Devrilen Amerikan duvarı
- GİRİŞ11.04.2026 09:06
- GÜNCELLEME11.04.2026 09:06
Eğreti bir ateşkesle durdurulan savaşın ardından; küresel stratejistlerin “kim kazandı, kim kaybetti” sorusu etrafında yoğunlaşması işin doğası gereği. Ancak günlük taktiksel okumaların ötesine geçip dumanlar dağıldığında ortaya çıkan asıl manzaraya bakmalıyız. Orada rafineriler, kritik merkezler ve sivil alanların vurulmasından çok daha derin bir kırılma görüyoruz. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yeryüzüne nizam veren Amerikan mehabeti, Hürmüz’ün sularında ağır bir yara aldı.
Siyonist aklın Oval Ofis’te pazarladığı “hızlı zafer” ve “rejim değişikliği” hayallerinin peşine takılan Trump, diplomatik saygınlığı yanında “süper güç” korkusunu da kendi elleriyle yıktı. Savaş, ABD’nin askeri sınırlarını tüm çıplaklığıyla ortaya döktü. Ortaya çıkan bu gerçeklik, yıllardır dünyaya korku salan o Amerikan kartalının pençelerinin eski kudretini kaybettiğini ispatlıyor. Amerika askeri bir güce sahip olsa da, bu gücü kalıcı bir siyasi zafere dönüştürecek devlet aklından giderek uzaklaşıyor. Hele Trump ile birlikte, sabah dediğini akşam inkâr eden, öngörülemez ve tutarsız bir liderlikle ABD’nin itibarı her geçen gün yerle yeksan oluyor. Küresel ölçekte ABD’ye duyulan saygı tamamen kayboldu. Artık ülkelerin temel endişesi Washington’un güvenlik şemsiyesine sığınmak değil, devrilmekte olan bu duvarın altında kalmamaktır.
Bu hukuksuz savaş, aynı zamanda Atlantik’in iki yakasındaki güven iklimini de derinden sarstı. Avrupa, ABD’nin İsrail’e endeksli bölgesel hesapları uğruna kendini sonu belirsiz bir maceraya sürüklemesine sıcak bakmamıştır. Bu durum ABD için tam bir hayal kırıklığı olurken, NATO-ABD ilişkilerinin de bu saatten sonra çok daha farklı bir boyuta evrileceğinin habercisidir. Nitekim İngiliz jeopolitik okumasının temsilcilerinden New Statesman dergisinin tespiti sahadaki gerçeği tek cümlede özetliyor: “Savaşın en önemli sonucu, Amerikan imparatorluğu fikrinin ölümü olacaktır.” Aynı şekilde The Guardian’da Amerikan dayatmasının faturası çok net bir şekilde yüzlere çarpılıyor: “Bu, ABD için stratejik bir yenilgi ve yankıları on yıllar boyu sürecek.”
Hezimetin itirafları savaşı kışkırtan İsrail cenahından da geliyor. Yedioth Ahronoth sayfalarında “Kamuoyuna hayaller satıldı, Netanyahu’nun dünyaya verdiği tüm mesajların içi boş ve temelsiz olduğu ortaya çıktı” satırları okunuyor. Haaretz cephesinde ise, hiçbir siyasi hedefi gerçekleşmeyen İsrail’in küresel sistemde dışlanarak “bölgesel bir Kuzey Kore” gibi izole bir yapıya dönüşme tehlikesi yüksek sesle konuşuluyor. “Yenilmez ordu” efsanesi, kendi kurdukları o kanlı sahnenin altında can verdi.
İşin ekonomik ve yapısal boyutu ise askeri yıkımdan çok daha şiddetli. İran, Hürmüz Boğazı’nın ümüğünü sıktığında aslında küresel sistemi nasıl tek hamlede felç edebileceğini gördü. Bunu dilediği zaman bir koz olarak kullanabileceğinden emin oldu. Yıllık 2 trilyon doları aşan devasa bir hacimle küresel hegemonyanın can damarını oluşturan petro-dolar sistemi ağır bir yara alırken, küresel sistemde yeni ve güvenli enerji/ticaret koridoru arayışlarını kaçınılmaz bir mecburiyete dönüştürüyor. Bu vahim tablo karşısında; Basra’daki Büyük Faw Limanı’ndan başlayıp Irak’ı boydan boya geçerek Mersin ve İskenderun’a, oradan da Avrupa’ya ulaşacak olan “Kalkınma Yolu” projesinin hayata geçirilme kararlılığı daha da güç kazanacak. Türkiye merkezli bu hat, küresel sisteme nefes aldıracak. Zengezur koridorunun da hızla ete kemiğe büründüğünü gözleyebiliriz.
Tüm bu kriz anında bölge ülkeleri de ABD’nin güvenlik şemsiyesine iki sebepten ötürü güvenmeyeceklerini tecrübe ettiler. Birincisi; Washington’ın askeri kabiliyetlerinin yeni savaş konseptinden hızla uzaklaştığı ve yetersiz kaldığı gerçeği. İkincisi ise; mesele İsrail’in çıkarları olduğunda ABD’nin Körfez’i hiçbir ahlaki kurala bağlı hissetmeksizin bir çırpıda feda edebileceğidir.
Savaşın bölgesel denklemdeki bir diğer fiyaskosu, ABD’nin Türkiye’yi karşısına alma pahasına ‘terör aparatları’ üzerinden kurduğu stratejinin iflasıdır. Türkiye’nin ‘terör, gün gelir kendisini besleyen eli de vurur’ uyarısı haklı çıkmış; vekil örgütlere verilen silahların karaborsaya düşmesiyle, terör üzerinden kurgulanan bu proje kendi kazdığı kuyuya düşmüştür. Bu kriz aynı zamanda, ABD’nin emperyal çıkarları uğruna bölgedeki Kürtleri nasıl pervasızca ateşe attığını da kanıtlamıştır. Tam bu eşikte, Türkiye’nin bu coğrafyanın çocuklarını korumak için sergilediği duruş; kimin dost, kimin düşman olduğunu tarihe kazıyan bir turnusol kâğıdı olmuştur.
İşte tam bu noktada; kaba gücün iflas eden tahakkümüne karşı, tarihi derinliği ve sarsılmaz devlet aklıyla Türkiye; yeni bölgesel güvenlik mimarisinin ve güvenli liman arayışının yegâne alternatifi olarak bir kez daha öne çıkıyor. Bölgenin istikrarı, yabancı üslerden kadim medeniyet kodlarına geri dönecektir.
Özetle; Washington’un ve Tel Aviv’in namluların gölgesinde dizayn etmeye kalktığı bu savaş, sahada sadece bir ateşkesle sonuçlanmadı; küresel ölçekte bir psikolojik devrim yarattı. İnsanlık, emperyal zorbalığın aşılmaz olmadığını gördü. Zira kaybedilen şey sadece bölgesel bir inisiyatif değil; bir daha asla eskisi gibi tesis edilemeyecek olan sahte Amerikan mehabetidir.
Refik Tuzcuoğlu / Yeni Akit Gazetesi
Yorumlar2