İran'a dost tavsiyesi

  • GİRİŞ17.01.2026 09:41
  • GÜNCELLEME17.01.2026 09:41

İran, Haçlı-Siyon tehdidi altında. Saldırı tehlikesi kalktı denemez. Her ân ağır bir darbe indirilebilir…

Sn. Hakan Fidan, bizim böyle bir ihtimale karşı nerede durduğumuzu net bir lisanla açıkladı:

-İran’a askerî müdahaleye karşıyız!..

Bu beyânatı kim verdi?

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgili Bakanı.

Kime karşı verdi?

ABD-İsrail ve yanlarında yer alabilecek devletlere karşı.

Bu bir tehdit midir?

Hayır değildir.

Şahsiyetli tavırdır.

Türkiye, şöyle düşünmedi:

-ABD, vursun; ardından ben de kan kaybetmiş İran’a girerim. Zaten Cenubî Azerbaycan’da neredeyse ülkenin yarısı kadar bir Türk nüfus var. Mehmetçik, hududu aştığında direniş değil, kabul görür. İran, tarihten bu yana Türkiye’nin Türkistan’la kucaklaşmasının önünde bir settir. Onun için şimdi saldırı olursa tarihî bir fırsat yakalamış olacağım!

Yerlerimiz değişik olsaydı İran da aynı aklıselimle mi davranırdı? Sanmayız! İran, tarihi boyunca dâima İslâm devlet ve Milletleriyle savaşmıştır.

İran coğrafyası, Büyük Selçuklu toprağıdır. Payitaht Rey Şehri, Tahran’ın yerindeydi. İran’ın temel yanlışlığı, inanç sapmasına uğrattığı İslamiyet’i Fars ırkçılığına malzeme yapmaktır. Zaman içinde bunu bir Şii ideolojisi hâline getirdi. Şeyh Safiyüddin Hazretleri, Safevviye Tarikati’nin kurucusu Sünnî bir mutasavvıftır. Şah İsmail, bu zâtın torunu iken dedesinin gittiği yoldan koparak Ehl-i sünnet düşmanlığını sermaye edinmiştir.

Bazıları, Selim-i Evvel için "Türk olan Şah İsmail ile harp etti" diye haksızlık yaparlar. Yavuz Sultan Selim Han, Anadolu birliğini tesis eden bir ulu Devlet adamıdır. Şah İsmail, "Şahkulu" adlı ajanlarını, Anadolu’ya yollayıp ahalinin itikadını Şialaştırarak bu topraklara fitne tohumları ekmek istemiştir. Sultanımız, bundan dolayı Safevî Şahı İsmail’in üstüne gitti. İki ordu, 23 Ağustos 1514’te Çaldıran Ovasında kapıştılar. Şah, hanımını da bırakarak kaçtı. Çaldıran Zaferi, aynı zamanda Anadolu’yu kuşan Safevî-Memluk ittifakına son verdi.

1639 Kasr-ı Şirin andlaşmasından bu yana İran’la hudut ihtilafımız olmadığı sözü doğrudur. Lakin bunun böyle olması, İran’ın rahat durduğu demek değildir. Aleyhimize beşinci kol faaliyetinden hiç vazgeçmedi. Hem Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’sine ve hem de İslâm âlemine ideolojileştirdiği Şiiliği ihraçtan geri durmadı. Asya varlığımız olan Türkistan’la kucaklaşmamıza daima engel oldu. Bölgede Ermenistan gibi hangi devletle ve PKK gibi hangi örgütle hesaplaşmamız olsa hasımlarımıza el altından yardım etti…

Pehlevî Hânedanı, Kaçar Hanedanını saf dışı ettikten sonra 1925’ten itibaren yarım asır boyunca İran’ı şu klişe ilke ve inkılaplar ölçeğiyle Batı’ya yamamakla elbette kötü yaptı ama 1979’daki Humeyni hareketi daha büyük kötülük yaptı. Tabelada "İslam Cumhuriyeti" yazmasıyla maksad hâsıl olmuyor.

Sömürgeci dünya, 1979’da İran şehirlerinde on binleri sokağa dökerek Humeyni’yi Paris’ten alıp başa getirdi. Bugün de yine on binleri sokağa dökerek kullanma tarihi bitmiş olan Humeyni rejimini gönderip kendine biat edecek birilerini iktidar etme peşinde.

İran, 1979 ve 1980’de arka arkaya iki büyük talihsizlik yaşadı. İlki 1979’da kurulan rejim oldu. İkincisi, bu rejimin Irak’a Şia ideolojisi ihracını engellemek isteyen Saddam Hüseyin’e böyle bir niyetleri olmadığına dair teminat veremedi. Böylece Irak’ın 22 Eylül 1980’de yaptığı hücum ile 8 yıl sürecek olan Irak-İran savaşı başladı. Irak’ın 400 bin, İran’ın 1 milyon civarında kaybı oldu. İkisi de zayıfladı. İnanç bütünlüğümüz için sorgulanmaya değer ölçüde mülteci akınına maruz kaldık.

İran ve Irak’ın zayıflamaları, bölge üzerinde gözü olanlara yaradı. 2 Ağustos 1990’da ABD öncülüğünde 1. Körfez Harekâtı, 20 Mart 2003’te 2. Körfez Harekâtı yapıldı, 2011’e kadar sürdü. Neticede Saddam Hüseyin devrildi. 5 Kasım 2006’da insanlığa karşı suç işleme ithamıyla idam edildi. Irak’ın üçte biri Şii İran’ın, yaklaşık beşte biri de bölücü örgütün hâkimiyetine geçti.

İdeoloji ihracının tadına varan Humeyni rejimi, bölücü örgütün İran ve Irak’ta faaliyet göstermesini samimi şekilde engellemediği gibi Irak ve Suriye’de Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler adıyla vekalet savaşçı unsurları kurdurup sahaya sevk etti…

7 Ekim 2023’te çıkan Filistin-İsrail Harbi’nde İsrail, Gazze’de zalim bir soykırım yaparken bunların hiçbiri işe yarar hiçbir şey başaramadı. Aksine neredeyse dağıldılar sadece adları kaldı. Ankara, bugün "Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge" inşâsı için sahada ve masada hummalı bir faaliyet gösterirken Tahran, bölücü örgütün uzantısı PJAK ile alakalı olarak hâlâ ayak sürümekte.

Bu yanlış siyasetler, ülkede ticarî, iktisadî hayata menfi şekilde tesir etti. İran, petrol ülkesiyken bugün petrole muhtaçtır. Kalkınma hızı durmuş, kişi başına düşen millî gelir sembolik hâle gelmiştir.

Bütün bunlar, halkta hoşnutsuzluğa yol açtı. Basra-Aden-İskenderun Körfezleri arasında bir Şii hilâli ham hayalindeki rejim, bugün varlığını koruyamaz hâle gelmiştir. Emperyalizmin emeli, İran’ı, yeniden laikçi malzemelerle Batı’ya bağımlı kılmaktır. İran, mutlaka esaslı ve cesur bir nefs muhasebesi yapmalıdır.

Yaşayacağı bir müdahale, kendisi için felâket, bölge için büyük sıkıntı sebebi olur. Türkçede "ana gibi yâr Bağdad gibi diyâr olmaz!" denirdi. Bu deyişin ne denli doğru olduğunu 1996 ziyaretimizde yaşamıştık. Ama işgal, Bağdad’ı mahvetti.

Lisân-ı Fârîsi’de de "Isfahan, nısf-ı cihân" İsfahan, cihanın yarısıdır, denir. Korkarız ki o da Bağdad’ın akıbetine uğrar.

Hâşim-i Rafsancâni, reis-i cumhur seçildiğinde Türkiye’den dâvet ettiği iki kalem erbabından biri olarak İran’a ve halkına şunu tavsiye ederiz: Siz, eğer aşağıdaki şu taassubu terk etmezseniz, bugün ABD-İsrail saldırısını yaşamasanız bile yarın muhakkak bir başka taarruza mâruz kalırsınız:

Gelin tövbe edin! Dört Büyük Halife’nin üçüne ve Sevgili Peygamberimizin -aleyhi’s selâm- mübârek zevcesi Hazreti Aişe validemize, bazı Sahabilere hakaret etmekten mutlaka vazgeçin...

Rahim Er / Türkiye Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat