, ekonomik ve hukuki boyutlarıyla ele alınması gereken çok katmanlı ve yapısal bir sorun olarak değerlendirilmelidir. Nüfus ve aile politikalarının başarıya ulaşabilmesi için tek bir alana odaklanmak yeterli değildir. Etkili bir çözüm için; devlet, eğitim kurumları,  yargı,  medya, sağlık sistemi,  dini kurumlar ve sivil toplum kuruluşları birlikte ve koordineli biçimde hareket etmelidir.

Yorumlar5

  • misafir 19 dakika önce Şikayet Et
    55 yaşındayım hiç evlenmedim kafam rahat ....
    Cevapla
  • Vatandaş Salih 1 saat önce Şikayet Et
    Evlenecek gençlere arsa tahsis edilsin. Bir evin maliyeti 2.5 milyonken Haris müteaahitler 20 milyona ev satıyor. Emlakçılar ikinci kez soyuyor. Emlakçı yasaklansın. Gariban kira kadar bunlara para ödüyor. Evlenecek bir genç kira için emlakçıya asgari ücret ödüyor. Evden çok yapı şirketi ve emlakçı var
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Koray 1 saat önce Şikayet Et
    Her madde çok önemli
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Gazi Tatlı 2 saat önce Şikayet Et
    Çok farklı çözümler ileri sürülmüş tebrik ederim hocam.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Alican 2 saat önce Şikayet Et
    Hocam çok güzel çözüm önerileri sunmuşsunuz kaleminize, gönlünüze sağlık.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat