Rutkay Aziz gibilerin tek “tasa”sı “kasa”sıdır!

  • GİRİŞ10.01.2019 14:53
  • GÜNCELLEME10.01.2019 14:53

Malum, Türkiye’de kendisini “aydın” diye pazarlayan bir kesim var. Bunlar, halkçı olduklarını iddia etseler de aslında halktan son derece kopukturlar. Mezkur tipler, iştigal ettikleri alanlarda bir baltaya sap olamadıkları için, çareyi hep ideolojik tartışmalar başlatmakta bulurlar. Söyleyecek bir sözleri bulunmadığından olsa gerek, ara sıra kafa çıkarıp herze üstüne herze yumurtlarlar. “Entelektüel dediğin muhalif olacak, iktidara karşı çıkacak” teranesinden hareketle, kendilerine sürekli bir meşruiyet zemini oluşturmaya çalışırlar.

¥

Çok açık ki, sözünü ettiğimiz bu sözde aydın, özde karanlık tayfa, varlıklarını belli semboller üzerine bina etmiş vaziyette. 

Mahut cenahın kahir ekseriyetinin alamet-i farikası aynı: Hem ayyaş, hem çağdaş olmaları. 

Tuhaf ama gerçek; bunlar, içki içmeyi ve modern hayat tarzını rejimin teminatı, laiklik ilkesinin ayrılmaz bir parçası olarak addediyorlar. Böyle olduğu içindir ki, bazen, halkı “bidon kafa” diye aşağılayan Yılmaz Özdil gibi “Samimiyetle söylüyorum, Tayyip Erdoğan bir tane bira içmiş olsaydı bugün çok daha iyi bir Türkiye olurdu” diye sayıklıyorlar, bazen de bu yazıda konu edeceğimiz aydın-sanatçı bozuntusu Rutkay Aziz’in yaptığı türden, “Cumhurbaşkanı gitsin bir Mozart, bir Beethoven dinlesin. Belki iyi gelir” zırvasını ortaya atıyorlar.

Hatırlayın, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de öyle yapmamış mıydı? Beethoven’ın 9. Senfonisi için “İşte çağdaşlık buuuu!” diye yırtınarak çağdaşlıkla senfoni dinlemek arasındaki o derin mi derin(!) korelasyonu gözler önüne sermemiş miydi?

¥

Görüyorsunuz, bu kafa, bir yandan “Bireylerin hayatına karışmayı özgürlük sanmadığımız gün kazanacağız” diye beylik laflar edip, diğer yandan ise söylemlerinin tam tersini eyleme dökmekten çekinmeyen bir kafa.

Bu kafa, hem özgürlükçü geçinip, hem de insanların nasıl yaşaması gerektiğine burun sokan, onların bireysel tercihlerine tereddüt etmeden müdahalede bulunan hastalıklı bir kafa.

Rol aldığı bütün işlerde, umumiyetle kendi narsist kişiliğini canlandıran Rutkay Aziz nam burnu havada monşer de şüphesiz ki bu kafanın azılı bir temsilcisi.

Evet, bu sözde sanatçı, dün canı pahasına savunduğunu söylediği hemen her görüşü, bugün ayaklar altına alabilecek tıynette birisi.

Kendisi, bir yandan halkın sanatçısı olduğunu, anti kapitalist bir ruh taşıdığını iddia edip, diğer yandan ise en büyük kapitalistlerin banka reklamlarında boy gösterebiliyor.

Bir taraftan “Kuşkusuz, ben de emeğiyle yaşayan bir insanım. O nedenle ay sonunu düşünmeme gibi bir lüksüm yok. Biz, ‘En yüce değer emek’ diyerek büyüdük, ama en yüce değer paraya dönüştü bu ülkede” diyerek ajitasyon yapıp, diğer taraftan çeşitli projelerden milyonlarca lirayı tek kalemde cukkalayabiliyor.

Gerçekten ilginç değil mi?

Asıl ismi Aziz Rutkay olan bu eleman, aynı anda hem “12 Mart’ta ve 12 Eylül’de bile soldan bu kadar dönek çıkmamıştır” tespitini ortaya koyup, hem de 12 Mart ve 12 Eylül’de solcuların burunlarından getiren askerlerle karşılıklı oturup çay içme lüksüne erişebiliyor.

Baksanıza, bir yandan anti militarist olduğunu söyleyip, diğer yandan da darbe çığırtkanlarının mitinglerinde boy gösterebiliyor.

Üstüne üstlük, pişkin bir edayla piyasaya çıkıp, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sanatçılarla ilgili sık sık “müsvedde” ifadesini kullanmasını eleştirebiliyor.

¥

Madem “müsvedde” ifadesine karşı gereksiz bir “hassasiyet”i var, o halde biz kendisine “müsvedde” demeyelim. Sadece, 80’li yıllarda Ruhi Su’nun saf değiştirenler için kendisine söylediklerini hatırlatmakla yetinelim.

Ne diyordu Ruhi Su: “Rutkay evladım, bazı insanlar özüne dönmek için bazı tarih ve dönemleri beklerler.”

Anlaşılan, Rutkay efendi de özüne “dönmek” için bugünleri bekliyormuş. Zira “yatak odasındaki kasası”nı “solcuların tasası”na tercih etmesinin başka bir izahı olamaz.

Değil mi?

YENİ AKİT GAZETESİ

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat