TRT’yi tebrik ederiz

  • GİRİŞ24.01.2026 09:55
  • GÜNCELLEME24.01.2026 09:55

Bizim nesiller için TRT, aynı zamanda buruk bir hatıradır. Bugün -Allah, nazardan saklasın- başarıdan başarıya koşan TRT, o dönemlerde Tek Parti Zihniyetinin ideolojik yılmaz savaşçısı edâsıyla değerlerimizle kavgalaşırdı. Devrin TDK’sı gibi TRT de masabaşı uydurma Türkçesine kapılmış olarak hâlis ve temiz Türkçeye kıyardı. O bunu yaptıkça, varlık hikmetlerimizin vefalı müdafiî Necip Fazıl, Ahmet Kabaklı, Tarık Buğra, Ömer Öztürkmen… gibi çok sayıda yazar, seslerini duyurabildikleri sütun ve mikrofonda kalem ve kelâmlarıyla yer yer de sertleşerek TRT’yi aklıselime, doğru yola ve insafa çağırırlardı.

25-30 yıl öncelerine kadar gelen ve hatırlanması bile insana azap veren o kötü dönem, çok şükür şimdi sislerin ardında ve araştırmacıların ilgi alanında…

Böyle bir girişi, aşağıda bu yazının kaleme alınmasına da vesile olan muvaffakiyetinden dolayı tebrik ettiğimiz TRT’nin adı geçen esere attığı imzanın ne denli değerli olduğunu anlatma muradıyla yaptık…

Sohbet, mademki dünden nakillerle başladı öyle ise bu defa buruktan da öte ve şu günkü saklı gündemle çok yakından alâkalı acı bir hatırayla devam edip ondan sonra TRT’ye Muhammedî Gül kabilinden bir demet tebrik buketini uzatalım:

1996/97 yıllarıydı. TGRT’de Entellektüel Boyut adıyla bir haber tartışma programı hazırlayıp-sunuyorduk. Haber merkezlerini birden Çin mezalimi haberleri doldurdu. Maocu Çin, Uygur Müslüman Türkü’ne bugün Siyonist Yahudilerin Gazze’de yaptıkları cinsten korkunç zulümler yapmaktaydı. Şimdilerde Gazzeli mazlum ve mağdurların fotoğraflarına bakamadığımız gibi bir şekilde Türkiye’ye kadar gelen o fotoğraflara da bakamıyorduk. Yürekler dayanmıyordu…

Faciayı derhal canlı yayın programımıza aldık. Uzman konuklar dâvet ettik. Program başladığında yaptığımız açış konuşmasından sonra misafirlerimize söz vermeye başladık. Gerçekler, bir bir gözler önüne seriliyordu. Bir süre geçmişti ki Çin’in Ankara Büyükelçisinin telefonla programa bağlanmak istediği bize bildirildi. Kabul ettik ve söz verdik. Başladı konuşmaya… bir müddet dinledikten sonra devreye girerek Şarkî Türkistan’da yaptıkları zulüm ve insan haklarına aykırı icraatları tek tek sıralamaya başladık, dediklerini belgeleriyle yalanladık. Sonra o ayrıldı, biz programa devam ettik…

Bir ay sonra işittik ki Pekin yönetimi temsilcilerini geri çekerek başka birini sefir olarak göndermiş. Herhalde olması gereken buydu. Kendini bilen, tecrübeli bir elçi, görev yaptığı memlekette canlı yayında televizyona bağlanarak bu duruma düşmezdi. O, ünvanına güvenerek hamle yapmış fakat dersini almıştı…

Program videosu arşivimizdedir…

Bu hatıralar, TRT’yi tebrikimizin ne denli gerekli olduğunun gerekçeleridir:

Çin’in on yılardır; Uygur Türkçesiyle “Şarkî Türkistan” denen Doğu Türkistan’ımızda çocuk, kadın, aile, mahremiyet, demeden hukuk ve hürriyet tanımadan Uygur Türkü kardeşlerimize yaptığı zulümleri görerek Mehmed Fetihler Sultanı adlı dizide sanatın zarif ve güçlü üslubuyla verilmesi gereken mesajı veren Türkiye’mizin sesi TRT’yi , senaristleri, yazarları, oyuncuları ve emeği geçenleri can u gönülden tebrik ederiz…

Bu vâdide, bu sahada TRT’nin mes’uliyeti büyük, işi çok, vazifesi azizdir. Çağrı filminin merhum yönetmeni Mustafa Akad’ın oğlu Malik’e söylediğini bir defa daha tekrar edeceğiz:

-Kamera, kalemdir!..

Bu söz, doğrudur.

Bu doğru sözü bir cümleyle pekiştirmek isteriz:

-Kalem, kelam ve görüntü, yeri gelince kurşun gibidir!..

Asla gafil olmamalı:

Ülkemiz, teknikte, teknoloji, sanayide, bayındırlıkta, sağlıkta vs. kalkınırken yolumuzu kesemeyenler, milletçe mânevî çöküntüye uğrayalım diye evleviyetle gençliği hedefe alarak var güçleri ve olanca şeytanîlikleriyle çalışmaktalar. Bir kısım kanallar, bu yıkımın taşeronu, vekâlet milisleridir. Şu pis bir sel gibi ortalığa saçılan, aldatma, ahlâksızlık, dolandırıcılık, uyuşturucu, kumar, bahis… furyasının özendirici ve telkin yoluyla teşvikçisi onlardır.

Böylesi, yıkıcı taarruzlara karşı TRT milletimizin îmân, fikir ve hissiyatına tercüman olan san’at bakımından mükemmel cihanşümul çapta millî ve yerli yapımlara daha çok ağırlık ve daha çok yer vermeli; ekranı âdeta Süleymaniye kürsüsü sıcaklık ve samimiyetiyle kurtarıcı el olmalıdır. TRT, kendini emri-bi’l mârûf ve nehyi ani’l münker yapmakla mükellef olduğu şuurunu hiç ihmal etmemelidir. İyiliği, doğruyu gösterip, kötülüğü ve şerri engellemek, mezâlimi, zalimi ve soykırımı haber vermek, mazlumların sesi olmak, bin yıldır İslâma şan ve şerefle Sancaktarlık yapan bu seçkin Türk Milleti’nin en gözde kurumlarından olan TRT’mizin kutlu vazifesidir.

Taş atanlara, hırçınlık yapanlara oralı olmamalı, aldırmamalı. Bu saldırılar, millî kurumumuzun doğru yolda olduğunun isbatıdır…

Rahim Er / Türkiye Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat