Cürüm ortaklarına farklı muamele arınma getirir mi?
- GİRİŞ25.06.2026 08:15
- GÜNCELLEME25.06.2026 08:15
Konu yine CHP. 38. Kurultay sonrasında delegelerin iradesini sakatladığı iddia edilen aktörlere yönelik yürütülen süreçler, siyasetin doğasında bulunan güç mücadelesinin ötesinde, kurumsal meşruiyet ve ahlaki tutarlılık bakımından dikkatle incelenmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor. Ciddiyet atfedilen bir cürüm iddiası varken bu cürümle ilişkilendirilen aktörler arasında ortaya çıkan muamele farklılıklarının açıklanabilir, tutarlı ve ilkesel bir zemine oturması beklenir.
Ne var ki bazı isimler hakkında disiplin süreçleri hızla işletilirken, benzer iddialarla anılan, hatta daha ötesine geçip alenen Kılıçdaroğlu’na, ekibine yönelik hakaretamiz açıklamalarda bulunan, kafa tutan başka aktörlerin süreç dışında kalması ya da daha korunaklı bir pozisyonda tutulması, meselenin hukuki ya da etik boyutundan çok siyasi boyutunu öne çıkarıyor.
Bu durum, doğal olarak şu soruyu gündeme taşıyor: CHP’de yürütülen süreç gerçekten arınma ve temizlenme amacı mı taşıyor, yoksa parti içi güç dengelerini yeniden kurmaya dönük bir tasarruf mu söz konusu?
Siyasal örgütlerde arınma söylemi, tarih boyunca iki farklı işlev üstlenmiştir. Birincisi, kurumsal meşruiyeti onarmak ve bozulmuş siyasi ve etik zemini yeniden tesis etmektir. İkincisi ise güç mücadelelerinde rakip unsurları tasfiye etmek için meşruiyet üreten bir araç olarak kullanılmaktır.
Dışarıdan bakıldığında her iki süreç de benzer kavramlarla ifade edilebilir, şeffaflık, hesap verebilirlik, disiplin, etik hassasiyet, yenilenme… Fakat bu kavramların ardındaki niyeti açığa çıkaran amil karar alma süreçlerindeki tutarlılık ve eşitliktir.
Bir kurumda etik ihlal iddiası varsa, soruşturmanın odağını kişiler değil fiiller belirlemelidir. Fiilin niteliği, ağırlığı, etkisi ve ortaya çıkardığı zarar temel ölçüt olmalıdır. Buna karşılık kişi merkezli değerlendirmelerde ölçü kayar. Yakınlık, aidiyet, ekip ilişkileri, geçmiş ortaklıklar ve geleceğe dönük siyasi hesaplar belirleyici hâle gelir. Tam da bu noktada arınma söylemi, etik bir yüzey taşımasına rağmen özünde siyasi mühendisliğe dönüşebilir.
Bu bağlamda CHP’de ortaya çıkan tablo birkaç ihtimali beraberinde düşündürüyor. İlk ihtimal, arınma söyleminin retorik düzeyde kalacak olmasıdır. Başka bir ifadeyle, kamuoyuna verilen mesaj temizlenme yönünde olsa da uygulamada temel belirleyici unsur ilke değil, siyasal fayda hesabı olabilir. Eğer karar süreçleri kişilere göre değişiyorsa, söylem ile pratik arasındaki mesafe büyür. Bu mesafe büyüdükçe kurumsal güven erozyona uğrar.
İkinci ihtimal, bazı aktörlerin bilinçli biçimde korunuyor olmasıdır. Siyasal yapılarda koruma refleksi çoğu zaman görünür sadakat ilişkilerinin ötesinde işler. Ortak geçmiş, karşılıklı bağımlılık, stratejik zorunluluk veya gelecekte ihtiyaç duyulacak ittifaklar belirli isimlerin sistem içinde tutulmasına neden olabilir. Böyle durumlarda tasfiye edilenlerle korunanlar arasındaki fark suç isnadının derecesinden çok güç denklemindeki konumla ilişkilidir.
Bu koruma davranışının ardında psikolojik ve örgütsel nedenler de bulunabilir. Güç merkezleri kendilerine yakın aktörleri kaybetmek istemez. Çünkü her tasfiye güç ağında bir zayıflama anlamına gelir. Bu nedenle siyasal örgütler çoğu zaman tüm ortaklarıyla hesaplaşmayı göze alamaz, belirli bir noktada seçici davranmaya başlar. Seçicilik başladığında ise adalet duygusu aşınır.
Üçüncü ihtimal daha stratejiktir: Ekipler arasında kontrollü bir ayrışma sağlamak olabilir. Bu ihtimal, siyaset bilimi açısından oldukça tanıdıktır. Büyük örgütlerde güç konsolidasyonu çoğu zaman blokların parçalanmasıyla ve bloklardan da kişilerin koparılmasıyla mümkün olur. Bir ekip içindeki aktörlerin farklı muameleye tabi tutulması aralarındaki güven ilişkisini zedeler. Korunan ile dışlanan arasında psikolojik mesafe oluşur. Bu mesafe zamanla politik ayrışmaya dönüşür.
Burada önemli olan husus ayrıştırmanın görünür sertlik üzerinden yürümek zorunda olmamasıdır. Açık çatışma yaşanmadan da ekipler parçalanabilir. Bir isim hedefe konur, diğeri korunur veya biri disipline sevk edilir, diğeri süreç dışında bırakılır, biri görünür biçimde eleştirilir, diğeri sessizlikle korunur. Bu farklı muamele, grubun iç dengesini bozar. Sözgelimi tedbirli ihraç kararı verilen dokuz isimden biri ile ilgili tedbir kararının kaldırılması gibi… Bu tür pratiklerle ortak aidiyet duygusu çözülür.
Siyasi organizasyonlarda bu neviden seçici tasarrufların önemli bir sonucu da ortak sorumluluk ilkesinin çökmesidir. Oysa bir eylem kolektif bir irade içinde gerçekleşmişse, sorumluluk da kolektif nitelik taşır. Ortaklık, kazanç paylaşımı kadar risk paylaşımını da gerektirir.
Cürüm ortaklığı kavramı bu nedenle dikkate değerdir. Çünkü ortaklık görünür fail olmayı aşan bir anlam taşır. Bir süreci planlamak, sessiz kalmak, meşruiyet üretmek, zemini hazırlamak, sonuçlardan fayda sağlamak… Bunların her biri ortaklığın farklı biçimleridir. Dolayısıyla sorumluluk tartışması yürütülürken görünür aktörlerle görünmeyen destek ağları arasındaki ilişki de hesaba katılmalıdır.
Eğer ortaklardan bir bölümü hesap verirken diğer bölümü sistematik biçimde dışarıda tutuluyorsa, korunuyor izlenimi oluşturuluyorsa burada eşitlikten söz etmek güçleşir. Daha önemlisi bu durum örgüt içi algıyı dönüştürür.
Adalet beklentisi zedelendiğinde disiplin mekanizmaları meşruiyet üretmez, kuşku üretir. İnsanlar kararların neden alındığını değil, kimin için alındığını konuşmaya başlar. Bu aşamadan sonra etik söylemler inandırıcılığını kaybeder. Arınma kavramı da temizlenme yerine tasfiye çağrışımı üretir.
Tam da bu yüzden sorulması gereken temel soru şudur: CHP’de işletilen süreçler gerçekten ilkesel bir arınma iradesini mi temsil ediyor, yoksa parti içi iktidar mücadelesinin yeni safhasını mı?
Eğer ölçü kişiler arasında değişiyorsa, karar süreçleri siyasi yakınlığa göre şekilleniyorsa, bazı aktörler korunurken bazıları yükün altında bırakılıyorsa, ortada ilkesel arınmadan söz etmek kolay değildir.
Bir kurumun kendini temizleme iddiası yakın çevresiyle hesaplaşırken sergilediği tavırla gerçeğe dönüşür. Uzak olanı eleştirmek kolaydır, yakın olanla yüzleşmek zordur. İlke tam da bu zorluk anında anlam kazanır.
Sonuçta mesele birkaç kişinin disiplin sürecine sevk edilmesinden ibaret olmamalıdır. Eğer cürüm varsa ortaklarının ayrıştırılması hakikati berraklaştırmaz, tersine bulanıklaştırır. Bir kısmını koruyup bir kısmını dışarıda bırakmak, sorunu çözmek yerine yeni güç denklemleri üretir.
Bu nedenle bugün ortaya çıkan tabloya bakıldığında akıllardaki kuşku büyüyor: Arınma ve temizlenme söylemi gerçekten kurumsal yenilenmenin dili mi, yoksa iç iktidar savaşının meşruiyet kalkanı mı?
Seçici adaletin hâkim olduğu yapılarda kriz sona ermez; biçim değiştirerek devam eder. Cürüm ortaklarını ayrıştıran her tercih gerçeği aydınlatmaktan çok yeni kırılmalar üretir. Bu kırılmaların sonunda kazanan bir ekip olabilir fakat kaybeden çoğu zaman kurumun kendisi olur.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol