Sanal kumar, bahis sorununa karşı nerede durmalıyız?
- GİRİŞ12.02.2026 09:16
- GÜNCELLEME12.02.2026 09:16
Çevremizde de çok insan bu konuyu sormaya, konuşmaya başladı. Bizim çevremize girecek bir konu değildi oysaki... Dertli sayısı gittikçe artıyor. Devlet de konuya el atıyor. Bankalara gerekli talimatlar verilmiş, bankalar üzerinden kumar, bahis yolu tıkanıyor… Düşünün ki Cumhurbaşkanımızın bile gündemine girmiş, sürekli uyarıyor ve bu işin kökünün kazınmasını talimatlandırıyor, pek çok kurum ve kuruluş mücadele için yol yöntem arayışında…
Şapkayı önümüze koyup düşünmek, mutlaka bir yol bulup en kararlı mücadeleyi vermek zorundayız…
Konu çok boyutlu, çetrefilli, çözümü zor gibi gözükmekle birlikte geç kalınan her an yeni mağduriyetleri de beraberinde getiriyor…
Malum, dijitalleşme, teknolojik bir ilerleme olduğu gibi modern toplumun iktisadi, kültürel ve siyasal örgütlenme biçimlerini kökten dönüştüren tarihsel bir kırılmadır. Üretim süreçlerinden tüketim alışkanlıklarına, aile yapısından devletin egemenlik araçlarına kadar hemen her alan, dijital ağların belirlediği yeni bir mantık etrafında yeniden şekillenmektedir.
Bu dönüşüm, bir yandan iletişim ve bilgiye erişimi kolaylaştırırken, diğer yandan insanın en temel zaaflarını sistematik biçimde istismar eden yeni pazar alanları üretmiştir.
Bu alanların en görünmez fakat en yıkıcı olanlarından biri, sanal kumar ve çevrim içi bahis düzenidir.
Sanal kumar, bahis artık maalesef bireysel bir tercih, marjinal bir eğlence ya da kişisel bir zaaf olarak ele alınarak geçiştirilemeyecek ölçüde büyümüş; toplumsal yapıyı, ekonomik dengeleri ve siyasal egemenliği tehdit eden yapısal bir olguya dönüşmüştür.
Tarihsel olarak kumar, belirli mekânlara, sınıfsal çevrelere ve kültürel normlara bağlı kalmış; çoğu toplumda ahlaki ve hukuki sınırlarla çevrelenmiştir. Oysa dijitalleşme, bu sınırların tamamını ortadan kaldırmış, kumarı her an erişilebilir, görünmez ve sürekli genişleyen bir küresel pazara dönüştürmüştür.
Şunu bilmeliyiz ki kumar, fiziksel mekânlardan bağımsız hale gelmiştir;
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle elde, cepte taşınan ekranlar aracılığıyla hayatın en mahrem alanlarına sızmaktadır.
Bu dönüşüm, teknolojik yenilik olduğu kadar iktisadi ve siyasal bir yeniden yapılanmadır da. Çünkü bu yeni kumar ortamı ve pazarı, çoğu zaman ulusal hukuk sistemlerinin dışında, denetimsiz ve sınır ötesi ağlar üzerinden işlemektedir.
Böylece devletlerin ekonomik egemenlik kapasitesi aşınmakta, bireyler ise küresel ölçekte işleyen fakat yerel sonuçlar üreten bir sömürü düzeninin içine çekilmektedir.
Sanal kumar, bahis rezaleti emeğin ve üretimin toplumsal anlamını köklü biçimde dönüştürmektedir. Kolay ve hızlı kazanç vaadi, uzun vadeli emek, sabır, sorumluluk ve toplumsal katkı gibi değerleri sistematik biçimde değersizleştirir. Risk, artık ilerlemenin değil; rastlantının ve spekülasyonun aracı hâline gelir. Bu zihinsel dönüşüm, özellikle ekonomik kırılganlık yaşayan kesimlerde daha güçlü bir karşılık bulur.
Yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlik içindeki insanlar için sanal kumar, bir “umut ekonomisi” gibi sunulmaktadır. Oysa bu umut, yapısal eşitsizlikleri görünmez kılan, bireyi kendi kaderinin sorumlusu gibi gösteren ideolojik bir yanılsamadır. Böylece sistem, kendi ürettiği eşitsizlikleri bireysel tercihlere indirger ve sorumluluğu bireyin omuzlarına yükler.
Bu süreçte aile kurumu, modern toplumun en temel dayanışma yapısı olarak ağır bir çözülme yaşamaktadır. Aile biyolojik bir birlik, ekonomik güvence, değer aktarımı ve toplumsal süreklilik mekânıdır. Sanal kumar, bu çok katmanlı yapıyı içten içe aşındırıyor. Gelirin gizlenmesi, borçların saklanması, sürekli belirsizlik ve güvensizlik hâli, aile içi ilişkileri zedeliyor. Maalesef çok yuvalar dağılıyor…
Burada görülmesi gereken bir husus da çözülmenin çoğu zaman sessiz gerçekleşmesidir, çünkü sanal kumar, fiziksel bir mekân ya da sosyal çevre gerektirmez.
Böylece sorun, evlerin içinde görünmez bir çatlak gibi büyümektedir. Bu çatlak, zamanla eşler arası yabancılaşmaya, çocuklarda güvensizlik duygusuna ve kuşaklar arası değer aktarımının kesintiye uğramasına yol açıyor. Dolayısıyla sanal kumar, yalnızca bugünü değil; yarının toplumsal dokusunu da zayıflatıyor.
Gençlik açısından mesele, toplumsal yeniden üretim sürecinin doğrudan tehdit edilmesidir. Dijital kültür içinde büyüyen kuşaklar, başarı, risk ve kazanç kavramlarını sanal ortamda yeniden öğrenmektedir.
Oyunlaştırılmış bahis sistemleri, gençlere çalışmanın değil, şansın kazandırdığı bir dünya algısı sunar. Bu algı, eğitim, meslek ve toplumsal katkı gibi uzun vadeli hedefleri değersizleştirir. Toplum, üretkenliğini ve geleceğe olan güvenini bu zihinsel kayma üzerinden yitirir. Gençliğin bu şekilde yönsüzleşmesi, yalnızca bireysel bir sorun değil; toplumsal bir varoluş krizidir.
Sanal kumarın ve bahisin siyasal boyutu ise çoğu zaman göz ardı ediliyor. Oysa bu alan, doğrudan dijital egemenlik, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik meseleleriyle bağlantılıdır. Yasa dışı platformlar, milli ekonomilerden büyük miktarda sermayeyi kayıt dışı biçimde dışarı aktaran bir habistir de. Vergilendirilemeyen bu akış, kamu maliyesini zayıflatırken; kara para, organize suç ve yasa dışı ağlar için elverişli bir zemin oluşturur. Devletin bu alanı tam olarak denetleyememesi, ekonomik olduğu gibi simgesel bir egemenlik kaybıdır da. Çünkü egemenlik, fiziki sınırları da, dijital alanları da kapsamak zorundadır.
Bu nedenle sanal kumarla mücadele, dar anlamda yasaklama politikalarıyla sınırlı kalamaz. Bu mesele, kamu sağlığından sosyal politikalara, dijital egemenlikten kültürel direnç mekanizmalarına kadar uzanan bütüncül bir yeniden yapılanma gerektirir.
Aileyi güçlendiren sosyal destek programları, gençliği üretkenliğe yönlendiren ekonomik stratejiler, dijital alanın kamusal yarar temelinde yeniden düzenlenmesi bu mücadelenin ayrılmaz parçalarıdır.
Aynı zamanda medya ve kültür endüstrisinin sorumluluğu da göz ardı edilemez. Kumarın ve hızlı kazancın normalleştirildiği her anlatı, bu döngüyü yeniden üretir.
Kısacası sanal kumar, bahis siteleri dijital çağın en karmaşık ve en derin toplumsal risk alanlarından biridir. Bu risk, aileyi, gençliği, emeğin ahlakını ve siyasal egemenliği aynı anda tehdit etmektedir.
Mücadele, geçici ve yüzeysel tepkilerle değil; uzun vadeli, disiplinler arası ve değer temelli bir perspektifle yürütülmelidir. Aileyi, gençliği ve insan onurunu merkeze almayan hiçbir dijital ilerleme, sürdürülebilir bir gelecek inşa edemez.
Prof. Dr. Zakir Avşar / Haber7
Yorumlar5