Sevgi, sermayedir...
- GİRİŞ21.02.2026 09:33
- GÜNCELLEME21.02.2026 09:33
Türkiye’mizin daha doğrusu Ezân-ı Muhammedî’nin semâlarında şavkıdığı her iklimin, 22 Şubat 2013’te kaybettiği merhum Enver ağabey…
Niçin "Sn. Ören" veya "Enver Bey" veya "Türkiye gazetesinin patronu Enver Ören Bey" gibi sıfat yahut cümle kullanmayıp da "Enver ağabey" dedik?
Çünkü:
Merhum, nev’î şahsına münhasır bir şahsiyetti. Son derecede mütevâzı, güler yüz ve tatlı dilli bir gönül ve sohbet insanıydı. Allah için engin gönüllük göstereni, Allahü teâlâ yükseltir inancını hatmetmiş ve hazmetmiş dâvâsının eri bir değerdi. Az evvel tanışmış olsa da büyük-küçük herkese ismine "abi" kelimesini ekleyerek sıcak bir samimiyetle hitap ederdi. Malumdur ki yazıdan ziyâde telaffuzda "abi" diye kısalmış bu Türkçe kelime "ağa" ve "bey" kelimelerinin terkibidir. Kelime, buradan gelir ve aslında muhatabına sorumluluk yükler.
İhlas ortamının ilk varoluşu, nice çileli zamanlardan sonra çınarlaşan Türkiye gazetesidir. Gazetenin bir-iki bin basıp postayla dağıtıldığı günlerde de on binler, yüz binler bastığı, milyon tirajı aştığı, müessese, türlü şirketlerle holdingleştiğinde de O, hep aynı Enver ağabeydi. "Enver abi" İhlas çatısı altındaki herkes için teminat sebebiydi. Dile gelmese bile çalışanların düşüncesi oydu ki "haksızlık yaşamam ama yaşarsam Enver abiye giderim!" Bu insan, ne kendisi, kimseye patronluk intibaı verdi ve ne de mesâi arkadaşları bir güne bir gün bunu hissettiler. Biz, hiçbir gün patron Enver Ören’i tanımadık! Öyle olsaydı; bu kadar seveni olmazdı, müessese bu denli büyümezdi. Cağaloğlu’nda küçük bir iş hanının bir katında başlayan bu hizmet faaliyetiyle aslında Bâb-ı âliye yeni bir üslub gelmişti. Ahali ve münevver yahut halk-aydın yabancılaşması bitiyor, yerlilik, bizdenlik değerleri yükseliyordu. Tanzimat’tan bu yana yabancılaşmanın rüzgârında savrulan "Bâb-ı âli" denilen basın câmiası, bu ruh ve gelişmeyi kavrayamadığı için bu bir avuç Anadolu çocuğuna dudak büküyor, yukarıdan bakıyor, gazetenin elden dağıtılmasını hafife alıyordu. Şimdi ise gıpta edilmekte. O devirlerde anlamaları beklenemezdi. Onlar, banka kredileriyle sermaye kurarken Türkiye gazetesi, sevgiyi sermaye edinmişti. Enver ağabey, birlikte çalıştığı mesâî arkadaşı olsun, dâvâ arkadaşı olsun… kim olursa olsun insanları kırmaktan, incitmekten, üzmekten son derecede sakınırdı. Onlar da aynı ihtimamı kendisine karşı gösterirlerdi. Asla riyakârlık, yapmacıklık yoktu. Enver ağabeyle 40 yıl birlikte akıl, fikir ve gönül teri döktük. Bu zaman zarfında hiçbir gün, hiçbir insanı kırıp üzdüğünü, paylayıp azarladığını, görmedik. Fark etmeden olunca da özür dilemekten hiç çekinmedi. Lügatinde âdeta "hayır!", "olmaz!" gibi kelimeler yoktu. Kalb burukluğu ile maddiyat kaybı çakıştığında ikinciyi fedâ ederdi. Bu dediklerimize defalarca ve defalarca şahidiz.
Nadiren şöyle derdi: "Ben, gündüz güler gece ağlarım…" Son görüşmemiz Washington, DC’den döndükten sonra 7 Aralık 2012’de evinde olmuştu. Baş başa konuşuyorduk. Bir sebeple bu sözü hatırlatmış ve "sizi, şimdi daha iyi anlıyorum" demiştim. Bâzı gerçekler vardır ki onları, zaman ortaya çıkarır. İyilik dolu böylesi bir güzel insan, bile elinden tutup hayal edemeyeceği bir yerlere getirdiği birilerinin zehirli hançerine mâruz kaldı...
Şu tarifi yapmak iltifat değil hakkı teslimdir:
-Enver Ören, insanın eşref-i mahlûkat; bütün yaratılmışların en yücesi olma keyfiyetini hakkıyla idrak edip üslûbunu buna göre tanzim etmiş, İslâm ahlâkıyla ahlâklanmış seçkinlerden biridir…
Buna "Yunusça hayat!" denemez mi?
Yunus Emre Hazretleri, duygularımızın tercümanıdır.
Türkçenin Sultanı şöyle diyor:
Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü!
Bu murassâ mısrâı, dünya durdukça terennüm edilecek bir sehl-i mümtenidir, sâde fakat geçilemez bir derya.
Enver ağabeyin Yaradan’ın aşkıyla yaratılmışa muhabbet duyduğunun çok yakından şahidiyiz…
40 yıl içinde nice makul, aklı başında veya çılgın tekliflerimizi masaya yatırdık. Fakat bir hizmet var ki onu biz, teklif etmedik; O, talimat verdi. Bir gün yekten şöyle demişti:
-Peygamberimizin hayatını yaz…
35 yaşındaydım. Birçok şey yazabilirdim.
Şanlı Peygamberin -aleyhi’s selâm- hayatını yazmaya cesaret edemezdim. Hata etmekten korkardım.
Sevgili Peygamberim Siyer-i Nebî diye nihâî şekline varan o hacimli eserin doğuşu böylece gerçekleşti.
Hayatımın en büyük hediyesi ve en kıymetli hizmetidir…
Ağabeyimizi rahmet ve muhabbetle yâd ediyoruz.
Mekânı cennet, makamı âli olsun.
Âmin.
Rahim Er / Türkiye Gazetesi
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol