Bilgisiz siyaset ve traji komik haller
- GİRİŞ22.01.2026 08:43
- GÜNCELLEME22.01.2026 08:43
Ana muhalefet liderimiz; Suriye’nin katil diktatörü Beşar Esed uçakta, Rusya’ya kaçarken Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin kendisiyle Suriye’nin geleceğini konuşmasını öneriyordu. Bu önerinin üzerinden saatler geçmeden Şam’da yeni bir hükümet kuruldu…
Ana muhalefet liderimiz bu kez de kurulan Hükümet’in Türkiye’nin bilgisi, iradesi dışında ABD ve İsrail kontrolünde oluştuğunu iddia etti, Trump çıktı dedi ki, “Devrimin arkasında Türkiye var. Erdoğan’a saygı duyuyorum…”
Ana muhalefetimiz dillerine pelesenk ettikleri en önemli sorunun çözümünü içeren Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge kapsamında hiçbir faaliyete beklenen katkıyı vermedi, ancak olumlu gelişmeleri görünce muhterem Ana muhalefet liderimiz 10 Mart Mutabakatı’na uymayan PKK- SGD-YPG’nin yanında hizalandıklarını gösteren ve şöyle garip cümleler kurdular: “Kim kime katılacak. 100 bin kişilik SGD-YPG neden hiçbir gücü, etkinliği olmayan kendisinden küçük Suriye Ordusu’na katılsın?”
Şimdi Suriye Hükümeti ve Ordusu büyük bir zafer kazandı. Ülkenin tümünde egemenliği sağladı. Terör yapılanmasını darmadağın etti; Trump, SDG için, “paralarını verdik, zaten ülkenin petrol kaynaklarını da kullandılar, hiçbir borcumuz yok” dedi, Suriye Hükümeti’ne desteğini yineledi; Büyükelçi Barrack, “SDG artık birinci ortağımız değil, Suriye’de güçlü bir hükümet var ve onlarla yola devam edeceğiz” açıklamasını yaptı. Bizim Ana muhalefet hala kardeş partileri olan SDG-YPG güzellemesi peşinde… SDG-YPG ise artık tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı ki, PKK’nın uzantısı…
Ana muhalefet liderimiz, geçtiğimiz günlerde de Hatay’da da benzer bir garabet sergiledi., “Yapılamaz, teslim edilemez, bitirilemez” diye sürekli propaganda yaptıkları, yapılanları küçümsedikleri, ellerini taşın altına koymadıkları onbir şehrin hep birlikte ayağa kalkmasını, özellikle Hatay’ın yeniden küllerinden doğmasını eleştirmek için demiş ki, “Biz bitiremezsiniz demedik, bir yılda bitiremezsiniz dedik, bakın kaç yılda bitirdiniz…”
Bununla da kalmadı, Bakan oldu olalı deprem bölgesinden çıkmayan, defalarca Hatay’da yatıp kalkan Murat Kurum’u, depremde ailesinden 12 kişiyi kara toprağa veren, deprem acılarının birinci derece mağduru ve deprem yaralarını sarmak için kendisini bölgeye vakfeden Hatay Milletvekili ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman’ı güya tenkit etti…
Deprem turisti dahi olmayan, deprem bölgesine şöyle ne olup bitiyor diye dahi gelmeyen, deprem bölgesinin ayağa kalkmasını ise hiç hazmedemeyen bir anlayış ama ne yazık ki, herkesin gözü önünde ve tarihin kayıtları içinde…
Bu durum CHP açısından çok ciddi bir bilgi, kapasite, siyaset inşası açığına işaret etmektedir.
Siyaset, çoğu zaman görünür olanla, yani söylemle, güç mücadelesiyle ve anlık tartışmalarla tanımlanır. Oysa bu görünür alan, siyasetin yalnızca yüzeyidir. Derinlikte ise esas belirleyici unsur, bilginin varlığı, niteliği ve karar alma süreçlerine ne ölçüde dâhil edildiğidir.
Bilgiye dayanmayan bir siyaset, kısa vadede hareketlilik yaratabilir; ancak uzun vadede toplumsal düzen, devlet kapasitesi ve kurumsal güven üretmesi mümkün değildir. Devlet yönetimi, heyecanla değil; muhakemeyle yürütülür. Bu muhakemenin temel girdisi ise bilgidir.
Bilgi kavramı, siyaset bağlamında çoğu zaman daraltılarak ele alınır. Bilgi, tarihsel tecrübenin, kurumsal hafızanın, sahadan gelen verinin, toplumsal yapının ve uluslararası sistemin birlikte okunmasıyla oluşan bütüncül bir zemindir.
Siyasetçinin karşı karşıya olduğu sorunlar, tek boyutlu değildir; dolayısıyla bu sorunlara verilecek cevapların da tek bir bilgi kaynağına dayanması yeterli olmaz. Bu bütünsellik kaybolduğunda siyaset, ya soyut teorilere sıkışır ya da günü kurtarmaya yönelik reflekslerle yürütülür.
Devletin de siyasetin de en temel özelliği sürekliliktir. Bu süreklilik, kişiler üzerinden değil; bilgiyle beslenen kurumlar üzerinden sağlanır. Kurumların zayıfladığı, bilginin kişisel hafızalarda tutulduğu sistemlerde her siyasi değişim, aynı hataların tekrar edilmesiyle sonuçlanır.
Geçmiş tecrübelerin yok sayılması, entelektüel bir kayıp olmasının yanısıra ekonomik, sosyal ve stratejik bir maliyettir.
Devlet aklı, geçmişten ders çıkarma yeteneğiyle ölçülür. Bu yeteneğin kaybı, devleti refleksif ve savunmasız hâle getirir. CHP yönetimi ve Özgür Özel, çok dar bir ekiple çalışmayı tercih edip, partinin bilgili, bilgiye erişimi devam eden kadrolarını dışladığı içindir ki, bu garip hallerden kurtulamamaktadır. Parti içinde öylesine cevher isimler var ki, devlet deneyimi ile yurt içi ve yurt dışı münasebetleri ile aslında Parti’nin ve liderlerinin içinde bulunduğu bu bilgi açığını kapatabilirler ve bundan kaynaklı acziyetleri hızlı bir şekilde giderebilirler. Sanırım onlar da şöyle bir psikoloji içindeler: “Sarhoşa dokunma, gitsin yıkıldığı yere kadar…”
Bilimsel akıl, siyasetin yerine geçmez; ancak onu dengeleyen ve disipline eden bir işlev görür. Bilim, değer üretmez; fakat sonuç üretir. Siyaset ise değerler üzerinden şekillenir. Bu iki alan arasındaki ilişki, çatışma değil, tamamlayıcılıktır. Bilimsel verilerin dışlandığı bir siyaset anlayışı, çoğu zaman iyi niyetle yola çıksa dahi, öngörülemeyen ve geri dönüşü zor sonuçlar doğurur. Özellikle ekonomi, sağlık, çevre ve güvenlik gibi alanlarda yapılan her hatanın bedeli, doğrudan toplum tarafından ödenir. Bu nedenle bilginin yokluğu, yalnızca teknik bir eksiklik değil; ahlaki bir sorumluluk problemidir. Hatay örneğinde bu ahlaki sorumluluktan uzaklığı ve zafiyeti bir kez daha gördük…
Günümüz siyasetinin en belirgin düşkünlüklerinden biri, bilginin itibarsızlaştırılmasıdır. Hızın ve yüzeyselliğin egemen olduğu bir ortamda, uzmanlık kolaylıkla “kopukluk”, derinlik ise “elitizm” olarak yaftalanabilmektedir. Bu yaklaşım, siyasal popülizmin temel besin kaynaklarından biridir.
Karmaşık sorunlara basit cevaplar verme iddiası, kısa vadede karşılık bulsa da, orta ve uzun vadede devlet kapasitesini aşındırır. Bilginin tasfiye edildiği bir siyaset, kararlarını öngörüye değil; tepkilere dayandırır. Tepkisel siyaset ise kriz üretir.
Toplumla bağ kurmanın yolu, bilgiyi reddetmek değil; bilgiyi toplumun gerçekliğiyle buluşturmaktır. Bilgi evrensel olabilir; ancak uygulama her zaman yereldir. Tarihi, kültürü ve sosyal dokuyu dikkate almayan politikalar, teknik olarak ne kadar doğru olursa olsun, sahada karşılık bulmaz. Toplumu tanımayan siyaset, onu yönlendiremez; yalnızca zorlar. Zorlama ise kalıcı değildir.
Dış politika ve güvenlik alanları, bilginin hayatiyetinin en çıplak biçimde görüldüğü alanlardır. Uluslararası sistem, iyi niyetle veya küçük kurnazlıklarla değil; güç dengeleriyle işler. Bu dengeleri okuyabilmek, tarihsel arka planı, coğrafi gerçekliği ve muhatap aktörlerin zihniyetini bilmeyi gerektirir.
Bilgiden yoksun bir dış politika, ya aşırı iddialı ya da aşırı çekingen olur. Her iki durum da devletin itibarını ve manevra alanını daraltır. Gerçek güç, kriz oluşturma kapasitesinde değil; krizleri önceden görme ve yönetme yeteneğinde yatar.
Son tahlilde siyaset, bir emanet işidir. Bu emanet, yalnızca bugünün taleplerini değil; yarının ihtiyaçlarını da gözetmeyi gerektirir. Bilgi, bu sorumluluğun en temel dayanağıdır. Bilgiye dayalı siyaset daha sessizdir, daha az hata yapar ve daha az bedel ödetir. Gürültü üretmez; istikrar üretir. Devletler, sloganlarla değil; sabırla, ciddiyetle ve bilgiyle ayakta kalır. Siyasetin kalıcı itibarı da, tam olarak bu zeminde inşa edilir.
O kanaatteyim ki, İBB ve İmamoğlu ipoteği CHP’yi tüm gerçekliklerden, bilgiden koparmaktadır. Üstlendikleri bu muazzam kötü yük altında siyaset üretmeyi, ülkenin ve dünyanın içinde bulunduğu konulara, sorunlara eğilmeyi, kafa yormayı unutmuş durumdalar.
Ana muhalefet liderliğinin CHP’ye unutturmadığı hatta daha ileri boyutlara taşıdığı tek pratik ne yazık ki yalanı kurumsallaştırmak, dezenformasyon üretmek olmuştur…
Bu arada, Suriye Ordusu Türkiye Cumhuriyeti toprağı olan Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu Karakozak’ı da terör örgütünden temizledi. Yani CHP’nin kardeş partisi YPG’den… Selam olsun Karakozak’ı terörden arındıran yiğitlere…
Yorumlar19
-
Misafir
48 dakika önce
Şikayet Et
Küresel Sermayenin ortaya çıkardığı terör örgütleri Dünyada Küresel Sermaye dayak yerken ayakta kalması düşünülemez. Kelin merhemi olsa kendi başına sürerdi.
Beğen
Cevapla
-
YUNUS ŞAHİN
53 dakika önce
Şikayet Et
Muhteşem bir tahlil olmuş sayın hocam kaleminize sağlık. Katılıyorum günlük siyasetlerle bu güzelim memleketimizin geleceği planlanamaz. Seminerlerini kocaman bir yalan, yalancılık üzerine alanlardan da zaten bu beklenemez.
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
sezai
1 saat önce
Şikayet Et
hocam, 15 senedir yalanlarla her şeyi kirlettiler. kitlesi bunlar ne derse inaniyor. daha dün bir CHP'li, Ankara'da akpliler su borularını patlatiyormus ondan su kesintisi oluyormuş diyor, durumları gerçekten vahim. bu adamların gözü önünde hirsizlik yapsalar bunlar inanmaz, ama sen en dürüst insan ol sana aldı galiba diye biriis bir iftira atsa adini hırsıza çıkarırlar. durum vahim.
Beğen
Cevapla
-
Ömer faruk
1 saat önce
Şikayet Et
Kıymetli hocam yazının bir yerinde CHP içinde değerli cevherler olduğunu yazmışsınız.Chp nin tamamı bu milletin diline dinine örf adetlerine gelecek göreneklerine düşman kişilerden oluşur
Beğen
Cevapla
-
Mustafa
1 saat önce
Şikayet Et
O yalan söyledikçe meydandaki yandaşları coşuyor alkışlıyor çünkü adamlar doğru ile yanlışı ayırt edemiyorlar. Ulan yapılanlarıdamı görmiüorsunuz, hadi iktidar yanlısı olmayabilirsiniz bari insan olun hizmeti takdir edin başınızdakinin yalanlarına ortak olmayın.
Beğen
Cevapla
Toplam 6 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle